|
Hukuk size de lâzım olacak Sayın Bahçeli

Milliyetçi, muhafazakar, dindar MHP'ye yakışan, bir "siyasî tasfiye aracı"na dönüşen 312. maddeyi kaldırmak ve sinsice oturup "gelişmelerin nereye varacağı"nı kollama alışkanlığından kurtulmak olmalıdır.
Sayın Devlet Bahçeli; Takdir edersiniz ki, Türkiye Cumhuriyeti'nde kurulmasına izin verilen hiçbir hükümet bugüne kadar "sorun çözücü" olmadı.
Haddizatında tahsisli, onaylı, icazetli hükümetlerden istenen sorun çözmesi ve "devlet-vatandaş" ilişkilerindeki olası ihtilafları gidermesi değil, bilakis siyasi merkezin tasarruflarına sahip çıkması, vatandaşa karşı "dokunulmaz devlet"in konumunu güçlendirmesidir.
57. hükümeti kurarken yaşadığınız/karşılaştığınız problemler, devletin hukukunu gözetmeyeceğinize dair "küçük" bir önyargıdan kaynaklanıyordu.
Milliyetçi, devletçi umdeleri içselleştirmiş partiniz, Türkiye'deki güç dengeleri gözetildiğinde, fena halde "çevre"ye ait kalıyordu. Bu nedenle, MHP ıslah edilmeli, siyasi merkezin taleplerine cevap verir bir hüviyete büründürülmeliydi.
Demirel'in patronajında yürütülen uzun ikna çalışmalarından sonra, bazı rezervlerle, hükümet protokolüne lütfen imza koydunuz. Hükümetin geleceğini ve çalışma sistematiğini belirleyecek, kayıt altına alacak rezervler değildi bunlar; bilakis MHP'ye ait olduğu söylenen birtakım "suç dosyaları"nın gündeme getirilmemesini sağlayacak ve sistem nezdinde partinizi meşrulaştıracak taleplerdi.
Çünkü MASK (Millî Askerî Stratejik Konsept) 28 Şubat sürecinde "irtica"yla birlikte milliyetçiliği de "öncelikli tehdit" kapsamına almıştı.
Siyasi elit ruh gibi tırsıyordu partinizden.
MHP'yi kendisine "yakın" ve "bende" bulmuyordu.
RP-FP siyaset çizgisinden umudunu kesmiş "muhafazakar tepki oyları"nın MHP'ye akmasını ise, bir türlü sindiremiyordu. Bu sorun aşılmalıydı.
Hatırlayacaksınız, Radikal gazetesi, seçimi kazndığınızın ertesi günü, "Yağmurdan kaçarken..." başlığıyla çıkmıştı. Cumhuriyet gazetesi ise, MHP listesinden Meclis'e giren milletvekillerinin suç dökümünü yapmıştı, "Partide şu kadar katil, bu kadar uyuşturucu kaçakçısı var" diye...
Hesap şuydu:
MHP, "medya blöfü"yle önce bir "meşruiyet krizi"ne sokulacak, sonra siyasî merkezin tasarruflarına "evet" demesi koşuluyla bu krizi atlatması sağlanacaktı.
Muhafazakar tepki oylarıyla iktidar şansı yakalayan partiniz, iktidarının ilk aylarında, ne yazık ki, ANASOL-D'nin akim bıraktığı "irticayla mücadele yasaları"nı aldı programına.
Kur'an kursları külliyen kapandı.
İmam hatipler budandı.
Kamu alanındaki dinî görünürlüğe son verildi.
Türkiye'deki marjinal sol siyaset çizgisiyle, 19. yüzyıl pozitivizminde anlamını bulan teokratik jakobenizmi bütünleştirmeyi amaçlayan "28 Şubat ideolojisi", varlığını devr-i iktidarınızda daha da pekiştirdi. Bu retoriğin, İnönü'nün gizli totaliterliğinde karşılığını bulan dar, ufuksuz, astigmat bir cumhuriyet düşüncesinden başka bir şey olmadığını da biliyordunuz üstelik.
Şimdi de, 312. maddenin ıslah edilmesi çalışmalarına ihtirazi kayıt koyuyorsunuz, tuhaf bir "korumacı" mantık içinde.
