![]() |
![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
İçe kıvrık vizyonSon on yıl içinde Türkiye'de olur olmaz her durum için başvurulan sihirli kelime haline geldi globalleşme (globalization). Buna rağmen kamuoyunu oluşturan başta medya olmak üzere değişik iletişim kanallarının ve vitrindeki aktörlerinin ilgileri ise sanılanın aksine fazlasıyla içe kıvrık bir görüntü veriyor. Uluslararası sistemin gittikçe birbirine daha da entegre hal aldığı, küreselleşmenin kaçınılmaz bir sürece dönüştüğü genelde kabul gören bir yaklaşım. Gerçekten de artık gelişmeleri rijit bir ayırıma tâbi tutarak iç politika sorunu ya da salt dış politika sorunu olarak ayırmanın imkan kalmamıştır. Gazete ve televizyonlarda dış politikaya ilişkin haber ve yorumların az sayıda ilgili ya da uzmanları tarafından izlenen bir bölüm olduğu düşünülür. Hele televizyon yayıncılığının haber dilinin iyice haber olmaktan magazinleşmeye çevrildiği gözönüne alındığında dünyadaki gelişmeleri ortalama bir vatandaşın izlemesinin imkanı yok gibidir. Dünya gündemine ilişkin haberler ismini bile bilmediğiniz bir adadaki şempanzenin biberonla nasıl süt emdiği ile sınırlıdır. Gazetelerde ise dış haberler sayfası kalmamış gibidir. Bırakın diplomatik gelişmeleri ve dünya gündemini takip edecek uzman gazetecilerin yetişmesini, olayları doğru okuyacak deneyim sahibi dış politika, strateji bilen köşe yazarı yok denecek kadar az. Olur olmaz her sorun karşısında önümüze konan, Asya ve Avrupa arasındaki en tehlikeli kriz bölgelerinde bulunması(yla övündüğümüz) Türkiye'nin iç politika ve dengelerinin global ve bölgesel çekim alanlarının etki altında olmaması düşünülemez. Dünya sisteminin gittikçe birbirine entegre olduğu bir süreçte, tarihi, kültürel, ekonomik potansiyeli ile gözden ırka tutulması mümkün olmayan bir ülkenin kamuoyunu oluşturan aygıtları ellerinde tutanların, iletişimin bunca alışkanlığına rağmen kendi halkını dışardan soyutlayabilmesini izah etmek güç. İçe kapanmışlığın getirdiği dar görüşlülük; olayları geniş perspektiften bakabilme, dünyadaki gelişmelerin ülkenin bulunduğu özel konumla ilişkilendirme ve daha da önemlisi bölgesel ve global gelişmelerin günlük hayatımızı, içinde bulunduğumuz siyasal yapıyı nasıl ve ne yönde etkilediğini görmemizi engelliyor. Uluslararası sistemin aldığı yeni yapılanma, Türkiye'nin uluslararası bağlantıları sanıldığında daha etkin biçimde bizi etkilemekte geleceğimize yön vermektedir. Söz gelimi, Türkiye'nin NATÜ üyesi olması ile bazı çevrelerde paranoyak bir korkuya dönüşen irtica kampanyaları arasında doğrudan ilişki olmaması düşünülebilir mi? Soğuk savaş sonrası komünizmin yerine en büyük tehlike olarak fundamantalizmin yükselişi tesbitini yapan dünyanın ayakta kalan en güçlü askeri paktının tek Müslüman ülkesinin iç politikasının bundan etkilenmemesi ya da iç dizaynını bu çerçeveye uygun biçimde düzenlenmemesini düşünmek mümkün müdür? "Medeniyetler çatışması" tezi ile bu korkunun teorik temellerini atan ABD ve ittifakın Türkiye'ye hiç ev ödevi vermediğini düşünmek dünyaya gözlerini kapatmakla mümkün olabilir ancak. Aynı bağlamda Türkiye'nin müttefiklerine karşı bile yumuşak karnı haline gelen insan hakları ve düşünce özgürlüğü gibi konularda din özgürlüğünün neden atlandığını bu genel çerçeveyi görmeden anlamlandırmak mümkün değildir. Nasıl banka operasyonlarını ve yaşanan ekonomik krizleri, enflasyonu, hatta ekmeğe yapılan zammı IMF'ten bağımsız düşünemiyorsak siyasal ve sosyal gelişmeleri, yaşanan çalkantıları tümüyle dış etkilerden ayrı olarak ele almamız mümkün değildir. Amerika'ya yaklaştıkça totaliter eğilimlerin, Avrupa Birliği'ne yaklaştıkça dağılma korkusunun artması, aslında her iki kutbun Türkiye'deki uzantılarının bir biriyle çekişmesinden başka bir şey olmasa gerektir. Tazminattan bu yana yaşanan batılılaşma eğilimlerinin temel çelişkisi bu olmuştur: Bir yanda her şeyin dışardan gelen etki ve telkinlerle idare edildiği saplantısı, diğer tarafta kurtuluşu güçlerden birine kapak atmakta uman, barındırdığı gücü küçümseyen elitist yabancılaşma. Türkiye dünya siteminin aldığı yeni biçimden ne kadar etkileniyorsa o kadar da etki ve alternatif güç üretme yeteneğine de sahiptir. Bu yetenek de sistemin meşruiyetine olan güvenle doğru orantılıdır. Meşruiyet krizi, ekonomik krizi gibi kemer sıkmakla geçiştirilemez çünkü.
aemre@kaynet.net.tr
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|