| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Türkiye'nin uluslararası iddiası ve Abdullah Gül'ün adaylığı...
Abdullah Gül'ün adaylığının ilk elde, FP içi güç ilişkileri ve genel siyasi denklem açısından değerlendirilmesi tabiidir. Fakat hadise bununla sınırlı değil ve belki de bunu çokça aşan bir yönü var. Gül'ün adaylığının Türkiye'deki "devletlu zevat"ın sıkça dillendirdiği birtakım gerçekleri yerli yerine oturtma potansiyeli taşıyan yönünün de dikkatle izlenmesi gerekiyor. Yapılan bunca tartışmaya ve çıkarılan bunca gürülteye rağmen işin başından bugüne kadar cevabı verilmeyen soru şudur: "Türkiye nedir?" Gerek devletlu zevat, gerekse muhalefet, cumhuriyetin kurulduğu günden bugüne kadar bu sorunun cevabını vermeden tartışmaların ve saflaşmaların içine dalmıştır. Bu sorunun cevabı verilmeksizin, "Türkiye ne olmalıdır" sorusunun peşine takılınmıştır. Tabii, "Türkiye nedir?" sorusunun cevabını vermeye güç yetiremeyen bir "zihinsel harita" tartışmaları kuşatınca, "Türkiye ne olmalıdır?" sorusuna da düzgün bir yanıt bulunamamış ve neticede Türkiye'nin ne olması gerektiği, Türkiye'nin ne olmaması gerektiğinden hareketle tanımlanmıştır. "Türkiye Cezayir olmayacak" ya da "Türkiye Sovyetler olmayacak" türünden yaklaşımların, siyasal tarihimizde bu derece bir işleyişe ve bu derece uzun ömürlü bir kullanıma sahip olmasının en büyük sebebi, zihinsel haritanın silikliğinden kaynaklanan bu sığlıktır. Bunun neticesi dış politikaya da birebir sirayet etmiştir. Türkiye'nin dış politikası, "Türkiye nedir?" sorusuna rasyonel bir cevap bulamayan politik aktörlerin, Türkiye'nin ne olması gerektiğinden yola çıkarak ve bunu da nelerin olmaması gerektiğine endeksleyerek kurguladıkları dış politikadır. Bu dış politika, Türkiye'nin önüne "çatallar" çıkarmıştır sürekli. Türkiye'nin Batılı müttefikleriyle olan ilişkileri ile İslam Dünyası ile kurduğu ilişkilerin hep bir "dilemma" içinde algılanması ayrıca bu temel çelişki algısına, İsrail'le ilişkilerin ve Türki Cumhuriyetlerle ilişkilerin yeni çatallanmalar olarak eklenmesi bundandır. Türkiye, "kendinde dış politika"yı "kendisi için dış politika"ya çevirememiştir bir türlü. Bugün gelinen noktada Türkiye'nin önündeki en büyük engel, etkili bir dış politika aktörü durumuna gelmemesi ve uluslararası arenada hep "eklektik" tutumlarla anılmasıdır. Herhangi bir nedenle, Türkiye'yi yönetenlere, Türkiye'nin nasıl bir ülke olduğuna dair soru sorulduğunda, anayasadaki sözleri sıraladıktan sonra, ekleyebildikleri tek özgün duruş "Türkiye'nin laiklik ve demokrasiyle, İslam'ı bağdaştırmış" bir ülke olduğudur. Bazıları bunu daha da ileri giderek dünyaya sunulmuş "özgün bir model" olarak da tanımlarlar. Aslında bu tanımlamanın reel karşılıkları tam görülemese de tematik ifadesinin bile Türkiye'yi nasıl bir cazibe merkezi haline getirdiği ortadadır. İslam düşüncesini ve pratiğini demokrasiye açmış ve demokrasi teorisine İslam'ın teorik ve pratik dinamiklerinden katkıda bulunmuş bir ülke olarak Türkiye, dünyanın merkezine yerleşmektedir. Bu tamamen ve dolaysız stratejik sonuçlar doğuran bir yerleşmedir ayrıca. İşte bu noktada "devletlu zevat"ın söylediklerinin lafta kalmaması ve İslam ve demokrasi arasında bir "ufuk kaynaşması"nın gerçekleşmesi, Türkiye'yi gerçek bir referans durumuna getirecektir. Dinamiklerini demokrasi ve laikliğe açmış bir Türkiye, İslam ülkeleri için bir cazibe merkezidir, demokratik değerlerle yönetilen ve aynı zamanda İslam düşüncesini bu alanla etkileşimli hale getirebilen bir Türkiye'de Batı dünyası için değeri katlanarak artan bir odaktır. Gül'ün adaylığı, Türkiye'deki genel siyasal tecrübenin engin yol göstericiliğinde, bu noktaya hamle yapmaya aday bir içeriği işaret etmektedir. Bu ilginç bir deneyim olarak şimdiden Türk siyasal tarihinin paragraf başlıklarından biri olmuştur. Şimdi, Türkiye'nin böyle özgün bir deneyimi içselleştirme yeteneğini ve FP mensuplarının böyle bir misyona aday olup olmadıklarını hep beraber gözlemleyeceğiz...
ocelik@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|