| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Fazilet yarışı
Basın, Abdullah Gül'ün Genel Başkanlık yarışına katılmasını mühimsedi. Birçok gazete, haberi manşetten duyurdu. İlgi, sadece Gül'ün şahsiyetinden değil, Fazilet'in önemli bir parti olmasından kaynaklandı. Güven bunalımını aşmak
Gül, projelerini soranlara, şu bilgiyi verdi: "Biz yeni bir parti kurmuyoruz. Fazilet Partisi, seçim öncesi 'Gün Işığında Türkiye' kitapçığında görüşlerini açıklamıştı. Ben iki şey yapacağım. Partimize güven duyulmasını sağlayacağım; ikinci olarak, ilkelerimizin arkasında dimdik ayakta duracağım." Cümleler tam böyle olmasa bile, sözlerinin amacı buydu. Zira bugünkü sıkıntı FP'nin ilkeleri ve hedeflerinden değil, yanlış anlamalardan kaynaklanıyor. Geçmişteki bazı ifadelerin ve eylemlerin, amacı aşacak biçimde kamuoyuna yansıtılması, birtakım hatalı davranışlar ipleri germiş, kutuplaşma yaratmıştır. Uzlaşmayı savunan Fazilet, bütün iyi niyetine rağmen, güven bunalımını aşamamış ve sürekli sistemden dışlanmıştır. Ayrıca, küskünler hareketinde ve cumhurbaşkanı seçiminde örnekleri görüldüğü gibi, çizilen zigzaglar, inandırıcılığı sarsmıştır. Abdullah Gül, güven vaadederken, sadece, korkuları bertaraf edecek bir şeffaflık sözü vermiyor. Aynı zamanda tutarlı davranılacağı, bir ileri bir geri adım atılmayacağını da belirtiyor. Samimi bir söylem
Abdullah Gül'ün başkanlık yarışına katılması, FP'nin demokrasi söyleminin samimiyetini de gösteriyor. Genel başkanlarını kerhen sırtlarında taşıyan diğer partilerin milletvekilleri açısından çarpıcı bir örnek ortaya çıkıyor. Vurup kırmadan, birbirini incitmeden gerçekleşecek bir seçimde, Genel Başkan Recai Kutan'ın hoşgörüsü belirleyici olacak. Kutan, sonradan olma değil, anadan doğma demokrat. Bu yüzden 14 Mayıs Kongresi'ni takiben bir bölünme bekleyenlerin yanıldığını söyleyebiliriz. Recai Kutan'ın toparlayıcı ve "ağabey" üslûbu, Abdullah Gül'ün kavgadan uzak, yumuşak tavrı, Fazilet'in birlik ve beraberliğini korumasına hizmet edecektir. Doğru bir zamanlama
Sadece doğru bir girişim, başarı için yeterli değil. Bu girişimin, doğru bir zamanda, doğru bir kişi tarafından gerçekleştirilmesi de elzem. Fazilet'in dar çember içine sıkıştırıldığı, merkez sağdaki partilerin döküldüğü, "sol" sıfatını taşıyan siyasi oluşumların ise, mağdurun, mazlumun, itilmiş kakılmışların hakkını arayamadığı bir vasatta, Abdullah Gül'ün genel başkan adaylığını ilân edişi, doğru bir zamanlamadır. Gül, doğru kişidir. Uzun zamandan beri, çevresinde umutlu bir bekleyiş başlamıştı. Bu beklentilere cevap verdi. Nihayet, siyasetin, tereddütü uzun süre taşıyamayacağını idrak etti. Onun ortaya çıkışında Grup Başkanvekili Bülent Arınç'ın rolü ihmal edilmemeli. Arınç, atak ve kararlı tavrıyla, bundan aylarca önce Fazilet geleneğinde yadırganabilecek bir teşebbüste bulundu, adaylığını ilân etti. Eleştirileri göğüsledi. Ve istişareler sonunda, bölünmüşlük manzarası ortaya çıkmasın diye, adaylıktan feragat etti. Çünkü amaç partiyi parçalamak, insanları kırmak ve yahut teşkilât mensuplarını birbirine kırdırmak değil, büyümek, daha geniş bir toplum tabanında destek görmek ve sessizlerin sesi, çaresizlerin çaresi olmak. Karaoğlan imajı
