YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan
Dizi...

  Arşivden Arama

 

 

Çağdaşlık ve ahlak birarada olamaz mı?

Türkiye, "siyasi İslam" konusunu çok tartıştı.. Daha ötesi var mı? Türkiye'nin en büyük partisi olan Refah, kapatıldı.. Eski Başbakan Erbakan, siyasi yasaklı..

Şimdi Faziletliler de, mukaddesatçı kesimler de, "dinci" olmakla "dindarların hakkını korumak" arasındaki farkı, çok iyi biliyor.

Hemen hemen herkesin "siyasi referans"ı artık "İslam" değil, "demokrasi" bugün..

Bundan sonraki hiçbir seçim kampanyasında, kimse, "bize oy vermeyen müslüman değildir" demek hatasını yapmaz..

Dini inançlarla siyasetin birbirine karıştırılmasından ötürü en büyük eziyeti, dindar insanlar çekti.. Başını örtenlerin eğitim hakları ellerinden alındı.. Anadolu'nun potansiyelini harekete geçiren müteşebbislere, "yeşil sermaye" damgası vuruldu..

Bütün bunlar acı gerçekler..

Ama işin bir yanı bu..

Kendilerini "Kemalist" olarak sunan, "laik ve çağdaş dünya"yı temsil ettiklerini vurgulayan ve "10'uncu yıl marşı" ile coşan sosyo-politik kesimler, ne alemde?

-"Laiklik ve çağdaşlık" adına, topluma hangi dünya görüşü sunuluyor?

-"Modern olmak", hangi görüntülerle anlatılıyor?..

Türkiye'nin "28 Şubat"tan bu yana yaşadığı en dramatik ikilem, bu soruların cevabında gizlidir..

Cevabız biz verelim..

Bugün siyaseti, medyası ve düşünce odakları ile, "laiklik ve çağdaşlık" adına, militarizmi bile destekleyen kesimler, "kokuşmuşluk" karşısında, ya sessizdir, ya da ortaktırlar..

Kadınların başının açık olmasını modernlik ve çağdaşlığın tek ölçüsü gibi sunan medya, TÜRKBANK özelleştirmesi, mafya-siyaset ilişkileri, "devlet ihalelerindeki şaibeler", "boşaltılmış bankalar" gibi konularda ise, kapalılıktan yanadır.. "Medyanın kartelleşmesi" ise, adeta bir tabu-konudur.

Bugün topluma laiklik, çağdaşlık, modernlik olarak sunulan dünya görüşünün sözcüleri, mesela RTÜK Kanunu'nun değişmesi ile televizyon sahiplerinin devlet ihalelerine rahatça girmesini, bu dünya görüşünün bir gereği gibi sunuyor..

Kemalizmin ekonomiye yansıma biçimi, sanki, gazete ve televizyon kanalına sahip sermayenin, kartelleşmesi, özelleştimeden banka alması ve her özelleştirme ihalesine katılmasıdır.

Sanki "siyasal İslam'ın alternatifi", ekonominin, kendilerini Kemalist olarak sunan bir avuç imtiyazlı holdinge, ikram edilmesidir..

Böyle bir yanlış tablo olabilir mi?

Bu model, "şeriatı olmayan bir Suudi Arabistan" modeli değil midir?

Sadece imtiyazlı, korunan bir avuçluk kesimin, kanunları da, ekonomiyi de, piyasayı da, medyayı da, kendi çıkarları dışındaki tüm kesimlere kapatması, ne çağdaşlıktır, ne modernliktir, ne de demokratik-laikliktir.

Herkes, tüm kamuoyu biliyor artık..

Bu ülkede "istikrar" denilince, "ayıpların üzerinin örtülmesi" anlaşılıyor artık..

"Siyasi İslam" nötralize edilirken, yerine ikame edilen olgu, "hukukun üstünlüğü", "insan hakları", "şeffaf siyaset ve idare" olmadı ki..

Atatürk'ün "müspet ilim" ve "çağdaşlık" şeklinde koyduğu hedefler, medyanın kartelleşmesini, ihalelere şaibe karıştırılmasını, yolsuzlukların örtbas edilmesini içermiyor ki..

Tamam.. Onların mantığıyla diyelim ki..

-Dini inançları, toplumsal yaşamın ve kamu alanının dışında tutalım.. İnançlar, kul ile Allah arasında kalsın.. Din, toplumsal bir olgu değil, bireysel inançlar sistemi olsun..

Bu mantık, sosyoloji bilimine ne kadar uyar, bilemeyiz..

Ama "din"i toplumsal ve kamusal alanın dışına iterken, "ahlak" kavramını da birlikte dışlamak mı gerekir, laik, çağdaş, modern yaşamda?..

Şaibelerin ört-bas edilip, unutturulması, çağdaşlık ve modernite midir?

ŞAKA

İnsanlar ve hayvanlar

Bahçeli "DSP'nin güdümüne girdik" diyen MHP'lilere, şu cevabı vermişti ya..
-Bir güvercinin bir kurdu yediği nerede görülmüş?..
Rahşan Ecevit de, bu söze cevap vermiş:
-Kurdun da, güvercini yakalama ihtimali yoktur. Kurt, güvercinin seviyesine yetişemez.
Mesut Yılmaz da, herhalde şöyle diyordur..
-Arı, kurdu da güvercini de sokar!..

AKIL DIŞILIK

"Yüce Divan" yerine "Hükümet" mi?

Diyelim ki, kurtlar ikircikli (kararsız) davrandı.. Diyelim ki, güvercinler kokuşmuşluğa kanat gerdiler.. Diyelim ki kır-at, bu yarışı tribünlerden izlemeyi tercih etti..

Ve diyelim ki, Mesut Yılmaz, Yüce Divan'a gitmedi..

Ne değişir yani?

"TÜRKBANK özelleştirme faciası", hiç olmamış mı sayılır?

"Siyaset-mafya" ilişkileri hiç yaşanmamış mı olur?

Siyaseti kanser gibi kemiren ve sade demokrasiyi değil uzun vadeli istikrar duygusunu da zedeleyen "şaibe" bulutları dağılır mı?

Diyelim ki Mesut Yılmaz, Yüce Divan'a gönderilmedi.. Bunun yerine, başbakan yardımcısı olup, hükümete girdi..

İyi ve sağlıklı görüntü mü verilir bu tablo ile?..

Bazı holdinglere bedava arsa verilip, bazı holdinglere ise yasal hakları olan yatırım teşviklerinin bile verilmemesi, doğal hale mi gelir?

"Siyaset" adı verilen uğraş, bu kadar sığ ve bu kadar toplum düşüncelerini, güvenilirliği yok sayan bir şey midir?

Milletvekilleri, sade vicdanlarını değil, akıllarını da konuşturmalıdır.


22 HAZİRAN 2000


Kağıda basmak için tıklayın.

Mehmet BARLAS

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim | Dizi
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...