YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Gündem

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan

  Arşivden Arama

 


Bir Millet-Devlet çatışması: Türkiye

Ünlü ekonomi ve siyaset dergisi The Economist'in ardından bu defa uluslararası ilişkiler sahasının en saygın akademik dergilerinden Journal of International Affairs Türkiye'ye özel bir sayı ayırdı.

Türkiye, Bir Millet-Devlet Çatışması, başlığıyla özel sayı yayınlayan Journal of International Affairs dergisinin 330 sayfalık Sonbahar 2000 sayısında geniş çaplı onbeş makalenin yanısıra birçok kitap eleştirisi yeraldı. Dergide yeralan makalelerin büyük çoğunluğu Türk yazarların kaleminden çıkmış.

Dergideki makalelerin millet-devlet çatışması konusu çerçevesinde seçilmesi oldukça ilginç. "Editörlerin Önsözü" başlıklı giriş yazısında şu ifadelere yer veriliyor: "Millet ve devlet arasındaki mücadele Türk hayatının bütün yönlerine sinmiş durumda... Bu mücadelenin kökleri, seçkinlerin Atatürk ilkelerine kati bağlılıklarıyla donuklaşan Türk milli kimliği üzerindeki kavgada bulunabilir. Gerilim kendisini Cumhuriyet'in kuruluşundan bu yana ilk defa bağımsız olarak ortaya koyan gelişen sivil toplum içinde gösteriyor. Yine bu gerilim devlet bürokrasisinde ve iş çevrelerinde kronikleşen yozlaşmada mevcut. Aynı şekilde, sermaye ve devlet çıkarlarıyla bütünleşmiş basın ifade özgürlüğü ve objektiflikten uzak. Bütün bunların ötesinde, millet-devlet gerilimi dini güçler ile Cumhuriyet'in laik niteliği arasındaki çatışmada belirgin."

Etnik fay hatlarını görmem gerek

"Geçiş Noktasında Türkiye" başlıklı makalelerinde Reşat Kasaba ve Sibel Bozdoğan 21. Yüzyılın Türkiye açısından getireceği yenilikleri tartışıyor. Yazarlara göre, yeni yüzyıl bir öncekinden üç alanda farklı olacak. Bunlardan ilki, Türk kimliği. Türkiye Cumhuriyeti kurulduğunda etnik farklılıkların zamanla yok olacağının ve homojen bir Türk toplumunun yeni devletin özünü oluşturacağının sanıldığını belirten Kasaba ve Bozdoğan, artık Türkiye halkını ayıran etnik fay hatlarının görmemezlikten gelinemeyeceğini ve bu kırılmaların geçici olmadığını ileri sürüyor.

İslami siyasi unsurlar dışlanamaz

Yazarlar, Cumhuriyet'in ilk yıllarındaki duruma kıyasla, bugün Fazilet Partisinin meclisteki beş büyük partiden birisi olduğunu ve Türk siyasetinin temel oyuncularından birisi olarak kabul edildiğini vurguluyor. "Türkiye'de artık Cumhuriyet'in ilk yıllarında olduğu gibi İslami siyasi unsurları dışlayan ve yasal olarak kovuşturan bir siyasi sistemi tasavvur etmenin mümkün olmadığı ortadadır."

Osmanlıya ilgi artıyor

Yazarların vurguladığı bir başka ilginç konu da Osmanlı hakkındaki değişen algılama ve Osmanlı'ya karşı büyüyen ilgi. Osmanlı'ya karşı dışlayıcı tavrın yerine giderek daha hoşgörülü, meraklı ve hatta gururlu bir tavrın aldığını belirtiyorlar: "Bugün Türkiye'de ülkenin etnik ve dini çoğulculuk geçmişine yönelik giderek artan bir uyanış ve ilgi var."

Dış politikata aktivitizm dönemi

Sabri Sayari'nin "Soğuk Savaş Sonrası Türk Dış Politikası" başlıklı makalesi Türk dışpolitikasında son yıllarda gözlenen aktivizmin nedenlerini ele alıyor. Sayari, 1990'larda Türkiye'nin dışpolitikaya dair bazı yerleşik cumhuriyet ilkelerini gözden geçirdiğini ve soğuk savaş sonrası dönemin taleplerini karşılamak için çaba gösterdiğini tespit ediyor. Sayari'ye göre, Orta Doğu, Kafkaslar ve Balkanlarda Türk sınırına yakın bölgelerde siyasi istikrarsızlığın artışı, savaş ve etnik çatışmaların artışı Ankara'yı bu bölgelerle her zamankinden daha fazla ilgilenmeye sevketti.

