| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Yarım kalan nedir?Avrupa Topluluğu'nun bir üyesi olabilmek için Türkiye'nin bazı eksiklerini gidermesi gerektiğini söylüyorlar. Demokrasi eksiği varmış Türkiye'nin. Türkiye'de insan haklarından istifade imkânları eksikmiş, serbest piyasa ekonomisinin işleyişi için gereken (düşük enflasyon dahil) bilmem ne kadar şey eksikmiş. Bunları ne kadar çabuk tamamlarsa o kadar çabuk AT üyesi olabilirmiş. Onların bu söyledikleri bir yandan "Kar Erciyes'ten kalktığı zaman borcumu öderim" diyen Kayserilinin taahhüdüne benzemekle kalmıyor, bir yandan da Türkiye'nin her alandaki eksiklerinin hangi miktar ve mikyasta olduğu hususunda büyük bir merak uyandırıyor. Gerçekten bir millet ve bir devlet olarak Türkiye demokrasiyi, insan haklarını, serbest piyasa ekonomisini kapsayan faaliyet alanlarında bir şeyler yapmak kastıyla nereden kalkmış, nereye kadar gelmiş ve geldiği yerle gelmesi gereken yer arasında ne kadar mesafe kalmış? Bunu bilen, bildiği için istifade maksadıyla kendisine müracaat edeceğimiz yerli veya yabancı şahıs kimdir? 1946 yılında çok partili siyasi hayata geçişi demokratlaşma yolunda bir başlangıç sayacak olursak, birisi çıkıp o zamandan bu yana toplum yapısında anti-demokratik tesirler icra eden unsurlarla mücadele edildiğini ve böylelikle Türkiye'de bir demokratlaşma hattı husule geldiğini öne sürüyor mu? Hayır, yok böyle birisi. Kalkış noktamızın neresi olduğunu bilsek bile nereye geldiğimizi bilmiyoruz. Bu ülkede tebaaya insan haklarından istifade imkânlarının tanındığı tarihin başlangıcını 1839 sayarsak, Gülhane Fermanı dolayısıyla bu ülkede tebaaya insan haklarından istifade imkânı bahşedildiğini kabul edersek hiç kimse o günden bu yana Türkiye'de insan hakları meselesinin canlı tutulduğu ve dolayısıyla henüz el atılmamış filânca meselelerin çözüm beklediği iddiasında bulunamaz. Hiç kimse XVII. yüzyılın ortalarından itibaren yabancı tacirlere tanınan kapitülasyonları serbest piyasa ekonomisi doğrultusunda atılmış adımlar sayarak üç yüzyıla yakın bir süre boyunca Türkiye'nin adım adım sermaye piyasasının kendi kurallarını dayattığı kapitalist bir yapı kespettiği görüşünü ileri süremez.. Demek ki Avrupa Topluluğu'nun Türkiye'den talepleri tamamen muhtevadan mahrum taleplerdir ve Türkiye'nin başına hangi işler açtığı iş işten geçtikten sonra ayan beyan ortaya çıkacak bazı manevraların bahanesi olarak dile getirilmektedir. Demokrasi, insan hakları, piyasa serbestisi gibi hususlar Avrupalı'nın birer talebi olmasaydı da bizim toplum olarak ciddiyetle öne aldığımız hususlar halinde ortaya çıksaydı durumun düzelmesi konusunda hiçbir olumlu gelişme yine beklenemezdi. Çünkü toplum olarak bu hususlarda şu ân nerede bulunduğumuzu, yani yarım kalanın ne olduğunu kestirebilecek müşterek bir ölçü yok elimizde. Çünkü biz Türkler gerçekte demokrasiden, insan haklarından, serbest piyasa ekonomisinden değil; millet olma iradesinden mahrumuz.
iozel@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|