![]() |
![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Hukuka saygı çağrısı
İsterseniz Türkiye'yi, İşçi Partisi Hukuk Bürosu Başkanı'nın ihbarından yola çıkıp, bir cadı kazanına döndürebilirsiniz. İP'in hukukçusu Emcet Olcaytu, daha kıyım kararnamesinin ucu görünmeden "Fethullahçı ihbarı"na başlamış bile: Ona göre, Yargıtay'da "falanca üye Fethullahçıdır." Gerekçesi de hazır, "çünkü o üye İHL kökenlidir" İşte böyle işleyecek sistem. İP veya onunla paralel çalışmalar içinde olan kurumlar (Bunların hangi akredite sivil kurumlar olduğu da meçhul değildir) il il "sakıncalı adam" listeleri oluşturacak, bir biçimde uygun müfettişler bulunacak, bir biçimde dosya ikmal edilip, memurun defteri dürülecek. Hem defter öyle bir dürülecek ki, adam, "devletin altını oyanlar" kategorisine sokulup, yarı resmi de olsa başka hiçbir kurumda işe alınmayacağı gibi, çoluk-çocukları da yedi ceddine kadar "mim"li olacak... Yani yarın da çocukları "babaları mimli" gerekçesiyle "güvenlik soruşturması"ndan geçemeyecek. Siz, emekliliği gelmiş bir Danıştay Başkanı'nın (bunu bunca yılların hukukçusu anlamına söylüyorum) hukukun işleyişinden şikayet edebileceği bir ülkenin "hukuk devleti" olabileceğini düşünebiliyor musunuz? "Adamı sakıncalı bulup atıyorsunuz ama adam yargılanıp geri dönüyor." Bundan şikayet ediyor Danıştay başkanı... Böyle bir kafaya siz "idarenin haksız kararı"na ilişkin bir düzeltme başvurusunda bulunabilir misiniz? Böyle bir kafa, "idare yapmışsa doğru yapmıştır, atmışsa doğru sebeplerle atmıştır" mantığına götürmez mi insanı ve bu mantık, bizzat Danıştay'ın varoluş gerekçesine zıt değil mi? Bir kamu görevlisi sorgulanacaksa, bir kamu görevlisinin görevi ile mütenasip bir kafa yapısına sahip olup olmadığı tartışılacaksa, daha net söyleyeyim, "sakıncalı adam" aranıyorsa asıl bu kafa yapısı olmalı değil mi? Danıştay'ın başındasınız ve yargısız infaza yeşil ışık yakan bir dünya görüşünüz var, bu hadisenin Türkiye'de gerçekleşmesi kadar acınası hangi durum olabilir? Danıştay Başkanı bir insanı mahkum edebilmek için "suçunun sabit görülmesi" gibi bir gerekliliğe inanmıyor. "Yargıda zor bir adamı atmak" diyor. Güler misiniz,ağlar mısınız? İşte onun cevabını, bir başka hukukçu, Adalet Bakanı Prof. Dr. Hikmet Sami Türk veriyor: "Yargının en üst noktasında, bir yüksek mahkemenin başında bulunan birisi konuşurken, mutlaka elinde çok ciddi deliller bulunması gerekir." Bu iş bu kadar basit. Bu basit bilgiyi, sayın Çırakman'ın da daha "Hukuk Başlangıcı"nda öğrenmiş olması gerekir. Yargı adamı olmak budur çünkü. Ama 28 şubat süreci, brifingli yargı süreci diye anılıyor aynı zamanda ve gerçekten yargının bazı kesimlerinde hukuk devleti kimyası bozulmuştur bu süreçte. Yoksa nasıl kendi konumu ile savaşa tutuşabilir bir hukuk adamı? Belki de Adalet Bakanı Prof. Dr. Hikmet Sami Türk yara alacaktır "hukuk"u öne çıkaran açıklamalarıyla.... Sayın Türk için gerçekten endişeleniyorum. Çünkü Genelkurmay Başkanı konuşunca da "hukuk"u ve herkese kendi yerinin sorumluluğunu hatırlatmıştı. Şimdi de, bir insanı "irticacı" diye suçlamak için ihbar yerine "somut eylemler" gerekir diyor. "Değilse memlekette McCarthy dönemi başlar" diyor. Yani ihbar furyası, "herkesi komünist ya da mürteci diye niteleme salgını başlar." "Ben bunu yargıda çok görüyorum, diyor bakan. Bir davayı kaybeden veya bir davada istediği kararı alamayan kimse o hakim hakkında çeşitli iddialarda bulunuyor. Rüşvetten Fethullahçı olduğuna kadar." Bakan, "bunların yüzde 98'inin asılsız çıktığı"nı da bildiriyor. Alın bakalım, iki kişiyi yakalayalım derken, 98 kişiyi yakacak bir düzen... Buna karşı çıkıyor Adalet Bakanı... Bunu savunacak "hukuk mantığı" taşıyan bir insan bulunabilir mi? Hükümet ortağı partiler, kıyım yasalarını Meclis'ten geçirebilmek için, komisyonlardaki aykırı milletvekillerini (bu arada son zamanlarda hukuk adına sesi fazla yüksek çıkan ANAP Bursa milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır başta olmak üzere) tasfiye etmeyi planlıyorlarmış. İster misiniz, Adalet Bakanı Türk de "hukuka saygı çağrısı"nın kurbanı olsun! Kolay değil bir cadı avına yataklık edecek yasanın parlamentoda savunucusu olmak ve 28 Şubat siyaseti yapan bir hükümet için kolay değil böyle bir görevi üstlenmeyecek Adalet Bakanını görevde tutmak... ... Aslında sayın Bakan, bu işi hukukun içine sokmanın ne kadar zor olduğunu biliyor. Hadi diyelim ki "devlet için tehlikeli adam"ın varlığını teorik olarak kabul ediyorsunuz, hadi diyelim ki bunların devletten ayıklanması gerektiğine de inanıyorsunuz, asıl sorun şu değil mi? Kim bu adam? Bunu nasıl tespit edeceksiniz? Ya "değdi değmedi" diyerek, kabilelerin bile terkettiği, belki ancak ilkel kabilelerde bulunabilecek bir "hukuksuzluk düzeni" oluşturacaksınız, ya da "somut olaylar"dan yola çıkacaksınız... Ama ondan da önce, "kanunsuz suç olmayacağı"na göre, hangi hareketin suç olduğunu belirleyeceksiniz, ki ondan sonra zanlı kişi üzerinde o davranışın mevcut olup olmadığını araştırabilesiniz.. Türk hukuk sistemi, bir insanın lise kökenini, ibadet hayatını, eşinin yaşayış tarzını suç telakki edip etmeyeceği bir tercih noktasına gelmiş bulunuyor. Kimbilir belki de kimi insafların, vicdanların, iz'anların, hukuk damarlarının ayağa kalkması için, işin böylesine dibe vurmasına ihtiyaç bulunuyordu...
atasgetiren@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|