![]() |
![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
'İrtica' ile birlikte yaşamayı öğrenmek...Türkiye'de bir 'irtica tehlikesi' bulunduğunu en yetkili ağızlar ifade ediyorlar; onlar söylediğine göre böyle bir tehlikenin var olduğuna inanmak zorundayız. Ancak, 'irtica tehlikesi' konulu tartışmaların aldığı yeni biçim, pek çok kişiyi, "Demokrasi tehlikede" düşüncesine sevk etmişe benziyor; böyle düşünenler arasında, "Bu yolun sonu faşizm" uyarısında bulunanlar da çıktı. Adalet bakanı hukuk profesörü Hikmet Sami Türk, zihniyete, "McCarthycilik" adını koymaktan çekinmedi. Türkiye'nin 'irtica tarihi', sanıldığı gibi, MNP'den FP'ye uzanan çizginin siyaset sahnesinde yer aldığı son otuz yılla sınırlı değildir; hatta bazı emekli askerlerin, işlerin kötüye gitmeye başlamasına 'milât' ilân ettikleri 1950'deki iktidar değişimi de 'irtica' başlangıcı sayılamaz. Türkiye'de 'yenileşme hareketi' için 200 yıllık bir tarih biçilirse, bunun büyük bir bölümü 'irtica tehlikesi' ile birlikte geçmişe benziyor... Daha derine gitmeden, konumlarına bakarak, "İrtica tehlikesi var" diyenlerin iddialarının doğruluğunu bir an için kabul edelim. Bu kabul çok önemli bir gerçeği görmemize de yarıyor: Tarihî kökleri Cumhuriyet öncesine dayanan 'irtica tehlikesi', her dönemde kendisine taraftarlar bulabilmiş olmasına rağmen, başarıya ulaşamadı. Son üç yılı hep beraber yaşadık: 'İrtica' ile suçlananlar ne yapacağını bilemez haldeler; buna karşılık, "İrtica tehlikesi var" diyenlerin dayattığı proje, hemen hiç bir direnişle karşılaşmaksızın, yürürlüğe konabildi. Korkulan doğrudur: "İrtica tehlikesi var" iddiası, ülkede demokrasinin alanını kısıtlamaya yol açacak bir çizgi izliyor. En son örneğini KHK tartışmasında yaşadık; çeşitli düzeyde yetkililer, 'irticaya karşı savaş' adıyla, hukukîlikten vazgeçilmesini savundular. Son günlerde kamuoyu önünde yapılan bazı konuşmalar ise, 'irtica tehlikesi' hüküm sürerken hak ve özgürlüklerden bahsedilemeyeceği kanaatini yaygınlaştırıyorlar. Yasalarda iyileştirme taleplerine, Avrupa Birliği ile uyuma karşı çıkanların dayandığı gerekçe de 'irtica tehlikesi'nin varlığı... Böyle bir ortamın demokrasiyi tehdit ettiğine hiç kuşku yok. Askerler için söz konusu olan idari tasarrufların yargı denetimi dışı olmasının siviller tarafından da benimsenmesi talebi bile dile getirildi. Oysa, yapılması gereken, asker-sivil ayrımı gözetmeksizin, devletin bütün işlemlerinin yargı denetimine tâbi kılınmasıdır. Sanki o okullar devlet tarafından açılmamış gibi, İmam Hatip mezunu hukukçuların yargıdaki varlığı, ya da kaymakam ve vali olarak idarede görev almaları kendilerinden 'kuşku' duymak için yeterli görülüyor; veya eşe bakıp memur hakkında kanaat edinmeye doğal bakanlar da çıkıyor... Hukuk dilinde 'karineyle suç ihdası' denilen bu uygulama, demokrasiye aldırılmayan totaliter rejimlerin yöntemleridir. Türkiye'nin 'irtica tarihi', 'irtica tehlikesi' kavramının, toplumun dönüm noktalarında, belli bir sonucu alabilmek için kullanılan bir bahane olduğunun ipuçlarıyla dolu. Daha öncesi de var, ama 1950 böyle bir keskin dönüm noktasıydı; en ciddi 'irtica' tartışmaları o dönemde yapıldı ve Türkiye'nin dışa açılmasını sakatlayan yasal düzenlemeler demokratik açılımı örseledi. Bugün de benzer bir dönüm noktasında Türkiye ve görüldüğü gibi, arzu edilen, demokratikleşmenin yasal düzenlemeler yoluyla sakatlanmasıdır... Son tartışmalar bir gerçeği iyice gözlere soktu: 'İrtica tehlikesi' kavramını ciddiye alanlar, bu konuda ağırlığını koyup gelişmelerin önüne geçebilen 'güçler'in varlığını da itiraf etmek zorundalar. İddia edildiği kadar örgütlü ve hatta sinsi de olsa, irticaya geçit verilmiyor... Ancak, Türkiye'de demokrasinin sahibi yok; 'irtica tehlikesi' olduğu iddiasının ortaya atıldığı her dönemde hak ve özgürlüklerin kısıtlanmasının önüne geçilemiyor. 'İrtica' denilen tehlikenin sonuç alabildiği şimdiye kadar hiç görülmedi; ancak 'irtica tehlikesi' yaygarası her zaman sonuç alabildi... 'İrtica tehlikesi' bahanesi bulunmasaydı, acaba demokratik hak ve özgürlüklerin rafa kaldırıldığı dönemler yaşanabilir miydi Türkiye'de? Ya da şöyle sorayım: Türkiye'nin demokratikleşmesini kendi iktidarlarının elden gitmesi olarak gören kişi ve çevreler, 'irtica' olmaksızın varlıklarını sürdürebilirler mi? 'İrtica' denilen şey, hiç kuşkunuz olmasın, depreşen otoriter yönetim anlayışının bahanesidir...
fkoru@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|