![]() |
![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Kim düğmeye bastı?Polis, acaba bir birikim neticesinde kendiliğinden mi patladı; yoksa, tepkileri kanalize eden birileri mi gelişmeleri hazırladı? Bu sorunun kolay kolay cevabını verebileceğimizi sanmıyorum. Basın toplantısında, Ecevit'in sarfettiği cümleler, onun da endişeli olduğunu gösteriyordu: "Birileri düğmeye basmış olabilir" Aman, tahriklere kapılmayalım! Zaten Türkiye hassas bir dönemden geçiyor. Bir yanda ekonomik kriz. Öte yanda ölüm oruçları... toplumu tepkiye sürükleyen af... Ve polisin sokağa dökülmesi. Gelişmeler
Komplo teorileri üretmeğe meraklıysak, her şeyin Avrupa Katılım Ortaklığı Belgesi ile başladığını söyleyebiliriz. "Kıbrıs'ta taviz verildi mi, verilmedi mi?" sorusu gündeme geldi. Denktaş'a müzakerelerden çekilmesi telkin edildi. MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun ve yardımcısı Mikdat Alpay sürpriz bir şekilde 4 gazeteciye konuşarak Kürtçe televizyon ve eğitimi savundu. Hatta askerlerin bile bu gelişmelere yeşil ışık yaktığını söyledi. Ecevit ve Yılmaz, bu iki bürokratın konuşmasına destek verdiler. Arkadan sıra Genelkurmay'ın iddiaları yalanlamasına geldi. Aksine, asker, Kürtçe televizyonu fevkalâde tehlikeli buluyordu. Bu beyanların tam da Ecevit'in Nice'te bulunduğu güne rastlaması talihsiz bir tesadüftü. Ecevit, Avrupa Birliği'ne üye ve aday ülkelerin devlet ve hükûmet başkanlarıyla fotoğraf çektirirken, Avrupa Birliği'nin taleplerinin PKK'lıların talepleriyle örtüştüğünü(!) öğreniyordu. Bu sırada, ölüm oruçları ve açlık grevleri gitgide yaygınlaştı. Adalet Bakanı'nın F tipi cezaevi uygulamasını erteleme kararı yetmedi, yeni istekler ortaya çıktı. Belli ki amaç, üzüm yemek değil bekçi dövmekti. Affın toplum vicdanında yarattığı tepki, bardağı taşıran son damla oldu. Özellikle polis memurları açısından. Polis, üvey evlât muamelesi gördüğü intibaına kapıldı. İşkenceci polisi af kapsamının dışında bırakmak için Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk'ün ağırlığını koyması da, haksızlık duygusunu derinleştirdi. Zira, çok sayıda polis memuru, gerçekten işkence yaptığı için değil, yasa dışı örgütün şikâyeti üzerine yargılanıyor. Belki 4 bin civarında polisin, işkence ithamıyla karşı karşıya bulunduğu belirtiliyor. İlgililer, büyük çoğunluğun iftiraya uğradığı kanaatinde. Ama polisin haklı sebebi olsa dahi, sokağa dökülmesini tasvib etmek mümkün değil. Et kokmasın diye tuzlarsınız. Ya tuz kokarsa? Biri düğmeye bastı
Gene yazımın başındaki soruya geliyorum. Acaba polis kendi kendine mi harekete geçti, yoksa arka planda başka gayretler mi var? Türkiye sanki dört bir yandan istikrarsızlığın içine itiliyor. Ecevit bile "Biri düğmeye bastı" dediğine göre, herkesin şüphe etmeye hakkı var. Ama kim bu düğmeye basan? Sorumlu mevkide olanların daha açık konuşmaları gerekmez mi? Meselâ, Avrupa Birliği'ne girmemizi istemeyen mihraklar mı düğmeye bastı? Bir yandan Kıbrıs sorununu mübalağa ederek, öte yandan demokratikleşme taleplerini irticaya ve bölücülüğe hizmet gibi takdim ederek, Türkiye'nin yoluna taş koymaya çalışanlar mı var? Anayasa Komisyonu'ndan 69'uncu madde değişikliğini geri çekenler, düğmeye basanlara hizmet ediyor olmasın sakın! Anayasa Komisyonu
