| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Bana enstrumanını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim
Bir enstrumanı yeterince çalmadan, o enstrumanla yıllar sürebilen güreşi kazanmadan, bir enstrumana hakim olmadan, onun dilinden yeterince anlamadan enstruman kritikleri yapmak hem o enstrumana, hem de -nasıl olduysa- dalıp girdiğiniz müzik alanına zarar verebilir. Daha önce yazdığım birkaç yazıda, hem bir Türk müziği ve hem de bir Batı müziği enstrumanını öğrenmiş, on yaşından beri bir müzik enstrumanıyla çok yakın ilişkisi olmuş ve -Erkan Oğur'un tabiriyle, sazıyla güreşmiş biri olarak, bu enstrumanların taşıdığı anlamlara değindim. İki farklı kültürün temel sayılabilecek, -en azından sözkonusu enstrumanlar üzerinde iki farklı kültürün müzik sistemlerinin uygulanabileceği- enstrumanlarını çalmayı öğrenmiş olmak, bana müziğe tek gözümü kapatarak bakmamayı öğretti. Bu benim açımdan iyi bir tecrübe. Enstruman ile ilgili yazılar yazarken, yaşadıklarımı ve çaldığım enstrumanın bana verdiği cevabı yazmaya özen gösterdim. Enstruman, Batı müziğinde benim görebildiğim kadarıyla genellikle insan faktörünün önündedir ve insanı bastırır. Altı üstü bir vasıtadır enstruman, bir müzisyen olarak kendinizi anlatabilmeniz için. Bir tür "ihtişam medeniyeti" diye nitelendirdiğim Batı medeniyetinde müzik enstrumanı, bir anlamda bu medeniyetin felsefesi, kainat tasavvuru, varlığı anlama ve algılama biçimi hakkında ipuçları verebilir insana. Enstruman, ait olduğu kültür ve medeniyetin kodlarını taşıyabilir. Enstrumanla insan arasındaki ilişki, -ait olduğu medeniyet çerçevesinde- o medeniyetin insanla olan ilişkisi hakkında bilgiler verebilir. Batı medeniyeti, bir ihtişam medeniyetidir. Bunu mimarisinde de görebilmek mümkündür, müziğinde de. Bu ihtişam, insanı ezmektedir. İlahi bir ihtişam değil, netice itibarıyle beşerin bir abartısıdır. Aydınlanma'dan sonraki yeni biçimiyle Batı müziği yüreği olmayan aklın ve bilimin müziğidir. O ihtişamın bir sembolü olarak da, enstrumanın insandan daha önemli olduğunu düşünüyorum. Bu sembollerle bütünleşmek, yani bir enstrumanın virtüozu olabilmek, Batı müziği için önemlidir. Türk müziğinin horizontal hareketi, seslerin (ve enstrumanların) özgürleşmesine imkan tanır bence. Bütün seslerin "kendi sesleri"ni duyabilmek mümkündür. Vertical hareketli Batı müziğinin sesleri ise, adeta fonksiyonların ve matematiksel ilişkilerin sesidir. Türk müziğinde enstrumanla insan arasındaki ilişki, insanın önde olduğu, enstrumanın insanı izlediği bir ilişki biçimi olagelmiştir (bugün böyle olduğunu söylemenin artık çok zor olduğunu düşünüyorum.) Enstruman bir yardımcı faktördür... asıl olan insandır. Enstruman, icracısının ruhunun şeklini alır adeta. Enstruman ve insan arasındaki ilişki, ait oldukları medeniyetin insana bakışını açıklamakta veya anlamakta önemli bir şifre niteliği taşımaktadır diye düşünüyorum. Bunu en doğru anlamanın yollarından birinin de, enstrumanla yaşamak olduğuna inanıyorum.
ycetinkaya@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|