YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan

  Arşivden Arama

  I Explorer Kullanıcıları, TIKLAYIN.

 

Devlet sivil ve asker bürokrata mülk değil

Türkiye Cumhuriyeti'nin siyasi tarihi gibi, askeri tarihi de çok sancılı ve fırtınalı geçti. Çünkü sivil ve asker bürokratlarla birlikte siyasiler, devletin kaynaklarını kendi kaynakları gibi gördüler.

Türkiye'de devlet örgütü, bütün kurum ve kuruluşlarıyla birlikte milletin emanetçisi olmaktan daha çok ülkenin değişmez sahibi gibi davrandı. Yalnızca siyasi parti başkanları değil, sivil ve asker bürokratlar da bütün ülkeye "tapulu arazi"leri olarak baktılar.

Siyasi parti başkanları, özellikle "28 Şubat" sonrasında "tapulu arazi" üzerindeki mülkiyet ve tasarruf haklarını yitirmemek için sivil ve asker bürokrasiye bütünüyle teslim oldular. Devletin sahipleriyle devletleşmiş holdinglerin büyük ortakları, ülke kaynaklarını yağmalamada kıran kırana bir yarışa girdiler.

Siyasi partiler gibi, askeri bürokratlar da kendilerini ülkenin sahipleri olarak gördüler. Bu yüzden Türkiye'nin son elli yılı darbelerle geçti. Türk toplumu "silahlı" güçlerin darbesinden, "silahsız" güçlerin darbesine kadar her türlü müdaheleyi gördü. Darbeler ülkenin ekonomik, siyasal ve kültürel yapısını altüst etti.

Erdem Bayazıt ve Yüksel Yalçınkaya'yla birlikte, askeri bürokrasinin "30 Ağustos"un yıldönümünde "seçilmiş" gazetecilerle yaptığı konuşmaları değerlendirdik.

Askeri bürokratların elli yıllık müdahalerine bakılırsa, silahla müdahaleden, hukukla müdahaleye doğru, kullanılan güç açısından gerileme, yöntem açısından da ilerleme var. Bundan sonra darbe yapılacaksa, silahlı güçlerle yapılmayacak.

Teknolojide olduğu gibi, siyasi sistemde de sular tersine akmaz. Gelişmiş bir yöntemden, az gelişmiş bir yönteme dönülmez. Ancak dayatmacı parti başkanları bu gelişmenin farkında olmadıkları için, demokrasiyi savunurlarsa, kendilerini tekrar "Zincirbozan"da bulacaklarını sanıyorlar.

Ayrıca parti başkanları, tapudaki hisse oranlarını korumanın yolunun özgürlüklerin genişletilmesinden daha çok daraltılmasından geçtiğine inanıyor. Bunun için toplumun sesine değil de, güç odaklarının sesine kulak veriyorlar.

Siyasiler unutmasın, sesi çok olanın her zaman gücü de çok olmaz. Etrafını görmeyenin yüksek sesle konuşması, güçünden değil, güçsüzlüğünden kaynaklanır. Güçlü olan konuşmaz, yeri ve zamanı gelince, eyleme geçer.

Anadolu insanı biliyor ki, siyasiler gibi, sivil ve asker bürokratlar da gelirler ve giderler. Bunun için Anadolu'da "Mahkeme kadıya mülk değildir" denilir.

"Devlet" ile "Millet" üzerinde çok ayrıntılı olarak düşünülmesi gerekir. Günü kurtarma politikalarının faturasını milletten önce devlet öder.

Devlet yönetimi etik ve metafizik boyutunu yitirirse, Türkiye'de olduğu gibi, hem toplumun nabzını tutamaz, hem de zamanın ritmini yakalayamaz.


4.EYLÜL.2000


Kağıda basmak için tıklayın.

Nazif Gürdoğan

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...