YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan

  Arşivden Arama

  I Explorer Kullanıcıları, TIKLAYIN.

 

Demirel'in Türkiye'si, Türkiye'nin Demirel'i

 
Öğrencilerden birinin de altını çizdiği gibi, Demirel'in bunca yıl "orta yerde ve en tepede" kalmayı başarmış olması, sürekli en güçlü'den (yani güç odaklarından) yana olmayı tercih etmiş olmasıydı.

 

Ali Kırca televizyonculuk hayatının başlangıcından bu yana, sürekli olarak yeni şeylere imza atıyor. Bir yandan ülkemizde televizyonun dili'nin gelişmesinde yabana atılamayacak ve küçümsenemeyecek katkılarda bulunuyor; öte yandan da her çalıştığı kurumda güçlü bir ekip, yetenekli bir kadro oluşturuyor.

Ali Kırca, kısa televizyon/culuk tarihimizde televizyonun dilinin gelişmesine öncülük etmiş başarılı bir televizyoncu. Benim, önceki yazılarda da belirttiğim gibi Ali Kırca'nın eleştirdiğim tek tarafı, yeteneklerini, sadece mesleğini icra etmekte değil, aynı zamanda "ödevli" biri gibi hareket ederek, bir takım güç ve çıkar çevrelerinin çıkarlarını korumakta ve kollamakta kullanması. Elbette herkesin kendine özgü görüşleri, yaklaşımları hatta önyargıları olabilir; bunlar kesinlikle doğal şeylerdir. Ancak burada doğal olmayan ve zaman zaman fazlasıyla sırıtan şey, Ali Kırca'nın birilerinin "sözcü"lüğünü yaptığı izlenimi vermesidir.

Ali Kırca son Siyaset Meydanı'nda da yine önemli bir işe imza attı: Sayın Cumhurbaşkanı ile Türkiye'nin en yeni ve en genç kuşaklarını karşı karşıya getirdi: Son derece özgür ve demokratik bir havada geçen Demirel-gençler diyaloğunda gençler Demirel'i bir hayli "terlettiler". Doğrusunu söylemek gerekirse, Demirel'in öğrencilerin oldukça sert ve ağır eleştirilerine ve yorumlarına, ayrıntılı olarak not alıp teker teker cevap verme çabası içinde olması takdirle karşılanacak bir durum.

Program, bazı önemli gerçekleri gün ışığına çıkardı: Herşeyden önce, Demirel'in Türkiye'si ile, Türkiye'nin en genç kuşaklarının kafasındaki Türkiye'nin Demireli'nin, yani Demirel'in yaklaşık 40 yıl süresince inşasında birinci derecede rol aldığı Türkiye'nin handiyse taban tabana ters bir görünüm arzettiği ortaya çıktı.

Öğrencilerin bir kısmı önceden ellerine tutuşturulan soruları sordu; (anlaşılan Demirel'in atadığı rektörler bile aslında Demirel hakkında pek iyi şeyler düşünmüyorlar); bir kısmı da bizzat kendi kafalarında şekillendirdikleri soruları yöneltti Demirel'e. Sorulan soruların ve yapılan yorumların hemen hepsi, Demirel'in Türkiye'sini, yani Demirel'i sert ve ağır dille eleştiren ve sorgulayan sorular ve yorumlardı.

Gençlerle Demirel'in zihin yapıları arasındaki ilginç bir farklılık çok dikkatimi çekti: Demirel'in Türkiye'nin durumuna ve sorunlarına ilişkin geliştirdiği argüman biçimi ve zihinsel mekanizma, toptancı, genellemeci bir görünüm arzederken; gençlerinki analitik ve eleştirel bir görünüm arzediyordu. Burada gerçekten önemli bir oluşumla karşı karşıyayız: Aslında eski kuşaklarla genç kuşaklar arasındaki bu önemli zihinsel farklılık, tüm yapılan edilenlere, yani belli doğrultularda yönlendirme, tek kalıp ve tek tip insan yetiştirme çabalarına rağmen, genç kuşakların iyi eğitim aldıklarında Türkiye'nin geçmişine ve geleceğine ilişkin sorunlar konusunda kendilerinden istenenlerin dışında şeyler düşünmekten vazgeçirilemeyeceklerini kanıtlaması bakımdan önemle altı çizilmesi gereken yeni bir fenomen.

Demirel'in neden "toptancı" bir zihin yapısına ve niçin 40 küsur yıldır hâlâ dimdik ayakta ve "en orta veya tepe yerde" kalmayı başardığı sorununu açıklığa kavuşturan şey, hangi takımı tuttuğu şeklinde sorulan soruya verdiği cevaptı: Demirel, hiçbir "takım"ı tutmuyordu; hep "yenen takım"ları alkışlıyordu sadece!

Öğrencilerden birinin de altını çizdiği gibi, Demirel'in bunca yıl "orta yerde ve en tepede" kalmayı başarmış olması, sürekli en güçlü'den (yani güç odaklarından) yana olmayı tercih etmiş olmasıydı.

İşte Demirel'in her devrin adamı olmayı başarmış olması, Türkiye'nin de neden her devirde statükocu bir tavır takındığını ve dolayısıyla önüne açılan imkanları ve fırsatları en maksimum şekilde Türkiye'nin yararına olacak şekilde değerlendiremediğini de çok iyi açıklıyor.

Kim ne derse desin, Türk insanı özgür ve kendi halin bırakıldığı, iyi bir eğitim aldığı, iyi hayat standartlarına kavuştuğu vakit, geleceğin Türkiyesi, hiçbir zaman statükocu, teslimiyetçi, yaratıcı melekelerini ve yeteneklerini yitirmeye ramak kalmış "Demireller"in Türkiye'sinden çok farklı olabilecek. Umarım, "Demireller" ve "tuttukları güçlü ve şimdilik hep yeniyor yanılsaması yaratan takımlar", geleceğin Türkiye'sinin önünü açmanın ne denli hayati önem taşıdığı gerçeğini kavrarlar ve ona göre hattı hareketlerini gözden geçirme cesareti gösterirler.


11 Mart 2000


Kağıda basmak için tıklayın.

Yusuf KAPLAN

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...