Şenkal Atasagun'la olan ihtilafı yüzünden eski Müsteşar Sönmez Köksal'la çalışmaya başlayan Mehmet Eymür, Washington'a tayin olduktan sonra MİT'le ilişkilerini koparmak zorunda kaldı.
Eymür, 1987'de I. MİT Raporu'yla ilgili tartışmaların yoğunlaşması üzerine Başbakan Turgut Özal'ın da onayıyla amiri ve dostu Hiram Abbas'la birlikte MİT'ten ayrılmak zorunda kaldı. Teşkilata ikinci kez dönüş için Tansu Çiller'in Başbakanlığı'nı beklemek gerekecekti. Çiller, Eymür'ü etkin bir görevde kullanmak istiyordu. Ancak teşkilat içi anlaşmazlıklar Mehmet Eymür'ü direkt müsteşara bağlı yeni bir dairenin kurulması, ya da istifa fikrine yöneltti. Kontr-Terör Merkezi işte bu süreçte ortaya çıktı. Ama merkez hangi alanlarda faaliyet gösterecekti ve çalışma esasları nasıl belirlenecekti? Eymür anlatıyor:
Özel Harp Dairesi
"Ben tekrar göreve döndüğüm zaman ilk çalıştığım yer zaten Kontr-Terör Dairesi değil, aynı paralelde çalışan Özel İstihbarat Dairesi'ydi. Ben buraya Daire Başkanı olarak geldim. Teşkilat içinde bazı komplikasyonlar oldu. Bunun üzerine kendi aramızda toplandık Sayın Müsteşar da dahil olmak üzere. Önlem düşünüldü ve o zamanki Dış İstihbarat Başkanlığı Operasyon Başkanlığı haline getirildi. Bu birimin başına Şenkal Atasagun tayin edildi ve Özel İstihbarat Başkanlığı da Operasyon Başkanlığı'na bağlandı. Ben de Operasyon Başkanlığı'nda başyardımcı haline getirildim. Şenkal bir numara, iki numara da ben oldum. Fakat bu iş yürümedi."
Eymür'ün birlikte çalışana kadar yıllarca dostluk yaptığı Atasagun'la arası bozulmuştu. Peki bunun nedeni iki yöneticinin örtülü makam yarışı mıydı? Eymür, buna kesinlikle karşı çıkıyor ve teknik nedenlerin ayrışmaya neden olduğu fikrini savunuyor:
Şenkal tuhaf davrandı
"Tamamen yöneticinin kişisel tavırlarından kaynaklanan şeylerdi. Sebebi neydi bilemiyorum. Ama o zaman tuhaf tavırlara girdi Şenkal Atasagun. Avrupa'da, Kuzey Irak'ta ve Ortadoğu'da faaliyet gösteren elemanları ben yurtdışı görevindeyken Türkiye'ye çağırdı ve bu operasyonları kapattı. Bu arkadaşlara hırsız muamelesi yapıldı. Hesapları falan incelendi. Arkadaşlar bunun üzerine teşkilattan ayrıldılar. Ondan sonra mesleki ölçülerimizdeki farklılıklardan kaynaklanan birtakım sorunlar başgösterdi. Mesela bu Cemal Kulaksızoğlu'na verilen tüm belgeleri aldırdım. Sonra gidip Şenkal'a söylüyorlar. Belgeleri geri verdiriyor. Böyle birtakım sürtüşmeler oldu. Ben de Müsteşar'a bir dilekçe yazdım. 'Ya beni başka bir göreve alın, ya da benim istifamı kabul edin' dedim."
Böylece Kontr-Terör Merkezi kuruldu ve Mehmet Eymür direkt müsteşara bağlı olarak çalışmaya başladı. Hareket sahası genişlemişti ve artık operasyonlar için start verilebilirdi:
Gerçek başka film başka
"Merkezin başına da ben getirildim. Müsteşara bağlıydı bu birim. Kontr-Terör Merkezi'nden dört arkadaşımız şehit oldu. Operasyonlar filmlerdeki gibi öyle kolay olmuyor. Bir kere yurtdışına göndereceğiniz elemanın devletle ilişkisini gizlemek için sahte doküman tanzim ediyorsunuz. Eğer PKK içine adam sokacaksınız en azından onların sempatiyle bakacağı bir kimlikle gitmesi lazım adamınızın."
