YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan
Bilişim'den
Dizi...

  Arşivden Arama

 

 

Şu krizleri bir aşabilseler!..

Bir tenis maçı yapmak için, korta çıkmışsınız.. Elinizde raketiniz, rakibinizin gelmesini bekliyorsunuz.. Birazdan rakibiniz geliyor.. Ancak elinde tenis raketi değil, bir basket topu var..

Ne yaparsınız bu durumda?

Türkiye'de siyasetin durumu da böyle..

Halk ve gözlemciler, farklı oyunlar oynayan tarafların maçını seyrediyor..

Cumhurbaşkanı, "af dahil, bütün yasalar, Anayasa'ya ve hukuk kurallarına ayarlı olmalı" diyor. İktidardaki koalisyon ise, ne hukukun, ne ekonominin kurallarına fazla aldırıyor. Medya, siyaseti ve idareyi eleştirecek yerde, onlara çanak tutuyor. Genelkurmay ayrı, MİT ayrı telden çalıyor.. YÖK, bilimsel özgürlüğü savunmak yerine, başta "inanç ve ibadet özgürlüğü" olmak üzere, tüm temel hak ve hürriyetlerin karşısında yer alıyor.

Bu siyaset ve idare ile, 21'inci yüzyılın ufuklarına yelken açmayı ümid ediyoruz.

Hani günahları affeden, cennetin anahtarlarını dağıtan Katolik papazlar vardır ya..

Bunlardan biri, vaaz vereceği kasabaya gitmiş.. Yolda gördüğü bir genci durdurup, St. Patrick Kilisesi'nin nerede olduğunu sormuş.. Delikanlı yolu tarif etmiş..

Katolik papaz, gence teşekkür etmiş,

-Yarınki pazar sabahı, bütün arkadaşlarını topla.. Benim vaazımı dinlemeye gelin, demiş..

Genç sormuş,

-Vaazınızda neyi anlatacaksınız?

Papaz gülümseyip, cevap vermiş,

-Size cennetin yolunu göstereceğim!..

Genç yüzünü buruşturup, papazı terslemiş..

-Papa efendi.. Siz şu küçücük kasabada, kilisenin yolunu bulamayıp, bana sordunuz.. Bu sonsuz âlemde, cennetin yolunu nasıl bilebilirsiniz ki?

Bu iktidar da böyle değil mi?

Enflasyonu düşürecekler..

Bütçeyi denkleştirecekler..

Ekonomiyi büyüme çizgisine oturtacaklar.

Türkiye'yi Avrupa Birliği'ne sokacaklar..

Cezaevlerinde ve eğitimde reform yapacaklar..

Bakın bu hükümetin protokoluna ve programına. Daha ne hedefler görürsünüz..

Ah şu krizlerden bir çıkabilseler, neler yapmayacaklar ki?

Bir aralarında anlaşsalar..

Rahşan Hanım'ı da, Cumhurbaşkanı'nı da, bütün koalisyon ortaklarını da tatmin edecek bir affı çıkartabilseler..

Ondan sonra, topluma, yeryüzü cennetinin yolunu da gösterecekler..

Biraz dağınık, biraz ihmalkâr olmasalar, belli ki çok iş yapabilirler..

Örneğin şu ekonomik krizin atlatıldığını ve IMF'den milyarlarca doların geldiğini açıklarken, Başbakan Ecevit, mutlu bir yüz ifadesi ile, neler demişti?

-Hem bankalardaki mevduata, hem de dışarıdan alınacak bütün kredilere devlet garantisi verilecektir..

Acaba bu ne demekti?

Mevduata verilen güvencenin sınırı kaldırılmış mıydı?

Dış borçlara getirilen garanti, ne anlama geliyordu?..

Şimdi sorun Ecevit'e.. Bu konudaki açıklamasının içeriğini, kendisi de izah edemez.. Çünkü bu konuda ne bir kararname çıkartıldı, ne de bir mevzuat değişikliği yapıldı o günden bu yana..

Belki de "Çankaya veto eder" korkusu ile, hiçbir konuyu, yazılı metne dökmüyorlar..

Mümkün olsa, affı da, Ecevit'in sözlü bir açıklaması ile çıkartırdı bunlar..

Hani TBMM kürsüsüne gelip, Merve Kavakçı'yı göstererek bağırmıştı ya.

-Bu hanıma haddini bildirin, demişti..

Sonra, Kavakçı'yı vatandaşlıktan bile çıkardılar..

Mümkün olsa affı da böyle yaparlardı..

-Bu Anayasa'ya ve zindan duvarlarına haddini bildirin, derdi Ecevit..

Arkasından, "istisnalar dışında"ki bütün mahkûmlar, cezaevi kapılarını kendileri açıp, dışarı çıkarlardı..

Aslında belki doğrusu da budur..

Nasıl su kullananın, toprak işleyeninse, cezaevleri de mahkûmların olmalı değil midir?

ŞAKA

Durum galiba ciddi!..

Ekonomik durgunluktan şikayet eden bir satıcı dert yanıyordu..

-Kendimi çıplaklar kampındaki bir yankesici gibi hissediyorum. Kimsenin cebi yok..

Borsa oyuncusu ise daha kötümser konuşuyordu..

-Endeksler o kadar kötü ki, kaç gündür öğle yemeği olarak, sadece tırnaklarımı yiyorum..

Bunları dinleyen bir memur, söze karıştı.. Borsacıya döndü,

-Yarın sizinle öğle yemeği yiyebilir miyim, dedi.

YANLIŞ DEĞİL Mİ?

Hem bankacı-hem gazeteci!..

Kestaneci, bir bankanın önünde tezgahını kurmuş, kestaneleri pişirip, satıyormuş..

Bir arkadaşı gelmiş..

-Bana 5 milyon lira borç verir misin, demiş..

Kestaneci, eliyle arkasındaki bankayı gösterip, cevap vermiş arkadaşına..

-Bu bankayla anlaşma yaptık.. Ben borç vermiyorum, onlar da kestane satmıyorlar!..

Sözü, bizim mesleğimiz olan gazeteciliğe (veya medyaya) getirmek istiyorum..

Şu bankacılarla bir anlaşma yapsak..

Bankacılar, gazeteciliğe, televizyonculuğa, medyaya girmese..

Gazeteciler de, bankacılığa, borsacılığa, finans alanına girmeseler..

Bu büyük yanlışın acısını, hem mesleğimiz, hem bankacılık, hem de ekonomi yaşadı, yaşıyor..

Dinç Bilgin'in hem bankası, hem gazetesi, hem televizyonu vardı..

Cavit Çağlar'ın hem gazetesi, hem bankası, hem televizyonu vardı..

Diğer sayısız ve hepsi de problemli örnekleri saymıyorum..

Şu Zafer Mutlu, başarılı bir gazete yöneticisiyken, banka yöneticiliğine heves etmeseydi, bugün Sabah da, o da, bu durumda olmazlardı..

Şu Rahsan Ecevit, keşke af yerine, bu tür konulara takılsaydı.


19 ARALIK 2000


Kağıda basmak için tıklayın.

Mehmet BARLAS

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim | Dizi
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...