| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Sadece Fazilet mi 'değişim'i bekleyen?
Abdullah Gül'ün, "yenilikçiler"i temsilen Fazilet Partisi'ne genel başkan adayı olmasını, bu partinin "yerleşik düzeni"ni temsil edenler, doğal olarak hoş karşılamadı.. Ama onlar da, kendilerince haklı.. Süleyman Demirel'in cumhurbaşkanlığı süresi 5 yıl daha uzatılırken ve ülkenin tüm kurumları "eski"ye dayalı yapı üzerinde varlıklarını sürdürürken, "değişim"e uyum göstermek, bir tek Fazilet'in ilgi alanına mı girmeliydi ki? Hani, Sovyet İmparatorluğu Doğu Avrupa'ya egemenken ve komünist ülkeler "Comecon" gibi örgütlerle merkezden (veya Moskova'dan) yönetilirken anlatılan bir hikâye vardır.. Denize hiç kıyısı olmayan Çekoslovakya, o dönemde bir deniz ticaret bakanlığı kurmuş.. Bunun üzerine, diğer komünist rejimler, hemen Moskova'ya şikayet etmişler Çekoslovakya'yı.. -Bu ülkenin hiç denizi yok.. Nasıl olur da, bir deniz ticaret bakanlığı kurulur Çekoslovakya'da?.. Bu şikayetler Prag'a duyurulunca, Çekler de şu cevabı vermişler.. -Bulgaristan'da da kültür bakanlığı, Sovyetler'de de adalet bakanlığı var ama.. Fazilet'in "polit-büro"sunun Abdullah Gül'ün adaylığına gösterdiği tepkiyi, bu açıdan anlamak kolay.. -Çankaya'da da değişim yok, DSP'de de parti-içi demokrasi yok. "Yenilikçilik" bir tek bize mi kaldı?.. Aslında, şimdi "Fazilet"i, daha önce de "Milli Nizam"ı, "Milli Selamet"i ve sondan bir önce de "Refah"ı yönlendiren köklü kadroların, "farklı" düşünmeleri, tabiî ki daha doğru olurdu.. Bunun gibi, "kartel medyası"nın da, siyasetten ve devlet ihalelerinden elini çekmesi, tabiî ki daha doğru olurdu.. "Susurluk"un, "Hizbullah"ın, "Malki Cinayeti"nin ve benzer karanlık olayların aydınlanması ve "devletin şeffaflaşması" da çok doğru olurdu.. Ama herkesin kendi iktidar alanında, "değişim"e kapalı yaşaması, bir alışkanlık haline gelmiş burada.. Hatırlayın Turgut Özal'ın "değişim programı" uyguladığı için, başına gelenleri.. İçki ve sigara ithalatını serbest bırakıp, bunlardan devletin vergi almasını sağladığı zaman, başta sigara ve içki kaçakçıları olmak üzere, değişik kesimlerin gösterdiği tepkiyi hatırlayın. Bir öldürmedikleri kaldı Özal'ı.. Aslında ona da teşebbüs ettiler ya.. Şimdi de Kemalizmi ve çağdaşlığı temsilen "şeriat tehlikesi"nin üzerine gidenler, bir kez "medya karteli"nin ve "ahbap-çavuş kapitalizmi"nin üstüne gitseler ya.. Analarından doğduklarına pişman olurlar.. Yani Fazilet'in eskileri, Abdullah Gül ve arkadaşlarına öfkelenmekte haklı.. Hani cinayetten sanık mahkûmu, hakim önüne çıkartmışlar.. Hakim sormuş.. -Neden adam öldürdün? Kaatil boynunu büküp cevap vermiş.. -Para için adam öldürdüm hakim bey.. Hakim yine sormuş.. -Kaç lira aldın?.. Kaatil, gülümsemiş, cevaplamış soruyu. -500 bin lira kazandım.. Hakim bağırmış.. -Bu kadar az para için adam öldürülür mü? Kaatil, mahçup bir ifadeyle cevaplamış. -Ne yapayım efendim.. Beş oradan, beş buradan, geçinip gidiyoruz işte.. Türkiye'de siyasetin mantığı da böyle işte.. Partiler açıla, kapatıla siyaset yürüyor işte.. Başbakanlar askerî darbeyle defalarca devrilip, sonra cumhurbaşkanı oluyorlar.. Rüşvetçiler de, beş oradan, beş buradan geçinip gidiyor.. "Değişim"i gerçekleştirmek, bir tek Fazilet'e mi kaldı yani? Baksanıza iş adamları kulübü TÜSİAD'a.. Kartellerle, tröstlerle uğraşıp, "serbest rekabet ortamı" için mücadele edeceklerine, Ankara'ya falan gidip, anayasa konusunda tavsiyelerde bulunuyorlar.. Ben de kökten-Fazilet'li olsam, Abdullah Gül'e kızardım. İhaleye fesat karıştırdığı için başbakanlıktan devrilen Mesut Yılmaz, koalisyonun lideri ve özelleştirmeler onun partisinde.. Değişmesi gereken, bir tek Fazilet'in yapısı mı yani? ŞAKA
Yanlış anlaşıldık!..
Sakıp Sabancı, Koç ve Doğuş gruplarına, "bankacılıkta, turizmde birleşelim" diye teklif götürmüş..
TOPLUM
'Önceden görülebilir' olaylar..
İnsan toplumlarının "istikrar"dan anladığı şey, "önceden görülebilir" olayların egemen olduğu bir sosyal düzendir.. Uygar bir kent düzenindeki trafik olayına katılanlar, kırmızı ışık yanınca durulduğunu, yeşil yanınca geçildiğini önceden bilirler.. Yıllardır her gün işlerine giden insanlar, her sabah, "acaba bugün kovuldum" mu diye işyerlerinin kapısından geçmez.. Oyunlar, önceden belirlenmiş kurallara göre oynanır.. Hukuk, ilan edilmiş kanunlarla yönlendirilir.. Yeni kanunlar, eskiye dönük hüküm ifade etmez.. Kanunda yazılı olmayan fiiller suç olmaz.. Zamanı gelince seçimler yapılır.. Süresi dolan görevli, yerini bir başkasına bırakır.. Eğer sistemin adı "demokrasi" ise, ülkeyi seçilmişler yönetir.. Eğer toplumda "önceden görülebilir" olaylar, "rutin-dışı" olgular karşısında azınlıkta kalıyorsa, o zaman sürekli kendine-özgü çözümler (Ad. Hoc.) üretilmek istenilir.. Kişiler için, kanunlar ve hatta anayasalar değiştirilir.. Demokrasiye askerî müdahaleler, "meşru" olarak görülür.. Kartellerin ekonomiyi "haksız rekabet" ortamına sokması, "doğal büyüme" şeklinde sunulur.. Bu önceden görülebilir olayların giderek azalması sonunda, toplumun morali bozulur.. Hukuk da, siyaset de, güven yıpranmasına konu olur.. Aman, Türkiye bu duruma düşmesin!..
mehmetbarlas@attglobal.net
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|