| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Medyatörlere dair masada birikmiş notlar...
25 Şubat tarihli Sabah, "Liderler Zirvesi"ni şöyle aktarıyor: "Odaya ilk olarak ANAP lideri Mesut Yılmaz geldi. 14,59'da (ne kadar dakik!) Başbakan Yardımcısı Cumhur Ersümer ile birlikte gelen Yılmaz'ı Ecevit kapıda karşıladı." "Yılmaz, daha önce Başbakan olarak kendisinin kullandığı makam odasının duvarındaki tablonun değiştiğini farketmişti. Dikkatini çeken bu değişikliği söyledi. Bahçeli ilgiyle tabloya baktı. Ecevit gülümseyerek, tabloyu hafta başında Türkiye'ye gelerek kendisini ziyaret eden Bosna Hersek Başbakanı Ethem Bıcakcic'in hediye ettiğini söyledi. 'Daha önce bir manzara vardı, ama yerine bunu astık' dedi." "SAMİMİ ORTAM: Ecevit'in özrüyle gelen yumuşama, Yılmaz'ın 'tablo sohbeti' sayesinde pekişmiş. Bu sohbetin ardından havadaki elektrik artık iyice dağılmıştı." "Ecevit'in makam odasında yapılan toplantı masanın çevresinde değil, daha samimi bir ortamda koltuklara oturularak gerçekleşti." "ZİRVEYE NASIL HAZIRLANDILAR? Ecevit sakin, Yılmaz dakikti." "Zirve öncesinde yaklaşık bir saat makam odasında çalışan Ecevit, hafif bir yemek yedi." Sanırsınız ki, ABD Başkanı'nın nezaretinde "Camp David" görüşmeleri başlıyor! 25 Şubat tarihli Hürriyet'in manşetinin şöyle olması uygun bulunmuştu: "Başkanları Bu İfadeler Yaktı." Geçen günlerde sırasıyla gözaltına alınan, tutuklanan ve tahliye edilen HADEP'li üç belediye başkanının, Diyarbakır Belediye Başkan Yardımcısı Ramazan Tekin'in "şok ifadesi" sonucunda "yandığı" bildiriliyordu. Hürriyet, haberin iç sayfadaki devamını da "Yakan İfadeler" başlığı altında veriyordu. Sonra aradan iki gün geçti ve 27 Şubat tarihli Radikal'de Ramazan Tekin ile tekrar karşılaştık. Hem de şu başlıklı bir haberle: "Başkanları Yakan İfadeler"(!) Tamam, Hürriyet ve Radikal aynı binayı paylaşmıyor, ikinci gazeteye Milliyet ev sahipliği yapıyor. Ama insaf! Bu devirde bu kadar yavaşlık da olmaz ki... Sonuç olarak iki gazete yine de "yan yana" sayılırlar. 25 Şubat'ta ABD Dışişleri Bakanlığı'nın İnsan Hakları Raporu yayınlandı. 26 Şubat tarihli Milliyet haberi "Zehir Gibi Rapor" başlığıyla verdi. Rapor "Türkiye'ye geniş yer ayırırken özellikle Güneydoğu'daki ihlaller, işkence ve ifade özgürlüğü üzerindeki kısıtlamaları geçen yıllardakinden daha ayrıntılı yansıttı ve daha kararlı bir dille eleştirdi." (Milliyet). Sözkonusu "rapor" 26 Şubat tarihinde Hürriyet'in de ilgisini çekmişti; hem de manşete çıkarılacak derecede. Ancak manşette bir tuhaflık vardı. "Rapor" aynı rapor olmasına rağmen, manşet tamamen "zührevi hastalıklar" gözetilerek oluşturulmuştu. Hürriyet'in "ABD'nin Türkiye İnsan Hakları Raporu" flaşının altına uygun gördüğü başlık "10 Bin Nataşa'mız Var" şeklindeydi. Gazete, "72 sayfadan oluşan raporda Türkiye'nin beyaz kadın ticaretinde ana geçiş noktası konumuna geldiği iddia edildi. 150 ülke için ayrı ayrı hazırlanan raporda, Ecevit hükümeti övüldü, işkence ve insan hakları ihlallerinin devam ettiği, basının ise baskı altında tutulduğu belirtildi"(!) diyordu. Ne tuhaf bir "öncelik" sıralaması... "Nataşa'-lar"dan başlayıp, Ecevit'e uğrayarak işkence ve basın özgürlüğüne doğru inen bir sıralama! Hem sonra sanırsınız ki, Ecevit'in "işkence" ve "basının baskı altında tutulması" ile hiç mi hiç ilgisi yok; O bir "Başbakan" filan değil. "Kuvvetler Ayrımı" gereği "rapor"da "kararlı bir dille" eleştirilen bu işlere sorumlu Başbakan değil de başkaları bakıyor! Demek ki, "Rapor" tek başına önemli değil. Demek ki, son yıllarda çokça söylendiği gibi, bir metnin ne anlam taşıdığı metnin kendisi kadar "okuyana" da bağlı... Hürriyet de bu raporu böyle okumak istiyor, ne diyebilirsiniz? Medyatörlere dair notlar burada bitiyor. İsterseniz, gönlümüzü o kadar karartmamak için bir tane de "iyi şeyler"den bir örnek verelim: 1 Mart Çarşamba akşamı Kanal 7'de Anahaber bültenini izledim. Ahmet Hakan, Rusya Başbakanı'nın özel temsilcisinin Ankara'ya iner inmez yaptığı açıklamaları verdi önce. Özel temsilcisinin açıklamaları gerçekten "skandal" niteliğindeydi. Rusya'nın Çeçenistan'da yürüttüğü politikaya Türkiye tarafından nasıl destek verildiği, Çeçen mücadelesinin ve PKK hareketinin benzerliği konusunda bakış açılarının nasıl örtüştüğü, özel temsilci ağzını her açışında yeni bir çam deviriyordu. Ahmet Hakan'ın Ankara havaalanından naklettiği görüntüler bundan ibaret değildi. Havaalanında Rusya Başbakanı'nın özel temsilcisini bekleyen Ali Şen'i de gördük. Ali Şen'in orada ne işi vardı? Nihayet mesele anlaşıldı. Ali Şen, Rusya'dan alınması muhtemel helikopterler için aracılık yapan bir iş adamı olarak oradaydı. Sonra çok hoş (ama bu kadar olur) bir Ali Şen belgeseli izledik. İşadamının (bu arada Şen'in halihazırda hiçbir "iş"i olmadığı da hatırlatılıyordu) bir silah tüccarı olarak portresi, Fenerbahçe Başkanı olarak manzarası ve tabii Çevik Bir'e evsahipliği... "İşte, dedim kendi kendime, televizyonun iyiliği de burada... Birkaç dakikada bir insan bu kadar güzel tanıtılabilir." Seçilen görüntüler, montaj, kaleme alınan metin, güncel bir olayla bağlantısı... Harika idi, harika... Başkalarını bilmem ama ben bu yılın "televizyonda haber" ödülünün birincisini çoktan belirledim bile. Bu televizyon sahiden iyi bir âlet herhalde!
kbumin@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|