Hani 1970'lerde bir Karaoğlan vardı. "Ne ezilen, ne ezen hakça düzen" diyordu. İşte Fazilet, bu çizgiyi sürdürüyor. Ünlü halk deyişiyle, "Yok öyle nalancı keseri gibi hep bana, Rabbena. / Var testere gibi bir sana, bir bana" diyor. Esas itibariyle, "Adil Düzen" işte bu. Özlem
Türkiye, dürüst ve samimi insanların iktidara gelmesinin özlemini çekiyor. Aslında, Fazilet Partisi'nin kadroları içinde, bu tanıma uyanlar çoğunlukta. Ama yanlış bir ambalajda kamuoyuna tanıtılmışlar. Hatalar büyütülmüş, korkular yaratılmış; toplumun iki kesimi birbirinden korkar, ürker hale gelmiş. Kimisinin korkusu samimi; kimisininki menfaat beklentilerinden kaynaklanıyor. İstanbul dükalığı, 1970'lerde Ecevit'e gösterdiği direnci bu defa Fazilet'e karşı sergiliyor. Sakın Gül, Genel Başkanlık koltuğuna oturursa, partinin "evcilleşeceği" düşünülmesin. Din ve vicdan özgürlüğü; kartelleşmeyi reddeden bir rekabet ortamı; Batı standardında bir demokrasi; tercihin zenginden değil, fakir kitlelerden yana kullanılması; orta ve küçük boy işletmelerin desteklenmesi... Herkes serbestçe inancını yaşayacak; kimseye potansiyel suçlu gözüyle bakılmayacak. İslâmi ve etnik kimlikler kamu alanı dışına itilmeyecek. Çünkü Fazilet Partisi "ötekine" sadece müsamaha gösteren değil, aynı zamanda farklılıkları zenginlik ad'eden bir zihniyeti temsil ediyor. 14 Mayıs
Demokrat Parti, sivil-asker bürokrasinin milletin sırtına bağdaş kurduğu bir ortamda, dünya konjonktürüne paralel olarak, özgürlükler adına ortaya çıkmıştı. Türkiye'nin 1930'lardan kalma bir tahakküme gömülmek istendiği bugünkü siyasi atmosferde, ikinci dalga geliyor. Nefislerini geri plana atan, özel hayatlarında ahlâkı ve fazileti ön plana çıkaran, milleti bu devletin sahibi yapmaya çalışan Faziletçi kadrolar, siyasetin önünü açmaya soyundu. Basının, Abdullah Gül'e ilgi göstermesi, bu hareketin önemli bir boşluğu dolduracağını ve beklentilere cevap vereceğini idrak etmesinden kaynaklanıyor. 14 Mayıs'ta kongre delegeleri de gerçekleri görecek, partiyi büyütebilecek ekibe emaneti teslim edecektir. 14 Mayıs 1950, bir beyaz ihtilâlin adıydı. O tarihte milletle devlet kucaklaştı. 14 Mayıs 2000'inin, milletimiz açısından taze bir başlangıç olması, Fazilet Parti'li delegelerin kararına bağlı. Delegeler bu ağır sorumluluğun şuuru içinde hareket edecekler, değişimin önünü mutlaka açacaklardır. Gazeteci Ruşen Çakır'ın, CNN Türk'teki sözleri herkesin kulağına küpe olsun: "Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül, Bülent Arınç, Abdüllatif Şener ve diğerleri Kongre'de kazanamasalar bile, Türkiye'nin yarınlarında çok önemli roller üstleneceklerdir." Bu siyasi kadro, Türk politikasına damgasını vuracak. Çünkü doğru insanlar, doğru zamanda, doğru hedefleri gerçekleştirmek üzere ortaya çıktılar. 14 Mayıs, gelecek güzel günlerin habercisi. Kırmadan, dökmeden, el ele.
nilicak@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|