![]() |
![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Konuşurken, yazarken düşünmekDüşünce nasıl bir yol izler? Düşüncenin kılavuzu ve itici gücü sayılan çağrışımlar; düşüncenin yapı taşı olan kelimeler ve kavramlar zihinde nasıl yer alır? Kişi, düşüncesini en iyi hangi hallerde oluşturur? Şüphesiz bu soruların cevabı kişinin eğitim durumuna, zihni performansına ve düşüncesini netleştirme kabiliyetine göre farklılıklar gösterir. Kendimizi düşüncemizi naklederken hiçbir zaman kabiliyetli bulmayız, daima kelimelerin yetersizliğinden, esas anlatacağımızı anlatamamaktan şikayet ederiz. Bu şikayette esasında hep daha fazla olduğumuz, anlattığımızdan, gösterdiğimizden daha derin düşüncelere sahip olduğumuz iddiası gizlidir. Halbuki başkaları yani hocalarımız, üstadlarımız, hayran olduklarımız düşünceyi ete kemiğe büründürmüş bir şekilde ne güzel ifade ederler. Tefekkürün kelimeler eşliğinde adeta dumanı üstündeyken sunulması bakımından Ahmet Hamdi Tanpınar hocası Yahya Kemal'e hayrandır. Sınıfın içinde dinleyicilerinin (öğrencilerinin) karşısında onlarla birlikte kendisi de tam o anda içindeki cevherden parçalar devşiriyormuşcasına yeni ilhamlar, yeni yakalayışlar içinde sürdürür konuşmasını Yahya Kemal. Tanpınar'ın "konuşurken düşünürdü" dediği konuşma her biri edebiyatçı olan öğrenciler için aynı zamanda "fikri kıyafet" ihtiyacını da karşılar. "Sanki bu derslere çıplak geliyor ve o konuştukça giyiniyorduk" (Tanpınar, Yahya Kemal, s. 30) Konuşurken düşünmek daha doğrusu düşünürken konuşmak düşüncenin netleşmesi bakımından belki de en emin yoldur. Çünkü doğrudan konunun muhatabı olan kişiler karşısında olduğunuz için onların bakışlarından söylediklerinizin anlaşıldığını ya da anlaşılmadığını anında farkedersiniz. Bu farkedişle birlikte düşüncenizi berraklaştıracak yeni bir arayışın içine girersiniz. Düşünürken konuşmanın başka bir olumlu tarafı ise, her an darmadağınık bir halde seyreden düşünce eylemini, tek bir yolda, konuşulan konunun yolunda yoğunlaştırmış olmasıdır. Çünkü sessiz bir şekilde bir konuyu düşündüğümüzü zannederken, iç dünyamızın hülyalı kıvrımları ve çağrışımları eşliğinde birbirinden kopuk bir sürü düşünce içinde bir neticeye vardırılamayacak bir karışıklığı yaşarız. Bir şeyi düşünürken on şeyin birden gelip gölgesi düşer başlangıçtaki düşüncenin üstüne. Tanpınar "Emirgan'da bir akşam" adlı hikayesinde iki şeyi aynı anda düşünebildiğimize göre, iki insanı da aynı anda sevebileceğimizi kabul etmek ister. İki insandan kastı aynı anda iki kadını sevmektir. Çünkü Tanpınar için sevgi sevilenin zihinde yaşatılan resmidir. Fakat sonunda iki şeyi aynı anda düşünemediğimiz fikrine varır: "...Hakikatte aynı şeyi birden düşünebiliyor muyuz? Mesele burada, bu birden kelimesinde. Bizim "Birden" dediğimiz şey belki iki ayrı zamandır. Son derece kısa oldukları için biz onları birbirinden ayıramıyoruz, tek bir zaman sayıyoruz. Yahut da üst üste şahsiyetlerin ayrı ayrı zamanlarıdır. Birinci şıkta bütün değişiklik iki haddin arasında geçtiği için bir nevi ritim teşkil eder. Beyaz, siyah, beyaz, siyah. Tıpkı nabzım gibi. İkincisinde ise, sefer tası gibi bir şey kabul etmek lazım. Bence doğrusu budur." Düşünceler içimizde sefer tası gibi dizilmiş olsalar da dizili olduklarını ortaya çıkaracak bir araca ihtiyacımız vardır. Konuşurken düşünmek ancak kendisini merakla dinleyen bir dinleyici ortamında olabileceğine göre her zaman mümkün değildir. Geriye ikinci bir yol kalıyor, yazarken düşünmek. Yazma eylemi düşünceyi harekete geçiren bir eylemdir. Gayri iradi bir şekilde hafızada birikmiş olan malzeme yazı aracılığı ile bir düzene kavuşur. Ne var ki yazıda, düşünürken konuşmanın sıcaklığı yoktur. Konuşurken düşünmek ne kadar hayatın içinde ise, yazarken düşünmek o kadar dışındadır.
fbarbarosoğlu@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim | Dizi |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|