Özal faktörü görmezden geliniyor

Sayari, son yıllarda artan Türk-İsrail ilişkilerinin Türkiye'nin kendi güvenliğini artırmak için başvurduğu bir politika olarak takdim ederken, Türkiye'nin Kemalist dışpolitika kimliğinden sıyrılmasında Turgut Özal'ın farklı kimliğine ve Refahyol hükümetinin dışpolitika açılımlarının anlamına değinmiyor.

Özel sayıda yeralan diğer makaleler de son derece dikkat çekici ve önemli konulara değiniyor ve bir bütün olarak, Türk politik ve sosyal hayatıyla yakından ilgilenen herkes için değerli bir başvuru kaynağı olabilecek bir kapsam ve kalite ortaya koyuyor.

Her şey tarih kitaplarında yargılandı

Doğu Ergil'in "Türkiye'de Kimlik Krizleri ve Siyasi İstikrarsızlık" başlıklı yazısı bir çok önemli tespit içeriyor. Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucularının Osmanlı devletinin genç askeri ve sivil bürokratları olduğunu ve çok güçlü merkeziyetçi eğilimler taşıdığını belirten yazar, bu kişilerin hanedanlık ve yarı-teokratik geçmişten kopmak için yeni rejimin karakterini milli ve laik hale getirmek ve böylelikle kendi konumlarını meşrulaştırmak istediklerini iddia ediyor: "Osmanlı dönemi ve birkaç fetih ve emperyal coşku anı dışında onunla bağlantılı olan herşey tarih kitaplarında ve resmi söylemde yargılandı ve mahkum edildi."

Ergil, yeni rejimin meşruiyet arayışı için iki yönteme başvurduğunu yazıyor. İlk olarak, din ile bağlar kesildi ve Türkiye'nin sadece İslami geçmişiyle değil, aynı zamanda İslam dünyasıyla da bağlarını kesecek bir hareket olarak Hilafet ilga edildi. Alfabe değiştirildi ve Türkçe'deki Arapça ve Farsça kökenli kelimeler kapıdışı edildi. İsveç, Fransız ve İtalyan kanunları dine dayalı Osmanlı kanunlarının yerine ikame edildi. İkinci olarak, yeni bir Türk milli kimliğinin kurulmasına çalışıldı. Türk kimliği etnik ve kültürel farklılıkları ortadan kaldıracak ve homojen bir toplum kurulacaktı. Ülkedeki bütün müslüman halk Türk olarak kabul edildi. Burada Ergil ilginç bir tespitte bulunuyor: "Ancak bütün müslüman azınlıklara Türk kimliği atfetmek, paradoksal olarak, yeni rejimin Türk kimliğini İslam'la ilişkilendirmesi anlamı taşıyordu ve bu da laikleştirme projesine aykırıydı. Bu çelişki daha sonra dinin siyasallaşmasını kolaylaştırdı." Ergil, bütün bu sekülerleştirme ve Türkleştirme sürecinin halkla müzakere edilmediğini ve böyle bir müzakere zemini olması gereken Millet Meclisi'nin bir seçkinler ve ağalar klubü olduğunu da ifade ediyor. Bu tarihi arkaplanın ardından Ergil, geleceğe dair tahminlerini ve önerilerini sıralıyor. Bunların arkasında yeni bir laiklik tanımı ve uygulaması var: "Eğer resmi laiklik uygulaması, ticarileşme, endüstrileşme, modern eğitim ve şehirleşme ile desteklenmediği için toplumu sekülerize etmeyi başaramamışsa, o halde dinle ilgili konular devlet kontrolünden çıkmaları ve sivil topluma bırakılmalıdır. Ancak o zaman sosyolojik laikleşme süreci başarılı olabilir."

 

Hasan Kösebalaban

 


Kağıda basmak için tıklayın.

 

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV


Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...