Söz dönüp dolaşıp kayıp silahlara geliyordu. Eymür'ün söylediklerinden bu silahların yurtdışında değil, yurtiçinde kullanıldığı sonucu çıkıyordu:
Ümit'e verilen silahlar
"Tabii benim kanaatim o. Kanaatten de öte önümden geçen bilgilere dayanarak söylüyorum. En azından Tarık Ümit'e verilen silahları biliyorum. Abdullah Çatlı'ya silah verildiğini, Korkut Eken Çatlı'dan bunu geri istediğinde de Çatlı'nın 'O bunak kendi işine baksın' diye ona mesaj yolladığını biliyorum. Nurettin Güven'e de bu silahlardan verilmiş. İngiltere'de yakalanan susturuculu silahlar kimin silahı?"
Silahların seri seri numaraları, ya da tipleri kayıp silahlarla örtüşüyor muydu?
"Bilmiyorum onu devlet inceleyecek, benim buradan inceleme imkanım yok ki."
Ataç mafyanın MİT temsilcisi
Eymür, Kulaksızoğlu'nun görevlendirmesini 'malum konular' sözüyle geçiştirirken arada soruyorum: Pek malum sayılmaz efendim. Hangi konuda görevlendirdiniz? Nereye gidiyordu daha çok? Rusya'ya mı, Bulgaristan'a mı?
"Her ikisine de gidiyordu. Baktık ki bizim konularımızdan ziyade Captagon şey ediyorlarmış da öyle projeler getirmeye başladı bize. Ondan sonra ben bunun ilişkisini kestim. Ben kestim, Şenkal devam ettirmiş. Dediğim gibi Özel Harpçiler biraz değişikti. Eskiden beraber çalıştığım subaylardan bir tanesi işte Korkut Eken'di. Fazla birşey söylemek istemiyorum durumu malum. Bir tanesi Yavuz Ataç'dı. Onun durumu da malum. Benim nezdimde mafyanın MİT'teki temsilcisiydi. İşte bu Kaşif Kozinoğlu, Orhan Çoban gibi daha sonradan gelen bir grup vardı. Kaşif Kozinoğlu, CIA'e 'Usame Bin Laden'i yakalayacak adam' diye lanse edildi. Sonucu ne oldu bilmiyorum. Neticede Özel Harpçiler hem ilişkileri, hem de çalışmalarıyla bizim çok benimseyemeyeceğiz bir gruptu. Bu yüzden birçoğuyla ilişkimizde sorun çıkmıştır."
'MİT'in görevi bellidir'
Eymür operasyonları başlatmıştı ama Atasagun'la olan anlaşmazlığı devam edecekti. Öyle ki MİT'ten ayrılıp ABD'de ATİN adlı sitesinde yayınlar yapmaya başlayınca MİT Müsteşarı, 'Yapılan yanlıştır, biz bunu tasvip etmiyoruz' mealinde açıklamalar yapacaktı. Peki Eymür ne diyordu meslektaşının sözlerine: "Siz bir adama hem zarar veriyorsunuz, hem de onu bir iftiraya maruz bırakıyorsunuz. Ve bu adam vurulan damgaya kalkıp isyan ediyor. 'Böyle birşeyle alakam yok' diyor. Ve siz bunu yanlış buluyorsunuz. Ya da kasıtlı buluyorsunuz, 'Bunu başka devletler yönlendiriyor' falan diyorsunuz. Sonra bütün yakınlarımın da telefonunu dinliyorsunuz. Türkiye'de dinliyor, burada şey edemez. "
MİT'in, Eymür'ün bahsettiği operasyonlara bir süredir giriştiği Susurluk'tan sonra belirginleşti. Peki yabancı ülkelerde bu tür faaliyetlere girmenin hukuki bir tarafı var mıydı? Eymür bu soruyu şöyle yanıtlıyor:
Kimin ne yapacağı belli
"Devlet görevlilerinin faaliyetleri kanunlarla çizilmiştir. Kimin ne yapacağı bellidir. MiT'in de görev alanı bellidir. Kanun MİT'in görevlerinin detaylarını vermez. Faaliyetler Başbakan tarafından imzalanan yönetmeliklerle belirlenir. Yönetmelik bize bu yetkiyi veriyor. Benim zaten bas bas bağırdığım şey o. Ben 'Kanunsuz iş yapmadım' derken benim yönetmeliklerimde bunun yetki alanım içine sokulduğunu söylüyorum.
Yurtdışında MİT'ten başka bu tür çalışma yürütecek kurum yok. Ama geçmişte bunun çok değişik uygulandığını gördük. Özel Harp Dairesi de operasyon yaptı. Emniyet de yaptı. Hanefi Avcı Diyarbakır'dayken onun itirafçılardan oluşan grubu yurtdışına gitti mesela. Bunun dışında Mehmet Ağar 'X ülkesine silah verdik' diyor. Operasyon yapma yetkisi yok ki X ülkesine silah versin. Öyle ciddi bir operasyon olduğunu da sanmıyorum."
YARIN: 'Seni asker istemiyor'
|