![]() |
![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Bir askerin ilginç perspektifiAtilla Kıyat emekli koramiral. Kuzey Deniz Saha Komutanı iken geçen yıl emekli olmuş. Daha önce Deniz Harp Okulu Komutanlığı, Deniz Kuvvetleri Lojistik Başkanlığı, Brüksel NATO Karargâhı'nda Türk Askeri Temsil Heyeti Başkanlığı yapmış. Atilla Kıyat, Neşe Düzel'le yaptığı mülâkatta, asker menşe'li bir kişilik olarak ilginç bir bakış açısı sergiliyor. Onun dünkü Radikal'de yer alan görüşlerini satır başları halinde özetlemek istiyorum: -Türkiye'de siyasi otorite boşluğu var. Bu boşluk bazı kuruluşlar tarafından doldurulmaya çalışılıyor. -Genelkurmay Başkanı'nı Savunma Bakanı'na bağlayıp, Milli Güvenlik Kurulu'nu da lağvederek askeri kontrol etmek hiç mümkün değildir. -Askeri kontrol edebilmek için sivil kesim kendi görevlerini üstlenmekten korkmayacak ve bu iş için gerekli birikime sahip sivil kadrolar yetiştirecek. -Saunma Bütçesi'nin tayininde sivillerin hiçbir kontrolü yoktur. Yasalardan doğan haklarını kullanmazlar. Eğer devletin Silahlı Kuvvetler'e iki sayfayı geçmeyecek genel direktifi olsa, o zaman bu kontroller sağlanabilirdi. Devletin açık politikasını ona veremiyor, ve bu politikanın askeri stratejilerle desteklenmesini ondan talep edemiyorsanız, Silahlı Kuvvetler'i kontrol edemezsiniz. -Silahlı Kuvvetler Türkiye'de bir güç, bir baskı unsuru ama, siyasiler görevlerini iyi yapamadığı, Türkiye iyi yönetilmediği için bazı konularda asker müdahil oluyor. -Doğu-Güneydoğu'da yanlış 1970'lerin sonunda yapıldı. Devlet mücadeleyi bu tarzda seçmeyebilirdi. Biz sorunu, Türkiye'nin bölünebileceği varsayımı üstüne bina ettik. Türkiye'nin bölünemeyecek kadar güçlü bir devlet olduğu hakikati üstüne bina etseydik... belki de silahlı mücadeleye hiç gerek kalmazdı. Yasaklarla çözmek yerine özgürlüklerle çözmek stratejisini seçebilirdik ve aldığımız önlemler değişik olurdu, o tarihlerde başarıya ulaşabilirdik. Belki de bugün AB üyesiydik. Devletin stratejisi "Bölünebiliriz" varsayımı üzerine kurulmuştu ve askere mücadele görevi verilmişti. TSK senelerce çok zor şartlarda mücadele etti ve terörü sıfıra yakın bir noktaya indirdi. Ya peki kültürel haklar? Bağıra bağıra şimdi istiyorlar bunları. Ayrıca siyasileşmede de çok ciddi adımlar attılar. -Hiç kimse Türkiye'nin bölünebileceğinden korkmamalı. Bu korkuyu taşıdığımız sürece, bizim doğru dürüst hiçbir işi halletmemiz mümkün değil. -Türkiye'yi hiçbir şey bölemez. Eğer faraziyelerinizi bölünme varsayımı üstüne kurarsanız, attığınız her adım yanlış olur. Bölünmeyecek kadar güçlü olduğunuz hakikatinden hareket ederseniz yaptığınız her iş doğru olur. Ama biz soğuk harbin korku ve kuşkularını bir türlü kafamızdan atamıyoruz. -Biz 20'inci asrın son 10 yılını kaybettik. Korkularımızdan kurtulamazsak önümüzdeki yıllar da kaybolacak. Türkiye hızla dünyadan soyutlanacak. Türkiye kendisini Okinawa ormanlarında harbin bittiğinden habersiz saklanmakta olan Japon askeri gibi görecek. -Halkınızın refahı ile güvenliğini dengeleyemediğiniz takdirde 90'lardaki Sovyetler Brliği olursunuz. Güvenlikle refah mutlaka dengelenmelidir. Siyasi otorite önceliklerini koyar, askere "Politikam budur, senden sadece bu politikayı destekleyecek boyutta Silahlı Kuvvetler istiyorum" derse asker buna uyar. Yoksa önceliği TSK'nın kendisine bırakırsanız, her asker elindekinin 'en güçlü ordu, en güçlü silâh' olmasını ister. Bu bizim yetişme tarzımızdır çünkü... (Radikal, 18 aralık 2000) Bu ifadelerin her satırında önemli tesbitler var. Bunun yüksek askeri görevler üstlenmiş bir emekli komutan tarafından seslendirilmesi tesbitleri daha da önemli kılıyor. Sayın komutanın ifadelerinde benim altını çizdiğim en önemli konu, "korku" üzerine kurulan politikanın Türkiye'ye ödettiği bedel... Doğu-Güneydoğu'da bu bedeli kaybolan canlarla ve ekonomik yıkımla ödedi, ödüyor Türkiye... Gelinen noktada da hiçbir şey bitmiş değil. "Haykırılan kültürel haklar ve siyasallaşmada ileri merhaleler..." "Bu gidişle yarınları da kaybedeceğiz" diye sesleniyor Sayın Kıyat. Buradan, son dört yıldan bu yana yaşadıklarımıza gelmek istiyorum. Bir başka korku üzerine inşa edilen politika ile ve gene politikacıların dirayetsizlikleri ile beslenen sürece... Acaba kaç yıl sonra bir emekli komutan çıkıp, "Yanlış yaptık, irtica tehdidi diyerek toplumun en temel katmanlarıyla devleti karşı karşıya getirdik, üstelik ciddi bir siyasi bilinç oluşturduk" şeklinde serzenişte bulunacak. Dünkü gazetelere, "MGK uyarısı ile Doğu'da memur operasyonu başlatıldığı, 26 ilde memurların il ve bölge kökeninin tesbit edilmek istendiği" haberleri yansıdı. Yine dünkü gazetelerde Bartın'da çocukları İHL'de olan kamu görevlilerinin fişlendiği haberleri yer aldı. Bunların tümü korku politikası... Kendi halkınızdan korkuyorsunuz. Dış güçlerin kendi halkınıza sizden daha kolay nüfuz edebileceğinden korkuyorsunuz. Ve halkınızı "kuşkulu alan" haline getiriyorsunuz. Halk da bunu algılıyor ve yöneticisine kuşku ile bakmaya başlıyor. İşte asıl bölünme budur. Kendi elinizle halkle devlet ilişkileri arasına uçurum inşa ediyorsunuz. Sayın Kıyat, siyasilerin dirayetsizliğini vurguluyor ısrarla. Neylersiniz ki doğru bir tesbitte bulunuyor. Düşünelim ki, sistemdeki tıkanmayı ve ülkenin yaşadığı sancıyı çözümleyici nitelikteki şu tahlil de bir asker kişiliğe ait. Korkarım siyasiler, bu sözleri bile korkarak, "Aman kimse duymasın" tedirginliği içinde okuyacaklar...
atasgetiren@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim | Dizi |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|