![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
MHP'yi, güvensizlik bulutları sarıyor!MHP'liler, Koç'lara verilen Seka arazisinden ötürü Mesut Yılmaz'ın "Yüce Divan"a gitmesi için oy kullandılar ya.. Hemen sayın okurlardan uyarılar gelmeye başladı.. İki tanesini aktarayım gelen "e-mail"lerin. -Acaba MHP'li "dürüst" komisyon üyeleri, halkımızın, "sizi oraya şaibelileri aklamaya mı gönderdik" ithamından kurtulmak için, danışıklı döğüş usulü, Yüce Divan'da kendisini en iyi saıvunabileceği konuyu Yüce Divan'a bırakıp, diğer "zor geçer" davalardan onu aklamış olmasın.. (A.T.) -Yılmaz'ın Seka işinden dolayı yargıya sevki, Yılmaz'ı yargıda kolayca aklamak ve de halka "bak biz onu Yüce Divan'a gönderdik" aldatmacasını sunmak için yapılmış görünüyor. (M.A) Sayın okurlarımın isimlerini değil, isimlerinin baş harflerini veriyorum.. Mesleklerini bilmediğim için, görüşlerini açıklamalarından ötürü, bir problemle karşılaşmalarını istemiyorum.. Biliyorsunuz burası Türkiye.. Burada eleştirel düşünce ve kuşku, gazetecilerin bile susturulmasına sebep olabilir.. Evet.. Bir başka sayın okurum olan "İ.K."da, şunları göndermiş elektronik-posta ile. -Komisyon odalarına demirbaş olarak, şöyle bir yazı yazılsa.. Hükümetin devamı için, hükümeti oluşturan parti milletvekillerine temiz kağıdı verilir.." Dün sabah bilgisayarımı açtığımda ekranda beliren mesajlardan sadece üç tanesini, özet olarak verdim.. Bazıları hâlâ farkında değil.. Ama hem medya, hem siyaset, inter-aktif modele girdi.. Artık gazete köşelerinden ahkam kesmek veya kürsüden nutuk atmak, "halkla diyalog kurmak" anlamına gelmiyor. Anında reaksiyonları alıyorsunuz.. Özellikle politikacıların, "acaba beğeniliyoruz mu" sorusunun cevabını almak için, beş yılda bir seçmenin oy kullanmasını beklemeleri, artık anlamsız.. "Bilgi ve iletişim çağı" herşeyi etkiledi.. Eskiden kapalı kapılar arkasında yapılan pazarlıklara dayalı sürdürülürdü politika.. Şimdi bu mümkün değil.. Kapalı kapıların arkasındaki odaların, duvarları yok.. Geniş kitleler, herşeyi ve herkesi dikkatle izliyor.. İşte bu yüzden, Mesut Yılmaz'ın, Meclis komisyonundaki MHP'lilerin oyları ile TÜRKBANK özelleştirme şaibesinden aklanması, kimseyi tatmin etmedi. Herkes, Korkmaz Yiğit'in video kasetinde anlattıklarını hatırlıyor.. Çakıcı'nın, Eyüp Aşık'la, Korkmaz Yiğit'le, Erol Evcil'le yaptığı konuşmaların bantları hem hafızalarda, hem de inter-net sayfalarında, hâlâ taze duruyor. Çakıcı'nın, Meclis Soruşturma Komisyonu'na verdiği ifadeler de, hemen her gün bir gazetede yayınlanıyor. Daha ötesi var.. TÜRKBANK soruşturma komisyonu raporu TBMM Genel Kurulu'nda görüşülürken, bu konular yine Meclis kürsüsüne gelecek.. Bunlar televizyondan canlı olarak yayınlanacak.. Bu durumda, sayın okurlar da haklı olarak şüphe seslendiriyorlar.. -Acaba MHP'liler, Yılmaz'ı TÜRKBANK'dan aklayıp, Seka-Koç dosyasından morartırlarken, siyasi bir tiyatro mu oynadılar? Başta Devlet Bahçeli olmak üzere, tüm MHP'lilerin bunu bilmeleri gerekiyor.. Bir siyasi kadro "ahlak", "erdem", "milli değerler" gibi kavramları çok sık kullanırken, bu söylemleri ile tutarlı olmak zorundadırlar.. "Töre", sadece "koltukta ne olursa olsun oturmak" anlamına geldiği zaman, bunu, halk kitleleri hemen fark ediyor. Bu açıdan Mesut Yılmaz'ın "Biz onlara güveniyoruz.. Onlar bize güvenmiyorsa bu onların sorunudur" benzeri tekerlemeleri, sadece lafazanlıktır.. Meclis'teki adliyelik dosyaların siyasi hesaplarla aklanması, demokrasiye değil, deterjan üreticilerinin çarşafları beyazlatma reklamlarına daha çok yakışır.. ŞAKA
Erkeğin fendi..
Kadınların askere alınması projesi, bazı erkekleri sevindirmiş.. Anlatılanlar şöyle.. Kendisine çok eziyet eden ve sürekli azarlayan karısından bunalan bir koca, imzasız bir mektupla "o bir asker kaçağıdır" diye eşini ihbar etmiş.. Bir başka koca da, eşini aşağılamak için, "Ben asteğmen rütbesi ile terhis oldum.. Sen acemi ersin" diye bağırıyormuş eşine.. SAVCILAR
Cumhuriyet ve demokrasi bölünmez!..
Daha önce de "anakronizm" denilen "zaman-şaşkınlığı"nı yazmıştım.. Örneğin bir tarihi filmde, Fatih Sultan Mehmet'in kol saati kullanması, bir anakronizmdir.. Ya da Kanuni Sultan Süleyman'ın akıncıları at koştururken, arka planda telgraf direklerinin ve tellerinin görünmesi de, böyledir.. Siyasette "anakronizm", geçmiş zamanın şartlarını bugün varmış zannedip, garip davranışlarda bulunmaktır.. Örnek verirsek.. 27 Mayıs darbesinin başlangıçtaki şiddet ortamında, Yassıada Divanı'nın hakimleri, "sizi deviren ihtilal böyle istedi" diyerek, siyasi sanıklara sert davranırlardı.. Sonra darbenin etkisi geçti.. Demokrasiye dönüş süreci başladı.. Ama Yassıada davaları uzadığı için, kendilerini hâlâ o ilk günlerin öfkesiyle yönlendiren yargıçlar ve savcılar, komik duruma düştüler.. Darbeyi yapanlar yaptıklarını örtmeye çalışırken, Yassıada görevlileri bunu anlamadılar.. Bu açıdan, "28 Şubat"ın hukukçuları da, "anakronizm"e düşmekten kaçınmalıdır.. "28 Şubat medyası", harıl harıl değişmeye çalışıyor.. Artık "Batı Çalışma Grubu"nun brifinglerini değil, "Kopenhag kriterleri"ni haber yapmak çabasındalar.. Diyoruz ki.. Artık sayın savcılar, "cumhuriyet"i olduğu kadar "demokrasi"yi de korumak görevlerini hatırlamalıdır..
mehmetbarlas@attglobal.net
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|