|
Ben 12 Mart'a imza atmazdım Ali Kırca...

Tarihi, ondokuzuncu asır pozitivizmini "ilerleme" düşüncesine ulayan "68" etiketli gerici, totaliter, faşist gettonun inhisarından kurtarmalı...
"28 Şubat'a imza atardım." Adı Ali, soyadı Kırca olan ve açtığı "Siyaset Meydanı" dükkânında illegal çalışma gruplarına "canlı hedef" seçeneği sunan "seksi" anchorman, sorulan bir soru üzerine, "Evet" diyor, "Asker kalsaydım ben de 28 Şubat'a imza atardım."
İsmet Solak da imza atarmış.
İsmet, Ali kadar "seksi" değil.
İtici bir adam...
Sesi de çok çirkin üstelik.
Ali, gereğinden fazla sevimli ve insanın midesini kaldıracak ölçüde "şirin" bir adam. Canlı bir "uzlaşmaz çelişki" örneği olarak da, "öz" müziğimize müptela...
"Türkiye'nin nabzını tuttuğu" ileri sürülen ve "gerçeği, yalnızca gerçeği ortaya çıkarmak" amacıyla başlayıp, süreç içinde "fişleme düzeni"ne servis yapan açık istihbarat kanalına dönüştürdüğü "Siyaset Meydanı" programıyla "geç yaşta" şöhreti yakalamış; üşenmemiş, aptal kadın magazinlerinin bahşettiği "seksi erkek" payesiyle o yaşta kalkıp sırasıyla haber bültenlerini, sabah şekerlerini, "kadın kadına"ları, müzik eğlence programlarını dolaşmıştı.
Uğradığı her adreste mutlaka o soru:
"O güzel sesinizle bir şarkı okur musunuz?"
"En uğursuz, en pis hadımlık öğrenmemek, anlamamak, sepet gelip sepet gitmeyi kabullenmektir" diyordu Kemal Tahir.
Ve Türk aydınını, vicdanıyla "muhasebe"ye çağırıyordu.
Hitler'in de aydınları vardı.
Pinochet'nin de...
Stalin'in de...
Stalin'in, "Matematik bir burjuva icadıdır" diyen yüksek matematik profesörleriyle, "Sanat devrim estetiğini yüceltiyorsa sanattır" yargısını felsefe müfredatına kakalamayı başarmış sanat komiserleri...
Türkiye'nin de Ali ve Coşkun Kırca'ları, Ertuğrul Özkök'leri, Toktamış Ateş'leri; "28 Şubat cumhuriyetin silkinişidir" diyen osuruktan aydınları var.
Demokrasiden, çok kültürlülükten, hukuktan sözeden, ama bu kavramları pratize edecek ruh ve gönül enginliğinden yoksun aydınlar...
Kavramları "yeniden" tanımlamalı.
"Demokrasi"den bahsedenlerin bilinçaltından tek partili yılların "müntehib-i sani" uygulamasını seslendirdiklerini, çok kültürlülüğe vurgu yapanların "kemalist" skalada ortaya çıkabilecek farklılıkları meczeden bir total felsefeden söz ettiklerini, "hukuk" ve "insan hakları" diye afur tafur savuranların ise müseccel bir "izm"e biat etmiş azınlığın "egemenlik hakkı"nı savunduklarını saptamalı.
Ve tarihi yeniden yazmalı.
Tarihi, ondokuzuncu asır pozitivizmini "ilerleme" düşüncesine ulayan "68" etiketli gerici, totaliter, faşist gettonun inhisarından kurtarmalı...
"Asker kalsaydım 28 Şubat'a imza atardım."
Yakışırdı...
Ama ben, ülkeyi ve geleceğimizi Baasçı, Pol Pot'çu Ali Kırca'ların şerrinden kurtardığı halde, "12 Mart"a imza atmazdım.
Bunu zül addederdim...
Bir darbeye imza atmak, bu netameli "süreç"te, övünülecek bir aydın tavrı olabilir.
Ama, Türkiye'nin yakın tarihini yazacaklar, 28 Şubat darbesini hazırlayan nedenleri sıralarken, Ali Kırca'ların üstlendiği rolü hatırlayıp, mutlaka "aydın" kimliklerinden utanacaklardır.
4 Mart 2000
|