| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
İleri gidenler, geç gelenler, yetişemeyenler
Hep böyle oldu. Özlediği toplum taslağının yürürlüğe girmesi için harekete geçerek adımlarını ona göre atanların canı yandı. Halbuki onlar can havliyle ileri gitmişler ve bir kurtuluş işareti bulma atılımlarının bir kurtuluş işaretine dönüşeceğini düşünmemişlerdi. Can yakanlar eziyet ettikleri süre boyunca canını yakmayı göze alanların canlarının boşuna yanmadığını görme fırsatı buldu. Eğer can yakmaya devam ederlerse sıranın kendi canlarının yanmasına geleceğini anladılar. Böyle bir akıbetten kaçınmak gayesiyle canını yaktıklarının yürüyüşünü taklit ettiler, adımlarını onlarınkine uydurdular; fakat asla onlar gibi yürümediler. Çünkü özledikleri bir toplum yoktu. Hep böyle oldu. Her çağda, her yerde olduğu gibi şimdi de meydanda ileri gidenler, geç kalanlar ve yetişemeyenler var. Bu demektir ki özlediği toplum taslağına ulaşabilmek için belli adımları atanlar, adımlarını onlarınkine uydurduğu halde herhangi bir toplum tasarlamayanlar ve hareket halinde olanların nereye gitmek için nasıl yürüdüğünden haberdar olmadıkları halde herkes gibi kendileri de hareket edenler ortalıkta dönüp durmaktadır. Dışarıdan bakıyorsanız ileri gidenleri geç gelenlerden ve bu ikisini yetişemeyenlerden ayırt etmeniz imkânsızdır. Her birini bir diğerinin yerine koyabilirim sanırsınız. Eğer içeri girebilmişseniz bunların üçünü birbirine isteseniz de karıştıramazsınız. Can acısı duyanların ne hissettikleri sadece içerde olanların anladığı bir şeydir. Yaptığı hareketler canını yaktığı insanların hareketine benzeyenlerin taklitle uğraştıklarını fark etmek için hep içerde kalmak lâzımdır. Tıpkı diğerleri gibi yürüdükleri halde neler olup bittiği konusunda tam bir aymazlık arz edenlerin kimlerden teşekkül ettiği içerdekilerin bilgisine aittir. İçeri nasıl girilir? Sevmenin ve çabalamanın kıymetinin küçültülmesine müsamaha etmeyerek. Sevmeyi ve çabalamayı elden kaçırmayanların ölçü alındığı bir ortamı mukim kılarak. Bu ikisinin, yani sevmenin ve çaba göstermenin birbirini beslediğini, birinin diğerini açıkladığını, meşru kıldığını bilerek. Çabasız sevgi artık sevgi değil bir duygu yozlaşmasıdır. Sevgisiz çaba artık çaba değil bir sinir hastalığıdır. Şimdiye kadar yaptıklarımıza bakarak kendimizin ileri gidenlerden biri mi, geç gelenlerden biri mi, yetişemeyenlerden biri mi olduğuna karar verebiliriz. Yerimizi beğenmiyorsak ve değiştirmek istiyorsak bu mümkün. Şimdiye kadarki anlayışsızlığımızın dışarıda kalmaktan doğduğunu keşfetmiş ve sevip çabalayarak, çabalayıp severek içeri girmeyi arzuluyorsak bu da mümkün. Çıkmadık canda ümit var.
iozel@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|