Oysa, koruduğunuz bizatihi "devlet" değil, bir şekilde devlete sızmış ve a priori olarak karşı olduğunuz o teokratik jakobenizmdir...
Brifingli olmak dışında hangi hukuki temele dayandığını merak ettiğimiz yargının, Necmettin Erbakan, Recep Tayyip Erdoğan ve Hasan Celal Güzel'in dahil olduğu bütün faaliyetler kalemini "Din ve bölge farklılığı gözeterek halkı kin ve düşmanlığa açıkça tahrik etmek" şeklinde yorumlaması, böyle bir süreçte normal karşılanabilir.
Çünkü Türkiye, hâlâ yargı bağımsızlığı sorununu çözememiş, hukuk devleti normlarından fersah fersah uzak, yarı militer, yarı totaliter bir ülke.
Bu durum başlıbaşına utanç değilmiş gibi, yüce devletlileri, "hukukun iadesi" yönünde çaba sarfeden siyasilere, yine aynı "korumacı" mantıkla engel oluyorsunuz.
Sayın Bahçeli, söyler misiniz, adı geçen eşhas, hangi cürümleriyle kimleri düşmanlığa sevketmiş, hangi dinler arasında farklılık gözetmiş; daha da önemlisi, hangi kesimleri "kin ve düşmanlığa" açıkça tahrik etmiş?
TCK'nın mahut ve meşhur 312. maddesi, "Türkiye'yi yasaklarla ve hukuk dışı genelgelerle yöneten güruha karşı vatandaşı kin ve düşmanlığa açıkça tahrik etmek suçtur" şeklinde düzenlenmiş olsaydı, verilen cezalar haklı ve yerinde kabul edilebilirdi.
Bu öylesine "lastikli" bir madde ki Sayın Bahçeli, yarın rüzgar ters döndüğünde, "Ya Allah Bismillah, Allahüekber" nidalarıyla yaptığınız seçim konuşmalarıyla siz bile aynı kapsama alınacak, "erkek-ürkek" yakıştırmanızla 312. maddenin ilgi alanına gireceksiniz. Bizden söylemesi...
Milliyetçi, muhafazakar, dindar MHP'ye yakışan, bir "siyasî tasfiye aracı"na dönüşen 312. maddeyi kaldırmak ve sinsice oturup "gelişmelerin nereye varacağı"nı kollama alışkanlığından kurtulmak olmalıdır.
Özal'ı Özal yapan, yasakları referanduma götürüp, Türkiye'yi "siyaset yasağı" ayıbından kurtarmış olmasıydı. 12 Eylül cuntasına rağmen, üstelik o amansız kördövüşü ve cedel ortamında siyaset yasağını kaldırmakla kalmamış, 141, 142 ve 163. maddeleri Türk Ceza Kanunu'ndan söküp atmış, sistemi demokratikleştirmiş, serbest piyasa koşullarını oluşturmuştu. Üstelik, dört eğilimin yapıştırma konsensusuyla sağlamıştı bunu.
MHP de, artık rüştünü ispat etmeli; yıllarca "milliyetçi-mukaddesatçı" düşüncenin rantını yiyen bir siyasi parti olarak, kendisini vareden koşullara düşmanlık beslemekten vazgeçmeli.
Sayın Bahçeli;
Siz de çok iyi biliyorsunuz ki, Türkiye'de yasalar yurttaşa karşı "kutsal devlet"i ve onun ideolojisini korumaktadır.
Hukuk devletinde esas, yasaların genel olması ve yasayı yapanlar dahil, herkese ayrımsız uygulanabilmesidir.
Yargıtay Başkanı Sami Selçuk'un da altını çizdiği gibi, "Hukukun olmadığı yerde halk sürü, insan ise köledir. Demokrasilerde hukukun iki işlevi vardır: Herkese eşit uygulanmak, yasaklayıcı olmamak."
Türkiye Cumhuriyeti bir "hukuk devleti" olmaya mahkum, hem de mecburdur. Hukuk yalnızca FP'lilere ya da devletin hoşlanmadığı düşünceleri dile getiren siyasilere değil, MHP'ye ve haklarında suç dosyaları tanzim edilen MHP'li vekillere de lazım olacak.
20.MART.2000
|