| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Enstrumanlar kardeştir...
Klasik gitar öğrenmiş olmam, bir Türk müziği sazı olan Kanun'u çalış biçimime de yansımıştı konservatuardaki öğrencilik yıllarımda. 1981 yılında konservatuara girmiş, o yıl değerli hocamız Fikret Kutluğ'un himayesinde Kanun sazını öğrenmeye başlamıştım. Başka bir enstrumanı çalmayı bildiğim için Kanun çalmak benim için zor olmadı, hatta pozitif bir geçiş oldu diyebilirim. Klasik gitardaki -özellikle sağ el alışkanlıklarını ve -çalış tekniğini Kanun gibi bir sazda da uygulamaya kalktım. Ders dışı özel çalışmalarımda kesinlikle Kanun mızrabı kullanmaz, klasik gitar çalmak için uzattığım sağ elimin tırnakları ile Kanun çalmaya çalışırdım. Böylece Kanun sazında akor basmak, bir akoru oluşturan seslerde gezinerek (yani arpej) yeni tınılar elde etmeye çalışmak hoşuma giderdi. O dönemde okul çatısı altında bir köşeye çekilip durmadan sazını çalışan iki öğrenci vardı. Biri, şu anda konservatuarda öğretim görevlisi olan değerli arkadaşım Dr. Nail Yavuzoğlu'dur. Diğeri de galiba bendim. Boş zamanlarımda kuytu bir köşeye çekilir, durmadan çalışırdım. Ve bu çalışmalarımda da tabir caizse özgür takılırdım. Eğer bir ödev yoksa, mızrapları atar, tırnaklarımla Kanun çalardım. İşin garip yanı, en fazla Kanun öğrencisi olan arkadaşlardan tepki alırdım. Mızrapla çalınması gereken bir Türk müziği sazının bu şekilde icra edilmesinin doğru olmadığını, her sazın bir doğası ve kendine özgü icra ediliş biçimi olduğunu söylerlerdi bu arkadaşlar. Kulak asmazdım. Hatta sonraları şunu da yaptım. Klasik Gitar için yazılmış bazı parçaları Kanun'da denemeye başladım. Müthiş güzel oldu. En sonunda da İspanyol besteci Isaac Albeniz'in piyano için yazdığı, sonradan Andres Segovia adlı İspanyol gitar virtüozu tarafından Gitar'a transkripoze edilen ünlü "Asturias"ı Kanun ile çalışmaya başladım (bu eser, başka Gitar sanatçıları tarafından da Gitar'a transkripoze edildi). Müthiş yakıştı. Asturias, zor ama çok güzel bir eser. Akıcı ve daha zor olan birinci bölümünü Kanun'da hallettim. İşi daha da ileriye götürdüm. Yine iki klasik gitar için yazılmış bir başka eseri, yeniliklere açık bir "Kanuni" arkadaşımla çalmayı denedik. Ünlü Gitar virtüozu Alirio Diaz'ın bir sözü vardır: "Bir gitar, sihirdir... iki gitar iki sihirdir..." der Diaz. Çok doğru. Gitar hocam Raffi Arslanyan'la iki gitar için yazılmış eseri icra ederken (düet) aldığım müthiş zevki, iki Kanun ile icra ederken de aldım. Olan oldu, günün birinde yine kuytu bir köşede Albeniz'in Asturias'ını çalışırken o güne kadar bana hep çatık kaşla bakan değerli bir hocamız, sonunda patladı ve "Türk müziği sazıyla Türk müziği çalınır. Batı müziği çalacaksan Batı müziği konservatuarına git. Burada bu tür şeyler yapmak doğru değil. Hem sazının bir icra biçimi var, neden o şekilde çalmıyorsun!" diyerek beni bir güzel azarladı. Dondum kaldım, üzüldüm. Türk müziği geleneğine bu kadar bağlılık kötü bir şey değil. Hele beni bu şekilde azarlayan sanatçımız gibi sazının ustası olmuş ve uluslararası nitelikler kazanmış bir sanatçının duyarlılığı güzel. İsmi bende kalsın, beni azarlayan hocamız dünya çapında bir sanatçı. Birçok uluslararası festivalde çalmış bir isim. Kendisi Kanuni değil... sazını söylersem, tanımak kolaylaşır, onu da söylemek istemiyorum. Aradan zaman geçti, bizim o zamanlar sıkılarak uygulamaya çalıştığımız "çalma biçimi" bir de baktık ki yaygınlaşmış. (Kanun icra ederken mızrabın bulunduğu parmağın dışındaki parmakları kullanmak, çok daha eski bir uygulama olabilir. Nitekim ders içinde hocamız Fikret Kutluğ'un da diğer parmaklarını kullandığına şahit olurduk. Yoksa 'böyle bir çalma biçimini ilk kez uygulayan benim' demek gibi bir düşüncesizlik örneği sergilemek niyetinde değilim. Ama benim anlatmak istediğim, sazı başka tekniklerle, başka icra biçimleriyle çalmaya çalışarak bir icra zenginliği oluşturmak ve "bu sazın imkanları bu kadar" şeklindeki sabit fikri biraz olsun hırpalamak.) Nitekim bu zenginlik şimdi çok önemli sanatçılar tarafından uygulanıyor. Mesela Göksel Baktagir, bence bu zenginliğin mimarlarından. Halil Karaduman aynı şekilde. Başka sazlar için de bu geçerli. Mızrabı terkederek bağlama çalan bazı sanatçılar var. Yeni şeyler peşinde koşanlar, eskiyi çok iyi bilmelerinin yanında, sazlarının sınırlarını zorluyorlar. Asıl ilginç olan şey ne biliyor musunuz? O beni azarlayan vitüozumuz bir süre sonra bazı Amerikalı otantik caz topluluklarıyla yurt içinde ve dışında defalarca konser verdi. Sadece caz müziği değil, başka tür müziklerle de deneysel çalışmalar yaptı, konserler verdi, sazının Batı müziği sazlarıyla kaynaşması için çaba gösterdi. Ve bence çok da güzel oldu. Bu virtüozumuz, çalışmalarına devam ediyor. Hatta çok yakın bir tarihte, bunu "hiç uymazlar" diye düşünülebilecek bir enstrumanla bir kez daha gerçekleştirdi. Hatta bu çalışmalarından bana söz ederken kendisine takılmış, konservatuar yıllarında beni Kanun'la Asturias çalıyorum diye azarlamasını hatırlatmıştım. Ama bugün yaptığı çalışmalar gerçekten önemli ve takdire değer çalışmalar. Enstrumanlar arasındaki yakınlık, insanlar arasındaki yakınlık gibidir neredeyse. Birbiriyle uyum sağlamayacak saz yok gibidir. Yeter ki icracı, sazına hakim olabilsin, onun dilinden iyi anlayabilsin, tabir caizse sazının gönlünü yapabilsin. Değişik kültürlerin enstrumanlarını birbirleriyle tanıştırmak, kaynaştırmak gerekiyor... bu, kültürlerarası diyaloğun temini açısından da bence önem taşıyor. Enstrumanların birbirleriyle tanışması, kendi sınırlarını zorlamaları bakımından da gerekli. Mesela bir Ney, bir Batı müziği enstrumanı ile tanışınca ortaya yeni sesler çıkıyor... bir bakıyorsunuz Ney, sınırlarını genişleterek daha da çekici bir saz oluvermiş. Yeniliklerin peşinde koşmakta bence hiçbir sakınca yok. Enstrumanlar bu yeniliklere açık. Ama asıl sorun şu: İnsanlar acaba bu yeniliklere açık mı?
ycetinkaya@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|