Fazilet Partisi'nin kapatılması çabaları da son bir haftada hız kazandı. Genelkurmay Başkanı "Parti kapatılması zorlaştırılmasın" telkininde bulunurken, Anayasa Mahkemesi'nin 6 üyesinin, parti kapatmayı zorlaştıran Siyasi Partiler Yasası'nın 103'üncü maddesinin 2'nci fıkrasını iptâl etmesi bir rastlantı mıydı? Ecevit, Anayasa değişiklik paketini Genel Kurul'a getirmeğe uğraşıyordu. Böylece Fazilet Partisi'nin kapatılma ihtimalinin de önüne geçmiş olacaktı. Dün Anayasa Komisyonu toplandı. Cumhurbaşkanı'nın görev süresini 5+5 olarak sınırlayacak (madde 101), milletvekillerinin özlük haklarını düzenleyecek (madde 86), parti kapatılmasını yeni esaslara bağlayacak (madde 69) ve 12 Eylül döneminde çıkan kanunlar aleyhinde Anayasa Mahkemesi'ne dava açmaya imkân verecek (geçici 15'inci madde) düzenlemeler gerçekleştirilecekti. DYP, milletvekillerinin özlük haklarına ilişkin değişikliğe karşı çıkınca, uzlaşma bozulmasın diye, 86'ncı madde paketten çıkarıldı. Görünüşte 5 parti arasında, bu üçlü paket üzerinde, tam bir mutabakat mevcuttu. Çeşitli televizyon kanallarında, FP'nin kapatılmasını engelleyecek yasal çalışmaların, borsadaki olumsuz beklentilerin önünü kestiği belirtiliyordu. Ne oldu, ne bitti; işe rıfailer mi karıştı, bilinmez. İktidar partileri, DYP'nin de desteğini alarak, Anayasa Komisyonu'ndaki görüşmeleri ertelediler. Öne sürülen sebeb, Anayasa Mahkemesi'nin, Siyasi Partiler Yasası'nın 103'üncü maddesinin 2'inci fıkrasına ilişkin iptâl kararının, Resmi Gazete'de yayınlanmasının beklenmesiydi. Perde arkası
Genelkurmay Başkanlığı'ndan gelen uyarı ile, Anayasa Komisyonu'ndaki ertelemeyi birleştirince, insan, gerekçenin samimiyetine kolay kolay inanamıyor; işin perde arkasını merak ediyor. Acaba, Anayasa Mahkemesi'ndeki, 103/2'yi iptâl eden hâkimler arasından kaçını, Süleyman Demirel atadı? İptâle karşı çıkanlar içinde, Demirel döneminde göreve gelen hiç kimse var mı? Acaba kim ne telkinde bulunuyor? Bu telkinleri güçlendirmek için orada burada düğmeye basanlar mı var? Yoksa, Yüksek Mahkeme üyeleri, takdir yetkileri sınırlandığı için mi, Siyasi Partiler Yasası'nın 103'üncü maddesinin 2'nci fıkrasını iptâl etti? Hükûmetin iyi niyeti
Şimdi hükûmetin iyi niyetini göreceğiz. Anayasa'nın 69'uncu maddesinin 6'ncı fıkrasında yapılmak istenen değişiklik şöyle: "Bir siyasi partinin Anayasa'nın 68'inci maddesinin 4'üncü fıkrasına aykırı eylemlerinden ötürü kapatılmasına, ancak o partinin kanunla belirlenen ölçütlere göre, bu nitelikteki fiilleri işlediğinin yetkili mahkemelerce kesin hükme bağlandığı ve bu kesin hükmün odak oluşturmaya yeterli olduğu hususunun Anayasa Mahkemesince tesbit edilmesi halinde, karar verilir" Yargıtay Başsavcısı Vural Savaş, Türk Ceza Kanunu'nun 141-142 ve 163'üncü maddeleri yürürlükten kalktığı için, mahkemelerde yargılama yapılamayacağını, dolayısıyla hüküm verilemeyeceğini ileri sürerek bu değişikliğe karşı çıkıyor. Ayrıca milletvekillerinin dokunulmazlığı sebebiyle de, hüküm ihdas edilemeyeceği belirtiliyor. Bir uzlaşma ile, daha önce üzerinde mutabakata varılan metin değiştirilebilir. Kesinleşmiş hüküm aramak yerine, başka kıstaslar konulabilir. "Şiddete bulaşmak veyahut şiddeti savunmak" uluslararası kurullarda da kabul gören unsurlardır. Dünyada sadece şiddete bulaşan veyahut şiddeti savunan siyasi partiler kapatılabilir. Tabii bu teklifi, hükûmetin iradesine hâkim olduğunu varsayarak yapıyoruz. Yoksa işin içinde başka işler varsa, birileri düğmeye basmışsa, olumsuz gelişmelerin önünü kesemeyiz. FP kapatılırsa, ölüm oruçlarında insanlar hayatını kaybederse, polisteki huzursuzluk sürerse, cumhurbaşkanı şartla salıverme kanununu veto edip, hükûmeti iyice güçsüz düşürürse, yarınlar bugünü aratır. Avrupa Birliği'ne karşı olan lobi, sandığımızdan da daha güçlü galiba.
nilicak@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim | Dizi |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|