![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Selanik resimleriBir Türk için Selanik neleri çağrıştırır? Tarih bilgim, kulaktan duyduklarım, okumalarım rastgele kafamda savruluyor. Bu gezdiğim şehirin kafamda karmakarışık izlerle dolu Selanik'le bir ilişkisi varmı sahiden? Zaman zaman bir hüznün fotoğrafını çekiyor gibiyim. Şu minaresi yıkık Alaca İmaret Camii'nin avluya bakan pencere kenarlarında mermer üstüne yazılmış mısraları sökmeye çalışıyorum. Sade bir Türkçe ile yazılmış mısralar yeryer silinmiş. Mermere yazılan sözün izi...ya da mermere kazınmış şiir gibi/değil aynen öyle... 1925 yılında çıkarılan bir kanunla tüm minarelerin yıkıldığını söyleyen Nikos'un sözlerini hatırlıyorum, yıkılmış minarenin başı koparılmış gövde gibi duran kaidesine bakarken. Bir zamanlar Selanik dönme cemaatinin camisi olarak bilinen Yeni Cami'nin minaresi ise tümüyle yerle bir edilmiş. Bana Minür Nureddin'e bir de Zeki Müren'e hayran olduğunu söyleyen yaşlı Rum göstermeseydi minarenin yerini bulamayacaktım bile. Ne kadar zekice gizlenmiş. Yerle bir edilen minarenin zemin taşlarının üstüne bir antik Yunan lahiti konmuş. Ebatlar tıpatıp minarenin zeminine uyuyor. Biraz dikkatli bakınca temeli farkediyorum. Sonra asmanın serinliği altında ikram ettiği kahveyi içerken, Yunan kahvesi mi Türk kahvesi mi olduğunun anlamı bir anda kayboluyor; koyu bir muhabbet başlıyor. Oysa iki gün önce Dr. İbram'ın, eski yağ depolarında siparişi alan garsonla yaptığı, hemen bir anlam veremediğim tartışmasının kahve üstüne üstüne olduğunu farketmiştim. Garsona altını çizerek, Türk kahvesi içmek istediğimizi söylemiş, genç garson da Türk değil Yunan kahvesi olduğunu söylemiş. İki taraf iddasından bir süre vazgeçmedi.. Ama sonunda kahvelerimiz geldi. Bir zamanlar Selanik Limanı'nın hemen yanıbaşında kurulu bu yağ depolarının modern Selanik'in en otantik mekanlarından biri olacağı kimin aklına gelirdi. Tipik Osmanlı sokaklarından oluşan iki katlı yağ depoları restore edilerek taverna haline getirilmiş. İsimleri bile ilginç: Kısmet, Beş çınar vs Gece hayatı saat 23.00'ten sonra başlıyor. Yalnız hafta sonları değil hergün böyle. Bu adamlar ne zaman çalışıyor diye düşünürken diğer taraftan da yaşamaktan zevk almasını biliyorlar diye içimden geçiyor. Dr. İbram'a taverna ile lokanta arasındaki farkı anlatırken; "tavernada verilen sipariş üzerine yiyecek hazırlanır, pişer. Lokantada ise ne varsa onu yersin." Müzik bu tavernaların vazgeçilmez unsuru. Sadece rebetikayı değil popüler müziği dinledikten sonra da algılarımızın ne kadar benzer olduğunu iliklerinize kadar hissediyorsunuz. Gazeteci Angela, yağ depolarından daha ilerideki Vilska'ya götürüyor. Eski fabrika binaları kültür merkezi haline getirilmiş. Hangar gibi fabrika binası ve binanın çelik kontrüksiyonu hâlâ duruyor; hatta özenle korunmuş. Osmanlı sanayileşmesinden kalan son izler. Bugünün ölçeğinde bile büyük binalar. Yıkılmış minareleri ya da harap halde ayakta kalabilmeyi başarmış birkaç camiyi gördüğümde ne kadar hüzünlenmişsem eski fabrika binalarının kültür merkezi haline getirilişini görmek de o kadar içimi açtı. Selanik biraz da sanayi ve ticaret demekti Osmanlı için. Osmanlı sarnayileşmesinin özelllikle Balkanlar'da yoğunlaştığını söyleyen Mehmet Genç'in aynı zamanda kapatilistleşmeden bu işi denediğini, servetin tek elde toplanmadan dönüşümü gerçekleştirmeyi denediğini, kapitalisleşmeye karşı son döneme kadar direndiğini belirtir. Evet direnen Osmanlı dönüşümü başarsaydı Batı uygarlığı karşısında alternatif olma iddiasını sürdürebilirdi. Ne Yahudiler ne Dönmeler ne de Müslümanlar'dan Selanik'te eser kalmasa da "eserler" hâlâ ayakta.
aemre@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|