YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan

  Arşivden Arama

  I Explorer Kullanıcıları, TIKLAYIN.

 

Sabit ve değişken

Sorunun, sabit kalması gerekenle değişken olanın tanımında yattığı açık. Bu durum Osmanlı Batılılaşması macerasıyla çok da örtüşmektedir.

 

Son üç yıldır içinden geçilen süreç muhataplarının bazı değer yargılarını olduğu gibi "tarz-ı siyaset"lerini de etkiledi. Fazilet'te yaşananlar ise bu kaotik durumun en yoğun alanlardan birini oluşturuyor. Başkan adaylarının ortaya çıktığı bu günlerde olanları incelemek, geniş bir kesimin zihinsel dönüşümünü/krizini anlamak ve anlamlandırmak bakımından yararlı olacaktır.

Abdullah Gül'ün Fazilet Partisi Genel Başkanlığı'na aday olmasının hem parti içinde hem bu hareketi uzaktan yakından ilgilenen çevrelerde yeni bir tartışma başlatacağı açık. Türkiye'yi ilgilendiren, etkileyen, kuşatan en önemli siyasal ve sosyal olayların odağında bulunan, hem de ana muhalefet partisi olan bir siyasi oluşumda böylesi bir çıkış partinin dar kadrolarını da aşan bir öneme sahip.

Liderlik ve yönetim açısından kendine özgü geleneği olan bir partide başkanlık için dışardan bir tanımlamayla "yenilikçi-gelenekçi" odaklı bir yarışın başlaması, tartışmanın aslında yönetim sorununu aşan bir krizin işareti olduğunu göstermektedir. Her başarısızlık eleştiriyi beraberinde getirir. Eleştiri ve sorgulama başarısızlığın, daha doğrusu krizin derinliğine göre yönetime karşı olabileceği gibi söyleme, üslûba, programa, hedeflere, hatta dünya görüşüne yönelik olabilir.

Refah geleneğinin "başarısızlığı" 28 Şubat'ı yaşamış olmasıdır. Bu süreçle birlikte pekçok İslamcı çevre gibi Fazilet Partisi'nin temsil ettiği oluşumlar da kendi söylemleri ve yapılanmalarına yönelik eleştiri ve sorgulama sürecine girdiler. Görünen o ki Fazilet kadrolarının içinde bulundukları kriz bir yönetim krizinden daha farklı bir boyuta sahip. Sorgulamanın, hareketi iktidara taşıyan retoriğin içinde durduğu çerçevenin oluşturduğu değer alanlarına yönelmeye başlamış olması tartışmayı daha da önemli noktaya taşıyor. Zaten derinlik bakımından çok naif (veya zayıf da denebilir) siyasal programın arkasında yatan değerler sitemine ilişkin bir sorgulama dönemine girilmesi siyasal semboller kadar onun taşıyıcılarının nerede duracağı/neye karar vereceği sorusunu öne çıkarmaktadır.. En azından büyük bir çoğunluk için bu ana kadar savunulagelen değerlere olan güvenin sarsıldığı, bir güven sorunu/krizi yaşandığı dışarıya taşan beyanlardan açıkça görülüyor.

Fazilet Partisi çevresinde yapılan tartışmalara bakılacak olursa krizin temelinde, ister yenilikçi ister gelenekçi (bu medyatik tanımlamayı zorunlu olarak kullandığımı belirtmeliyim) tarafların tümünde ortak bir krizin, kendine olan güven sorununun yaşandığı sonucu çıkarılabilir. Hangi kadro gelirse gelsin zihinsel bunalım aşılmadıkça tartışmanın manipülasyona müsait bir zemine taşınacağını gösteren yeterince tarihî tecrübe elimizde mevcut.

Sorunun, sabit kalması gerekenle değişken olanın tanımında yattığı açık. Bu durum Osmanlı Batılılaşması macerasıyla çok da örtüşmektedir.

Tıpkı Osmanlı Batılılaşması'nda, krizi askeri alanla sınırlı gören ama değerlerinin üstünlüğü konusunda tereddütü olmayan Osmanlı elitinin durumunu hatırlatıyor. 19. yüzyılın başlarına kadar yenilgiler almış olsa bile değerler sisteminin geçerliliği ve üstünlüğü konusunda kuşkusu olmayan Osmanlı bu tarihten sonra ciddi bir kriz içine girerek kendi değerlerini sorgulamaya başlamıştır. Yaşanan bu zihniyet dönüşümü o zamana kadar pratik ihtiyaçlardan kaynaklanan yönelişlerin zihinsel formunu da oluşturarak Batı medeniyetinin tüm kurumlarıyla Dar'ül İslam'a taşınması gibi hedefe dönüştü.. Medeniyet krizine dönüşün bu zihniyet kırılması kendi değerler sistemini yeniden keşfederek/üreterek özgün bir çıkış yapmak gibi zor yolu seçmek yerine kolayca terkettiği değerlerin yerine aşırılma değerlere dayalı bir inşa eylemine girdi. Eskiyi tümüyle terkedemedikleri gibi yeni olanı da içselleştirmek hiç de kolay olmadı ve imparatorluk yıkılmaktan kurtulmadı. Bu süreç değişik boyutlarda hâlâ yaşanıyor.

Fazilet Partisi çevresi, retorik düzeyde de olsa yüklendiğini varsaydığı misyondan ilk defa bu denli şüpheye düşmüş görünüyor. Bu şüpheli durum parti içindeki eğilimlerden her ikisi için de geçerli. Şahısları aşan bir güven ve idrak bunalımı varsa buna dayalı olarak da içe dönük tartışmanın, arayışın yaşanması kaçınılmazdır. Ancak tartışmanın hangi eksende yapıldığı önemli. Muhtemeldir ki tartışmaya taraf olanlar bile konumlarının farkında değiller.

Kimin kazandığı değil kimin farkında olduğu önemli.


10 Mart 2000


Kağıda basmak için tıklayın.

Akif Emre

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...