| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
"Kukla-levha"larla da kendimizi avutabiliriz..
Antika meraklıları ve koleksiyoncular, İngilizce'deki "dummy-board" kavramını duymuşlardır.. Bunu dilimize "levha kukla" diye çevirebiliriz.. 200 yıl önce, Batı dünyası tarımdan endüstriye hızla geçer ve kırsal nüfus, "sanayi işçisi" olarak hızla kentlere göç ederken, ruhsal bunalımlar da yaşadılar. Köylerinden ve çiftliklerinden, kentlerin dar sokaklarına dizilmiş, bahçesiz, havasız sosyal meskenlerine yerleşen eski çiftçiler, bunaldı.. Örneğin, bütün yaşamlarını paylaştıkları koyunları, inekleri, köpekleri, kedileri geride kalmıştı.. Hayvan besleyecek ne vakitleri, ne de imkânları vardı.. Bunun üzerine, zanaatkarlar bir çözüm üretti "yeni sanayi sınıfı"nın insanlarına.. İnce tahta plakaları, kedi veya köpek biçiminde kesip, bunları birer canlı hayvanmış gibi renklendirdiler.. Eski köylü-yeni işçi kentliler de, bu tahtadan kesilmiş kedileri, köpekleri, evlerinin duvarlarına dayayıp, sanki gerçekten hayvanları varmış gibi, kendilerini avuttular.. İşte bunlara, "dummy-board" (okunuşu dami-bord) deniliyor.. Aynı şekilde kentli olup hızla zenginleşen ama pek eşi-dostu olmayan kesimler için de, insan görüntüsünde "dummy-board"lar yapıldı.. İyi giyimli erkeklerin, güzel kadınların, insan ölçütlerindeki kukla-levhaları kesilip, boyandı.. Bunlar, salonun çeşitli köşelerine yerleştirildiği zaman, evde konuklar varmış gibi hissedilirdi.. Heykele göre, yapımları ucuz ve kolaydı. Şimdi bunların bazıları, bir çeşit "Kithsc-Art" örnekleri olarak, epeyi para ediyor müzayedelerde. Hızlı değişim yaşayan ve sosyo-politik ortamın çok radikal biçimde değiştiğine tanık olunan toplumlarda, bazı yeni kurumlar, bu "kukla levhalar" gibi görünür zaman zaman.. Mesela bakarsınız, bir ülkede "seçimler" yapılır, "meclisler" oluşur.. Bu meclislerde "kanunlar" oylanır.. Ama işin özünü incelediğiniz zaman, seçim sandıklarının da, seçilen milletvekillerinin de, birer "kukla-levha" olduklarını görürsünüz.. Örneğin komşularımız Irak'ta ve Suriye'de de, seçim var, meclis var.. Bunların, gelişmiş ve yerleşik Batı demokrasisindeki örneklerden çok farklı olduğunu bilirsiniz. "Diktatör"ün, bunları göstermelik birer kukla biçiminde, dünya kamuoyunu aldatmak için oluşturduğunun, farkındasınızdır.. Türkiye'nin sorunu, mevcut "yeni kurumlar"ın, birer "dummy-board" olmasını önlemektir.. "Çok partililik", "anayasal demokrasi", "sivil ve şeffaf yönetim" gibi olgular, Türk toplumu için yeni kavramlardır.. Bunların şiddetle yaşamımıza girdiği 1946'dan bu yana, kaç kez askeri darbeler olduğunu, eski başbakanların idam edildiğini, meclislerin kapatıldığını hatırlamalıyız.. Avrupa Birliği üyeliğine aday olduğumuz 2000 yılında bile, bazıları hâlâ, "Tam demokrasi Türkiye'ye göre değil" demiyor mu? "Özgür basın"da bile, askeri müdahaleleri savunup, "Ben 28 Şubatçıyım" diye övünen insanlar yok mu? Atanmışların karşısında hazır-ol vaziyetinde duran "yürekli" kişilerin, "seçilmişler"e karşı en ağır söylemleri seslendirdiğine hep tanık olmuyor muyuz?.. "Parti kapatmak", bazıları için, salonun ışıklarını kapatmak gibi normal bir davranış Türkiye'de.. Ülkenin kaderini, toplumun refah ve mutluluğunu derinine ve olumsuz biçimde etkileyen bazı kararların, kimler tarafından alındığı bile tam olarak bilinmiyor.. Örneğin son olarak, HADEP'li belediye başkanlarını kim tutuklayıp, görevden aldırdı?.. Kim onları serbest bırakıp, görevlerine iade etti? Örneğin, 28 Şubatçı bir emekli subay "Fethullah Gülen Hizbullah'tan tehlikeli" diye devlet televizyonunda esip gürlerken, ülkenin Başbakanı, neden Fethullah Gülen'in savunmasını üstleniyor? Türk toplumunun temel kurumları olan "demokrasi", "hukuk", "parlamento" benzeri olguların, birer "kukla-levha" olmadığını herhalde kanıtlayacağız sonunda.. Biraz uğraştırsa da, olacak bu.. ŞAKA
"Millet" ve "vekiller"
TBMM İnsan Hakları Komisyonu, İstanbul karakollarına baskın yapıp, "falaka" ve "Filistin askısı" gibi işkence aletleri bulmuş.. Bu işkence aletleri de, TBMM'ye getirilmiş. "Delil" olarak kullanılacakmış.. Aman dikkat etsin milletvekilleri.. "Millet" için kullanılan bu aletleri, bakarsınız bir gün, komisyondan alıp, "vekil"ler için kullanmaya kalkanlar da çıkabilir.. DEMOKRASİ
Bilinç-altımız da yeniden-yapılanmalıdır!..
Bir sabah kalkıp, gazete manşetlerinde şöyle bir haberi görseniz, ne yaparsınız?.. -Tapu memurları, muhtıra verdi!.. Veya bir başka gün de, şöyle bir manşetle haberleri öğrenseniz.. -Elektrik mühendisleri, yönetime el koydu!.. Herhalde hepiniz şaşırıp, şöyle tepkiler gösterirsiniz. -Ne demek bu?.. Tapu memurları nasıl olur da, muhtıra verir?.. -Elektrik mühendisleri, nasıl darbe yapabilir?.. Ve bilinçaltınızda, muhtıraları ancak ordunun verebileceği, darbeleri ancak silahlı kuvvetlerin yapabileceği şeklinde bilgiler vardır.. Bu derin-bilgilerin gereği olarak da, en aydın ve en demokrat kişiler bile, askeri yönetimlerin meşruiyetini tartışmaz.. Bu yüzden, emekli orgeneraller, kendi meslekleri olan "askerlik" konusunda yazıp-çizecek yerde, bankalarda görev alırlar ve ülkenin siyasi rejimi hakkında, "şu tehlikeli-bu tehlikesiz" diye fetvalar verebilirler.. Bu sebeple, yazar-çizer geçinen yarı-aydınlar, "hangi darbeler Atatürkçüdür, hangileri değildir" diye, ciddi ciddi tartışırlar televizyonlarda.. Herhalde bilinç-altımız da bir gün yenilenecek, modernleşecektir.
mehmetbarlas@attglobal.net
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|