YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan
Bilişim'den
Dizi...

  Arşivden Arama

  I Explorer Kullanıcıları, TIKLAYIN.

 

"Yatağın ayırılması" günümüzde kadını mı, erkeği mi uslandırır?!?

Bizans'ı kaybettikleri sırada hıristiyan dinadamlarının meleklerin dişi mi, erkek mi olduklarını tartışmalarına atfen bazıları, onların ehemm-mühim ayırımını yapmak basiretini gösteremediklerini söylerler ve "Baksanıza şu zavallılara, memleket elden gidiyorken ne eften-püften işlerle uğraşıyorlarmış" demek sûretiyle kıymetini takdir etmekte zorlandıkları konuları hafife almaya çalışırlar.

Kendime payıma ben, meleklerin dişi mi, erkek mi oldukları türünden suâlleri ciddiye alırım ve ciddiye alınmamasının pek pahalıya patlayacağına inanırım; hatta "Bizanslılar bu çetin suâlin cevabını bulabilselerdi belki de İstanbul'u kaybetmeyeceklerdi" diye düşünmekten de kendimi alamam. (Alternatif tarih dedikleri böyle birşey mi acaba?!?)

Evet, meleklerin dişi mi, erkek mi oldukları suâli, ancak kendi dünya tasavvuru içerisinde meleklere yer veren bir kimse için önemlidir ve başkalarından, onun nasıl olup da böylesi bir soruna hayatî bir değer atfettiğini anlamalarını bekleyemeyiz.

Dünyada değinilecek bunca mesele varken çokluk eften-püften addedilebilecek (!) konuları seçmemin nedeni çok basit: seçimi yapanın bizâtihi ben olması; yani başkalarınca konuşulması istenen konulardan ziyade, kendi istediğim konularda konuşmayı önemsiyor olmam.

"Acıtmadan dayak atmak şeklindeki açıklamaları mı, yoksa borsanın dibe vurmasına ya da enflasyon rakamlarının yükselişine ilişkin açıklamaları mı tartışmaya daha lâyık bulursunuz?" diye sorulsa, hiç düşünmeden 'ilki' diye cevap veririm. Çünkü bu sorun çözülürse, borsa fiyatlarının yükseleceğine ya da enflasyonun düşeceğine, hadi herkesin söylediği şekilde söyleyeyim, memleketin kurtulacağına inanırım. [Demek oluyor ki sorunu çözmeye çalışırken şayet memleket elden gidecek olursa, kendimizi suçlu hissetmemiz gerekmiyor.]

İmdi, Nisa: 34 ayetinde sözü geçen "kocanın, serkeşlik eden eşini dövmesi" meselesiyle ilgili olarak öne sürülen yorumları mizahî bulmama takılan ve bu konuda benim ne düşündüğümü merak eden okurların ısrarlı soruları muvacehesinde bazı husûslara dikkat çekmek lüzûmu hissediyorum:

1) Bu ve benzeri sorunları açıklığa kavuşturması beklenen kimseler, sorunları açıklığa kavuşturmak konusunda açık-seçik bir yönteme sahip olduklarını göstermedikçe, verecekleri hiçbir cevaba iltifat edilemez. O halde "önce yöntem!"

2) Mevcut cevaplar yöntem farklılığından ya da hatalı yöntem kullanmaktan değil, bilakis yöntemsizlikten dolayı mizahîdir. O halde "her halukârda yöntem!"

3) "Kadınların dövülmesi" konusunda görüş beyan edenler, önceki şıkkın ("yatağı ayırmak" tavsiye ya da tesbitinin) anlamını bildiklerini sanıyorlar. Bu sanının doğrulanması için şu suâlin cevabı verilmelidir:

- "Serkeşlik eden eşini yola getirmek isteyen koca, yatağını eşiyle (meselâ 15 gün) paylaşmamak sûretiyle amacına ulaşabilir mi?"

Ulaşabileceği düşünülmeseydi, son şık üzerinde ahkâm kesilmezdi. Oysa, ulaşamayacağı ihtimali hiç düşünülmemiş ve bu nedenle yorumlar mizahî olmaktan kurtulamayıp "acıtmadan dayak atmak" komedisi alelacele sahneye konulmuştur.

4) Şu karşı-iddia cevaplanmalıdır o halde: "Günümüzde kocanın, eşinin yatağını terketmesi, kadına değil erkeğe verilmiş bir cezadır ve dolayısıyla sonuçta uslanan kadın değil, erkek olacaktır!" [Bu karşı-iddia şu tesbiti içermektedir: Yataklarını ayırmakla kocaların eşlerini yola getirebileceklerini vehmedenler, örtük olarak, 'kadınların cinsel tutkularını dizginleyemeyecekleri' şeklinde gerçek-dışı bir önyargıdan hareket etmektedirler.]

5) Ayette zikredilen tesbit ve tavsiyelerin çokevliliğin yaygın olduğu toplumsal bir yapıda anlamını kazanacağı hiç düşünülmediğinden; uzmanlarımız (!) çaresiz, kocanın ancak cinsel ilişkiyi ertelemek sûretiyle eşini yola getirebileceği avuntusuna kapılıyorlar.

6) Çokevliliğin hükümfermâ olduğu bir toplumda kocanın yatağını ayırması, esasen "bu süre içerisinde yatağını diğer eş(ler)iyle paylaşması" anlamına gelir ki bir kadının bu duruma katlanmasının kendisi için ne denli güç olacağı tahmin edilebilir.

7) Bu şekliyle "yatağını ayıran" koca, eşini, nöbet hakkından mahrum etmekte; fakat cinsel ilişkiyi ertelediğinde kendi (kocalık) hakkından vazgeçmektedir; yani ilk yoruma göre eşini, ikinci yoruma göreyse kendisini cezalandırarak netice almaya çalışmaktadır. Takdir edileceği üzere, ikinci yorum, bizâtihi maksada aykırıdır!

Hâsılı, ikinci şıkkı yanlış yorumlayanların üçüncü şıkka dâir yorumları işbu gerekçelerle ciddiyete alınmayı hak etmemektedir!

Not: Memleket elden gitmemiş olursa, bu tür konulara devam edebileceğimi umuyorum.


19 ARALIK 2000


Kağıda basmak için tıklayın.

Dücane Cündioğlu

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim | Dizi
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...