YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan

  Arşivden Arama

  I Explorer Kullanıcıları, TIKLAYIN.

 

İslam, Batı ve tehdit kurmacası

İslam, bizzat bağlılarının "eylem"leriyle Batı'yı tehdit etmiyor; çünkü şu an müslümanlar birer ÖZNE olarak AKTİF bir şekilde Batı'yı tehdit edebilecek bir hareket veya eylem içinde değiller.

Ama İslam'ın Batı için bir tehdit oluşturduğu ve bizzat Batı'da sorunun bu şekilde vaz'edildiği gerçeğini atlamamak gerekiyor. Öte yandan, müslümanların, Batılıların İslam'ı Batı için bir tehdit unsuru olarak algılamalarına, konumlandırmalarına fazlasıyla "malzeme" oldukları, nedense, pek üzerinde durmadığımız veya farkedemediğimiz ciddi bir sorun.

İslam'ın Batı için bir tehdit oluşturduğu önermesinin ve gerçeğinin, hem müslümanlarla / İslam'la, hem de bizzat Batı'yla ilgili, birbirini (tersinden) destekleyen, besleyen, yeniden üreten ve "İslam /fundamentalizm tehdidi" iddiasını güçlendiren ve "meşrulaştıran" iki temel boyutu var. Bu tehdidin gerçek mahiyetinin ve hedeflerinin neler olduğunu belirleyebilmek için iki temel soru/n üzerinde kafa yorulması gerekiyor: Birinci soru/n şu: Batı, İslam'ı neden ve nasıl kendisi için tehdit unsuru olarak görüyor veya konumlandırıyor? İkinci soru/n ise, müslümanlar, Batı'nın İslam'ı kendisi (ve de tüm dünya için!) bir tehdit unsuru olarak algılamalarına, tanımlamalarına ve konumlandırmalarına nasıl oluyor da "malzeme" oluyorlar?

İkinci sorudan başlayalım... Müslümanlar, müslümanlıkla ilişkilerini, sorunlu da olsa sürdürüyorlar. Bu durum, her hal ve şartta müslümanların kendilerine ve İslam'a yönelik her tür saldırıya karşı bir direniş geliştirmelerini kolaylaştırıyor. Ama bu direniş biçimi, aksiyoner değil, reaksiyoner bir direniş biçimi. "Müslümanca bir varoluş" biçimi değil. Çünkü ses getirecek, ufuk ve çığır açacak bir "söylemsel pratik" ve performans ortaya koymak yerine, örneğin Batı tarafından geliştirilen meydan okuma biçimlerine reaksiyon vermekle yetiniyor müslümanlar. İşte müslümanların bu reaksiyoner, pasif tutumları, sürekli tanımlanmalarına, kışkırtılmalarına imkan tanıyor: Bu, Batı tarafından geliştirilen tüm yeni manevralarda müslümanların kolaylıkla "malzeme" olmalarını ve sürekli "kendi kalelerine gol atmalarını" kolaylaştırıyor.

Birinci soruya / soruna gelince... Batı'nın İslam'ı tehdit, tehlike, şiddet yanlısı bir "akım" vesaire olarak konumlandırması gerekiyor. Ortada böyle bir şey olmasa bile, böyle bir şeyi icat etmeye şiddetle ihtiyaç hissediyor Batı.

Bunun birkaç nedeni var: Her şeyden önce, Batı, böylelikle kendisine bir düşman, bir öteki, bir kötü "yaratarak", gücünü ve hegemonyasını pekiştiriyor ve meşrulaştırıyor: Batı, her zaman "iyi"nin, "güzel"in, "özdeşleşilecek" ve "özlenilecek" şeylerin adı ve mekanı olup çıkıveriyor. Böylelikle Batı, kendi kimliğini, kodlarını ve hegemonyasını hem yeniden üretmiş oluyor; hem de meşrulaştırmış oluyor.

İkinci ama daha esaslı nedense şu: Batıda esaslı bir Anlam Krizi yaşanıyor: Jean Baudrillard'ın deyişiyle "Batı, hegemonyasını sürdürmesini mümkün kılacak siyasi, ekonomik (yani arızi) dinamikleri sürgit yeniden üretiyor; ama anlam ve sembol haritalarını (yani asli dinamiklerini) yeniden üretmeyi başaramıyor. Batı'nın hegemonyasını yeniden üretmeye şiddetle ihtiyacı var; çünkü bu, yaşanan anlam krizinin ertelenmesini veya örtülmesini kolaylaştırıyor."

İslam'ın, insanın hayatını anlamlı kılacak temel / asli dinamiklerini koruduğu ve bu dinamiklerin her zaman yeniden ve yeni şekillerde icat edilebilmesi, üretilebilmesi mümkün olduğu için, Batılı hegemonik güçler, müslümanların İslam'ın bu dinamizmini harekete geçirebilmelerini mümkün kılacak tüm yolları son derece ustalıklı ve sofistike şekillerde tıkamaya çalışıyorlar. (Buna, müslümanlar da "malzeme" olarak "yardımcı" oluyorlar).

Aksi takdirde, İslam'a ilişkin özellikle medya vasıtasıyla yürütülen tüm olumsuz/layıcı, itici, karalayıcı kampanya ve bu çerçevede küresel düzlemde oluşturulan vasat'a rağmen, Batılıların beklenmedik bir oranda ve hızla müslümanlıkla tanışmaları bir an meselesi sadece. İşte bu gerçek Batılı hegemonik güçleri fena halde ürkütüyor: Çünkü İslam tehdidi çerçevesinde geliştirilen karalayıcı ve olumsuz/layıcı kampanyalar, Batı da bile şu an fena halde geri tepmeye, Batılıların, (yer yer "gruplar" halinde) müslüman olmalarıyla sonuçlanmaya başlamış durumda. (Mesela son haftalarda İngiliz Kraliyet Ailesi'nden, Lordlar ve Ladylerden müslüman olanların sayısı İngilizleri fena halde ürkütmüşe benziyor).

"Tehdit" tanımlamasına neden acilen ihtiyaç duyulduğu bu noktadan itibaren daha iyi anlaşılıyor olmalı!


4.EYLÜL.2000


Kağıda basmak için tıklayın.

Yusuf KAPLAN

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...