| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Yılmaz itirafçılık yasasından yararlanabilir mi?Mesut Yılmaz'ın dünkü Yüce Divan oylaması öncesinde yaptığı ve medyanın Yeni Şafak hariç görmezden geldiği konuşma dolu dolu bir siyaset dersidir. Konuşandan başlayarak siyasetin meşru ve gayrımeşru aktörlerine kadar herkesin feyz alması gereken bir siyaset dersi. İfade özgürlüğünden dışa açılmaya, parti kapatma karşıtlığından hukukun üstünlüğüne kadar 'sanki' hepimizi altına imza atması için hazırlanan bir metinden bahsediyoruz. İlk dersi Yılmaz çıkarmalı çünkü, yıllardır ama özellikle 28 Şubat'tan beri bunları söyleyen, bunun acısını çeken, demokrasisizliğin ve hukuksuzluğun ülkeyi karanlığa götürmekte olduğunu bas bas bağıranların tam karşısında pozisyon almıştı. Bu pozisyon onu başta seçmen kitlesi olmak üzere bütün demokrasi camiasından uzaklaştırmış 18 Nisan hezimetine kadar götürmüştü. Şimdi görünen o ki Yılmaz, bazı güçlerin üzerine saldırttığı MHP'ye karşı, küstürdüğü bu kesimlerden destek almak için "itirafçılık yasası"ndan yararlanmaya çalışmaktadır. Konuşması bunun açık bir delilidir. Ve bu 'itirafname' kendisini halka karşı pozisyon almaya mecbur eden güçlerla dostluğun ve elbette ki en başta kendi siyasal beceriksizliğinin faturasıdır. Kapatılan bir partinin ve yasaklanan liderlerinden doğan boşlukları değerlendirerek başbakan olmuştu. "Siyasi hayatıma mal olsa da..." cümlesini sarfederek, 8 yıl kesintisiz eğitim ve o saçma sapan "irtica ile mücedele tasarıları"nı kanunlaştıran hükümeti başı olmayı kabul etmişti. Şimdi, eleştirdiği "parti kapatılırken el oğuşturanlar"dan birisi de kendisiydi. Kendisinin de çok iyi bildiği ve şimdi vicdan muhasebesini yaptığı belli olan bu gerçekleri Yılmaz'a hatırlatmak onun fazlasıyla hak ettiği bir şey olsa da zekice görünmeyebilir. Ancak Yılmaz'ın, 18 Nisan'dan sonra başladığı ve önceki gün zirvesine ulaştığı itiraf dizisinin siyasal bir ders haline gelmesini sağlamak zorundayız. O ders şudur: Taviz tavizi doğurur ve desteğini halktan almayan siyasetin ölümü kaçınılmazdır. Türkiye gibi, demokrasisi zayıf, siyasal geleneği güven vermeyen bir ülkede bile, meşruiyetini halktan almayan hiçbir siyasi hareketin iki dönem üst üste ayakta kalma şansı yoktur. Bu yazı, Yılmaz hakkında Yüce Divan oylaması görüşmelerinin öncesinde yazıldı. Yılmaz, muhtemelen Genel Kurul tarafından suçlu bulunmayacak ve artık aklama sayılmayacağı belli bir aklama ile yoluna devam etmeye devam edecektir. Devletle, yani 28 şubat'ta kendisine "devlet" bahşeden devletle köprüleri atmış olarak devam edecektir. Yaralı, eksiltilmiş ve bugün seçim olsa partisinin baraj altında kalışına mani olamayacak bir lider olarak işi çok çok güçtür. Demokrasi söyleminin demokrasi mağdurlarına bile fayda sağlamadığı bir ülkede bir çıkış yolu bulması epeyi zor olacaktır. "İtirafçı" Yılmaz'ın yakasından; hükümet içinde zedelenen güvenin verdiği ürkeklik ile 28 Şubat'tan kalma sicil düşecek mi, göreceğiz.
mkaraalioglu@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim | Dizi |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|