| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Büyük proje ve küçük hesap
Dışişleri Bakanı İsmail Cem, Gümrük Birliği'ne girişin yıldönümünde yaptığı konuşmada, AB mevzuatının 110 bin sayfayı bulduğunu, Türkiye'nin GB sürecinde bunun 50-60 bin sayfasını tanıma imkânına kavuştuğunu ifade etmişti. Demek geride daha 50 bin sayfalık mevzuat var ki, Türkiye, adaylık sürecinde kendi mevzuatını buna uydurmak için çaba gösterecek. Kopenhag, Venedik, Maastricht, Helsinki kriterleri diye bilinen şeyler, bu çerçeveye giriyor. Devlet Planlama Teşkilâtı (DPT) Siyasi Kriterler Alt Komisyonu, Türkiye'nin adaylık sürecinde ne yapması gerektiğine dair bir "ev ödevi" raporu hazırladı ve bu, Başbakanlık Müsteşar Yardımcısı Dr. Füsun Koroğlu tarafından, ilgili bakanlıklara sunuldu. Rapor, Anayasa'da 18, yasalarda 46 köklü değişiklik öngörüyor. Ayrıca, idari alanda da 23 ayrı konuda iyileştirme isteniyor. Neler var bu raporda? Neler yok ki? Tam bir sistem restorasyonu bu! İşte bir demet: Seçim sistemi değişsin, her düşüncenin Meclis'e temsiline imkân sağlansın, siyasi ahlâk yasası çıksın, DGM'ler kaldırılsın, yargı bağımsızlığı pekiştirilsin, askeri mahkemelerin sivilleri yargılamasına son verilsin, MGK'da sivil ağırlık artsın, Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru yapılabilsin, idarenin eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunu tıkayan hükümler değişsin, ifade özgürlüğünü sınırlayan TMK 8. madde ve TCK 312'inci madde değişsin, RTÜK yeniden düzenlensin, basın özgürlüğü genişlesin, gazetecilere af gelsin, gösteri ve yürüyüş hakkı genişlesin, AİHM kararlarına göre davalar yeniden görülebilsin, işkenceciler tazminat ödesin, avukatlık mesleği güçlendirilsin, sivil topluma baskı sınırlansın, insan hakları ihlallerinin oluşturduğu imaj kirliliği ortadan kalksın, işkence sıkı takip altına alınsın vs.... (Radikal, Adnan Keskin'in haberi, 8 Mart 2000) Türkiye, bunları düşünüyor, düşünmek zorunda. AB üyelik müzakerelerinin başlaması için bu yönde adımlar atılması gerektiğini biliyor. Bu yönde kurumlaşmalara gidiyor... Ama, tam da bu zamanda, Anayasa'da, siyasi partilerin kapatılmasını güçleştiren bir maddenin bir tek fıkrasının değişmesi gerektiğinde kıyamet kopuyor. Türkiye böyle mi demokratikleşecek? Her madde ve her fıkra için akla en uç gelişmeleri getirerek? Yok, Fazilet pazarlık yapıyor! Yok, bundan bilmem kim yararlanacak! Bu tartışmalara baktığınızda, Türkiye'de gerçeği yakalamanın ne kadar zorlaştığını hayretle görüyorsunuz. Demirel'in yeniden Cumhurbaşkanı olmasını isteyen hükümet. Bunun için gerekli Anayasa değişikliği için adımı atan hükümet. Anayasa değişikliği için hükümet ortağı partilerden yeterli sayıda oy bulunamayacağı gerçeği anlaşılınca, yan desteklerle oy toplamaya çıkan gene hükümet... Yan desteklerden birisi "kıyak emeklilik" diye bilinen Anayasa değişikliği. Bu, bütün milletvekillerinin oyunu almayı amaçlıyor. İkincisi, parti kapatmayı zorlaştıran 69'uncu madde değişikliği... Bu da kapatılma tehdidi altındaki FP'lilerin oyunu almayı amaçlıyor. Bu noktaya kadar devrede FP yok. Tüm inisiyatif hükümette. Ama orda, FP, "Bu işi yapacaksanız, şu tarzı daha demokratik olur" dediğinde işler karışıyor. FP'nin "şu tarz" diye geliştirdiği düşünce, "odak olma" yanında "kapatılan partinin devamı olma" noktasında, kapatmanın "objektif kriterler"e bağlanması... "Kesinlikle parti kapanmasın" demiyor, sadece "Hem odak olma, hem de devam olma için objektif kriterler olsun, bunu da yargı belirlesin " diyor... Bu teze karşı "Yargı belirlerse, dava 2 yıl sürer - Objektif kriterleri aramak, partilerin kapatılmasını imkânsız hale getirir" diye karşı çıkmanın, hukuk devletinde mantığı var mı? "Kafamıza, ya da gazetelere yansıyan haberlere göre kapatılması gerekli partiler var" diyerek, ölçüsüz, yargısız infazları kural haline mi getirmeliyiz? Böylece, toplumun yüzde bilmem şu kadarının sistem dışına itilmesi reva mı? Bu konuları kendi başımıza çözemiyoruz, memleketi partiler mezarlığına, düşünenler hapishanesine çeviriyoruz, ondan sonra Avrupa geliyor ve "Sizin kendi başınıza demokrasiyi gerçekleştirmeniz zor, bunu ancak bizim denetlememizle gerçekleştirebilirsiniz, işte size ev ödevi" diyor. Ondan sonra da gelsin milli haysiyet söylemleri... Demokratikleşme yolunda küçücük bir adım için, bu kadar pazarlık tartışması içine girmek, bu kadar paranoya üretmek, ne yazık ki bizim gerçeğimiz. Her demokratik adım için, yumurtanın ağzına gelmesini beklemek ve bu işleri dayatma ile yapıyor görüntüsü oluşturmak ne yazık ki bizim gerçeğimiz. Gerçek ve AB ile ilişkiler açısından kaçınılmaz bir demokratikleşme projesinde zaten zaruri olan bir düzenlemeyi, FP'ye özel hale getirmek de, FP söz konusu olduğunda pazarlığa dönüştürmek de, süreci başlatan hükümet açısından gerçekten şık olmayan bir tavırdır. Hele, etkin güç odaklarına, "merak etmeyin, buradan kurtulursa şurada boğulur" yollu mesajlar verme anlamına, partilerin kapatılması noktasında mayınlı alanları korumaya yönelmek, küçük hesaplardır. Ve Türkiye'nin büyüklüğünü de, büyüme potansiyelini de bu küçük hesaplar yokediyor. Bu kadar küçük hesapla, büyük demokratikleşme projesi nasıl devreye konulacak?
atasgetiren@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|