|
Atatürk'ün kadınları neden defilede yoktu?
Hayır, "müsamere kültürü" de bir "şey"dir... "Atatürk'ü anma etkinlikleri" çerçevesinde bugüne kadar ortaya konmuş gülünçlükler yanıltmasın sizi, "müsamere kültürü" basbayağı "gusto"ya işaret eder.
Ama, o yok işte.
Hiçbir zaman da olmayacak.
Yekta Güngör Özden'i "temsili" Damat Ferit kılığında Adalar İskelesi'nde bekletmekle, hele beşinci sınıf Devlet Tiyatrosu oyuncularını temsili "Bandırma" vapuruna bindirip Kız Kulesi açıklarına salmakla bitmiyor iş.
Kültür lazım.
Birikim lazım.
Erol Çakır (Şu, Küçükköy Karakolu'nda ele geçirilen işkence aleti için "Basit bir sopa bu canım, abartmayın o kadar!" diyen vali) ve mütekait Anayasa Mahkemesi Başkanı Yekta Güngör Özden'in de hazır bulunduğu 19 Mayıs törenlerinde, Hüseyin Köroğlu diye bir Devlet Tiyatrosu oyuncusunu Atatürk kılığına sokmuşlardı.
Hüseyin Köroğlu da, ne yapsın, hazirun önünde, TV kameralarına bakarak, teatrel bir sesle, "Anadolu'ya irticayla savaşmaya gidiyorum" demişti.
Pusulasız, kırık bir tekneyle, üstelik Hain Sultan Vahdettin'den "el" alarak "irticayla savaşmaya" giden bir Mustafa Kemal...
Samsun'daki törenler daha fecaatti.
Çok çok eskiden.
Bereket, bu "komik ötesi" parodiye son verdiler.
Şimdi daha oturaklı, daha akıllı uslu işler yapıyorlar.
Düşünebiliyor musunuz, dalgalı denizde, balıkçı teknesinden aldığı Atatürk büstünü tören kıt'ası önünde koşturan vilayet memurları ve görüntüye eşlik eden bilumum protokoler zevat.
Nokta dergisinin haberine göre, "Dünyanın En Komik Töreni" yarışmasında ikinci seçilmişti.
Mustafa Kemal'in Samsun'a çıkışı, istense bile bu kadar karikatürüze edilemezdi.
Ama bunu da başardılar.
Peki, Faruk Saraç'a ne buyurmalı?
Modacı Faruk Saraç, Sivas'ta gerçekleştirdiği "Atatürk defilesi"yle kendi alanında bir "ilk"e imza atmış.
Ne yapmış, biliyor musunuz?
Atatürk'ün giydiği kıyafetleri, "Televole"lerde sık sık karşımıza çıkan ünlü mankenlerin üzerinde denemiş ve bunu "Sivaslı hemşehrilerimize" izlettirmiş.
Televizyonda gördüm.
Pek şık, pek çıtıpıtı delikanlılar, Faruk Saraç'ın yarattığı "Smokin/İstanbulin" bozması kıyafetlerle, podyumda, "10. Yıl Marşı" eşliğinde reverans yapıyorlar.
Hoş bir gösteriydi.
Kıyafet devriminden sonra "erkek giyimi"nin hangi çizgilere evrildiğini gösteren "belgesel" nitelikte bir çalışmaydı aynı zamanda.
İyi de, Mustafa Kemal, yalnızca kendisinden ve çevresinden mi ibaretti?
Bir annesi, bir kardeşi, bir eşi yok muydu?
Faruk Saraç neden "kıyafet devrimi"nden sonra "kadın giyimi"nin aldığı şekli, evrildiği çizgileri, bizzat Atatürk'ün annesi, kardeşi ve eşinden yola çıkarak bu "özel gün"de teşhir etmedi?
Neden mi?
Bir de soruyor musunuz?
Bu hanımlar, Metin Bostancıoğlu gibilerin hoşlaşmadığı ve "gericiliğin remzi" saydığı kıyafetlerle dolaşırlardı da, ondan...
Hele biri, içlerinden biri vardı ki, "peçe"den kurtulmuştu ama, "10. Yıl" halet-i ruhiyesine inat, gidip kapkara çarşaflara bürünmüştü.
4.EYLÜL.2000
|