![]() |
![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Amerika'nın 28 Şubat politikasıSiyasal katılıma duyarsız Amerikan vatandaşlarının çok az bir oy farkıyla seçtiği Amerikan Başkanı Bush'un en çok dış politikada neler yapacağı merak ediliyor. Bir dünya gücü olarak ilk yaptığı atamanın dış politika ile ilgili olması bu önceliğin yönetim tarafından nasıl algılandığını da ortaya koyuyor. Oy vermese de dünyanın hemen her yeri seçimlerin sonucu ile kendi geleceğini yakından ilgili görüyor. Genelde Amerika'nın uluslararası politikalarının iktidarlara göre fazla bir değişim göstermediği, Beyaz Saray'a kim gelirse gelsin temel politikalarda fazla bir sapmanın olmayacağı varsayılır. Seçim kampanyası sırasında bazı ülkelerin ismini bile telaffuz edemeyecek kadar dış politika birikiminden yoksun Bush'un Başkanlık koltuğuna oturmuş olması karşısında, "Yarın ne olacak?" sorusuna kimilerince verilen cevaptır bu. ABD'nin izleyeceği uluslararası politikanın iktidar değişiklikleriyle temelden etkilenmeyeceği varsayımı; ne yaptığını bilen, değişen iktidarlara göre şekil almaktan ziyade devlet politikası belirlenmiş bir sistemin varlığını kabul eden bir yaklaşım. Örneğin kim iktidara gelirse gelsin İsrail ABD yönetimlerinin öncelikli ve temel tercihleri arasındadır. İsrail'in güvenliğini ve stratejik konumunu sarsmamak şartıyla Filistin-İsrail ilişkilerine yönelik çözüm arayışları iktidarlara göre değişebilir. İslam tehlikesi sürüyor mu?
Soğuk savaşın sona ermesiyle birlikte İslam karşıtı kampanyaların odağı olarak Amerika gösterildi. Geçen yazımızda da belirttiğimiz gibi, soğuk savaşın bitimiyle birlikte yeni dünya düzenini, 'istikrarı' tehlikeye atacak baş aktörlerden biri olarak İslam fundamentalizmi gösterildi. Bu algılayışın teorik temelleri bile çizildi. Bu algılayışın somut göstergesi Körfez Savaşı'nda kendini gösterdi; Saddam'ın cezalandırılması bölgesel düzeyde kriz çıkartabilecek, yeni dünya düzenine kafa tutması muhtemel odaklara verilmiş mesajdı. Afganistan ve Sudan'ın bombalanması ise en azından sembolik olarak potansiyel İslamcı 'teröre' karşı verilmiş gözdağı olarak algılanmalı. Bu arada, Türkiye'de hem aktörleri hem de mağdurları açısından dünya düzeninin aldığı biçimi tersten okuyan gelişmeler yaşandı. 28 Şubat süreci irtica ile mücadeleyi hedefe koyarak Siyasal İslam'ın sistemi tehdit ettiği öne sürülüp adeta bir sürek avı başlatıldı. Tam bu noktada 28 Şubat'ın mağdurları kendilerini koruması için Amerika'dan gelecek işarete gözünü dikerek, hatta siyasal meşruiyetlerini bile Amerika tarafından 'tanınma'ya bağlayacak bir zemin ve zihin kaymasına uğradılar. Oysa kimilerine göre, İslam karşıtı olarak algılanan uygulamaların global stratejilerden ayrı düşünülmesi mümkün değildi ve ABD'nin desteği olmadan da yürütülemezdi. Amerika mağdurların hem hedefi hem sığınağı haline gelmişti. Bir yanda Amerikan tipi laiklik isteyen ve Türkiye'deki uygulamalara zımmen de olsa dur demesini bekleyenlerle, başlarına gelen tüm belaları Amerika'nın başını çektiği stratejik konsepte bağlayanların aynı uygulamanın mağdurları olmaları ilginçti. Diğer tarafta bir tür McCarty'ciliğe soyunanların uygulamalarını temellendirdikleri argümanların 90'lı yılların başlarında ABD'nin geliştirdiği düşman tanımından ileri gitmediği, en azından bundan cesaret alarak gecikmeli bir uygulamayı yürürlüğe koydukları başka bir boyut. Oysa medeniyetler çatışması ile teorik temelleri atılan anlayış tümüyle olmasa bile değişime uğramış, yeni tanımlamalar ve stratejiler gelişmişti. İşte bu noktada, geçen hafta altını çizerek belirttiğimiz dış politika ile iç politikanın neden bizi yakından ilgilendirdiği veya ilgilendirmesi gerektiği sorusuna bir kez daha vurgu yapmak gerekiyor. Türkiye'deki gelişmeler içinde bulunduğumuz Batı ittifakının stratejik yönelimlerinden ayrı düşünülmese de, aktörlerin kendi konumlarına ilişkin öncelikleri ve statüko kaygıları, "Türkiye'nin özel şartları" nedeniyle farklı biçimler alabiliyor. Oysa yeni anlayış, siyasal etkinliği kırılmış ama tümüyle de yok edilmemiş, daha 'soft' islam anlayışına hayat alanı tanınmasını önceleyen bir yaklaşımı öngörüyor. Bakalım bu yeni dalga Türkiye'deki uygulamaları ne zaman etkileyecek?
aemre@kaynet.net.tr
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim | Dizi |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|