YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan

  Arşivden Arama

 

 

Oyun içinde oyun

Hayata sürekli 'oyun' gözüyle bakan bir dostum var; yorum yaparken, "Kimin, hangi hedefi gözeterek oyun kurduğuna bakmak şart" deyip durur. Ona göre, Fatih Terim maçı daha sahaya çıkmadan kafasında kazanan bir strateji ustasıdır sözgelimi... Fenerbahçe'nin son yıllardaki mâkûs talihini de yolunun 'iyi bir oyun kuramcısı' ile kesişmemesine bağlar; Mustafa Denizli'nin FB'ye teknik direktör olduğunu duyunca, tıpkı Genelkurmay başkanı gibi, "Eyvah, bu yılı da kaybettik" dediğini hatırlıyorum...

AnaBritannica dostumun düşünce tarzına temel teşkil eden görüşü 'oyuncular kuramı' başlığı altında anlatıyor. Ansiklopediye göre, strateji oyunlarına dair ilk kuramı 1921'de ortaya atan Fransız matematikçi Emile Barel, 1928'de geliştiren de Macar asıllı ABD'li matematikçi John von Neumann... Daha sonra askerlik, ekonomi, siyaset, hukuk gibi alanlarda da uygulanan kuram, alınan sonuçların sadece tek kişinin tercihlerine değil öteki oyuncuların seçimlerine de bağlı olduğunu öngörüyor. Herkes diğerlerinin elini öngörmeye çalışarak oyununu kurar, kim daha kapsamlı oyun kurarsa o kazanır...

Türkiye'de son zamanlarda yaşananları o dostumla konuştum. Bazen kafamın karıştığını, kendisini anlamakta zorlandığımı itiraf etmeliyim, hatta bir ara, "Amma da yaptın" dediğim de oldu; ancak anlattıklarını sizinle paylaşmanın yararlı olabileceğini düşündüm...

Ülkemizde 'oyun kuramı' sivillerin hayatlarının içinde yok. Bir-iki üniversitenin bazı bölümlerinde konunun önemine değinilip geçiliyor; özellikle Anglosaxon üniversitelerinde, çeşitli adlar altında 'oyun kuramı' öğretiliyor. Gençlerin, muhayyel bir sorunun çözümünde değişik aktörler olarak oyun kurmaları ve rakiplerinin oyunlarını bozmaya çalışmaları bekleniyor. CIA'de, görevi oyun kurmak ve bozmak olan bir birim varmış; ayrıca ülkelerle ilgilenen uzmanlar da, kriz anlarında, 'oyun kuramı' çerçevesinde zihin fırtınası seansları düzenlerlermiş...

Harp Akademisi eğitimi alıp kurmay çıkan askerler oyun kuramı kavramıyla içli dışlılar. Önceleri, başka ülkelerde olduğu gibi, harp oyunları biçiminde başlarmış alışkanlık; sonra bir muhayyel ülkedeki siyasi gelişmeler üzerine kurulan oyunlara sıra gelirmiş... Dostum, "Bir kurmay subay, bir kaç el sonrasını da hesaba katan bir satranç oyuncusuna benzer" dedi bana...

Oyun kuranlar, anladığım kadarıyla, başkalarının elini zayıflatıcı hamleler de yapıyorlar. Bütün mesele önalabilmek... Bunun için, sonuca giden yolda, mümkün olduğu kadar aynı hedefi döven çok unsur devreye sokuluyor. 'Psikolojik savaş' da, sonuç itibariyle, oyun kuramının sınırları içerisine giren bir yöntem... Dostum, "En ilginç oyun kurma dönemleri darbe önceleridir" kanaatinde...

'Oyun kuramı' bağımlısı dostuma göre, Türkiye, epey bir süredir içiçe iki oyuna sahne oluyor. Birinci oyun, 10 Aralık 1999 tarihinde Helsinki Zirvesi'nden çıkan Türkiye'nin adaylığı kararıyla ön plana geldi. O oyunu kuranlar, baskılardan bunalmış, ekonomik açıdan sıkıntıda bir ülkeyi yönetemeyen politik aktörlerin, 'Kopenhag kriterleri'ni kendi alanlarını genişletmek amacıyla kullanacaklarını varsaydılar...

İkinci oyun daha bizden, daha yerli bir oyun... Bu ikinci oyunu kuranlar, Türkiye'nin AB adaylığıyla birlikte kendi hareket alanlarının daralacağını, güç kullanma imkânlarının sınırlanacağını düşünen çevreler... Bunlar, Türkiye'nin 'kendine özgü' bir ülke olduğu kanaati üzerine oyunlarını kurma becerisine sahipler... Hedefleri, 10 Aralık 1999 tarihiyle birlikte sahneye konulan oyunu bozmak ve kendi eski iktidarı elde tutma oyunlarını başarılı kılmak...

Her iki oyunun ortak yönleri var. Alanı ortak bir kere: Türkiye sathı... Oyuncuları da üç aşağı beş yukarı ortak sayılabilir: Siyasiler, bürokratlar, iş dünyası, medya ve halk... Her iki oyunda da 'dış oyuncular' var; o oyuncular da meslekleri farklı olsa bile milli kimlik açısından benziyor... Bu arada, her iki oyunun kullanabileceği 'düşman' unsurlara ihtiyacı var; bu unsurlar her iki oyun için değişik... İki tarafın oyun kurucuları bazen ortak yöntemler kullansalar bile, çoğu kez yöntemler arasında da fark bulunuyor...

Dostuma göre, 10 Aralık 1999 tarihinde ön plana gelen ilk oyun, ancak politikacı oyuncular kendilerine biçilen oyunu repliklere uygun sahneye koyarlarsa ilk etapta başarılı olabilirdi. Repliğine sahip bir iki oyuncu yok değil, ancak geri kalanı sahnede şaşkın şaşkın dolaşıyor. Ayakları yere bastığı, zaafları ve korkularıyla oyuncuları yakından tanıdıkları için, ikinci oyunu kuranların başarı şansı daha yüksek görünüyor...

Anlamadığım şu cümlesi oldu: "Genelkurmay başkanı Org. Kıvrıkoğlu ve kendisinden önce ağzını açan komutanların davranışları açık. Birinci oyunu devre dışı bırakacak oyun hız aldı. Fethullah Gülen'e yönelik iddianame, KHK bu oyunda kullanılan yöntemler; yarın yeni unsurlar da devreye girecektir... İki yıl önce gerçekleştirilen bir fiske operasyonuyla taşlar yerinden oynadı ve Gülen cemaati değişimi zorlayacak unsur olmaktan uzaklaştırılıp 'irtica kampanyası'nın ana-unsuru haline getirildi, anlasana..."

'Oyun' denilince kolay bir şeymiş gibi kulağa geliyor, ama kavramanın zorluğu konusunda sizi baştan uyarmıştım...


4.EYLÜL.2000


Kağıda basmak için tıklayın.

Taha KIVANÇ

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...