YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan

  Arşivden Arama

  I Explorer Kullanıcıları, TIKLAYIN.

 

Ne okuyorsun?.. Başka işin mi yok?.. Bugünlerde herkes bunu okuyor... Kütük gibi kitap, hepsini bitirecek misin?.. Ne var ki bunda?.. Bitirdikten sonra ben de okuyayım...
Bugünlerde elimde "Bay Pipo"yu görenlerin söyledikleri bunlar. Ne bulduğumu, niçin okuduğumu uzun uzun anlatmaya gerek yok. Kısa bir alıntı yapalım, yeter.

Parola: Viktorya

Görünen o ki, 1958 yılı Türk dış politikası açısından hayli hareketli geçiyordu.

Ankara Etimesgut'taki 12. Üs'te hava kararmaya başlarken, C-47 uçaklarına büyük bir gizlilik içerisinde sandıklar yükleniyordu. Malzemelerin yüklenmesine DP iktidarının Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu bizzat nezaret etmekteydi.

Bazı pilotlar, uçaklara ne yüklendiğini merak edip sorsalar da, hep 'yiyecek içecek taşındığı' yanıtını alıyorlardı. Yüklenen uçakların uçuş yönü Lübnan'ın Beyrut Hava alanıydı.

Tam 85 sorti yapıldı. Malzemelerin hemen hepsi Lübnan'ın Beyrut Havaalanı'na götürüldü. Bir seferinde merakımızı yenemedik ve sandıkları açtık. Sandıklarda Kırıkkale yapımı silahlar, toplar ve binlerce mermi vardı.

Ben beş kez gittim Lübnan'a. Kıbrıs üzerinden gittik hep. O zaman Kıbrıs, İngiltere kontrolünde. Hava sahalarından geçmek zorundayız. Biz havalanmadan önce, 'Korkmayın, İngilizler size uyarıda bulunurlarsa parolayı söyleyin' derlerdi. Parola, Viktorya'ydı.

Kıbrıs üzerine geldiğimizde, İngiliz uçakları bizi çevirirdi. Ancak Viktorya deyince bizi bırakırlardı. Silahları Beyrut Havaalanı'nda Müslümanlar'la çarpışan Hıristiyan milislere teslim ederdik. Müslümanlar o yıllarda giderek güçlenen Nasır taraftarıydılar. Arap milliyetçiliği çığ gibi büyüyordu. Ankara bize hep uyarıda bulunurdu: 'Aman dikkatli olun, Hıristiyanlar'ın içinde Ermeniler var. Uçağınızın başından ayrılmayın, Yakıtın içine şeker koyarlar.'

Silahlar boşaltılırken uçağın yanında sandviç ve kolalarla karnımızı doyurup hemen Ankara'ya dönerdik.

Emekli Pillot Albay Hüseyin Avni Güler, 27 Mayıs hareketinden sonra kısa bir süre MAH ile Millî Birlik hükümeti arasındaki koordinasyonu sağladı. 1992 yılında Soner Yalçın'la yaptığı görüşmede tarihi bir olayı ilk kez açıklıyordu: Türkiye'nin Lübnan'daki Hıristiyanlar'a silah yardımı yaptığı bugüne kadar basında hiç yer almamıştı...

Emekli Pilot Albay Güler anlatmaya devam ediyordu:

"Yine bir sorti sırasında bizimkilerin haberi yok, Beyrut Havaalanı Müslümanlar'ın eline geçmiş. Pilot Binbaşı Rıza Kalaycıoğlu ve ekibi bunu bilmeden Beyrut'a iniyorlar. Müslümanlar, ekibi esir alıp uçağa el koydular. Tam bir yıl hapiste kaldı bizimkiler. Sonra Lübnan iç savaşı bitince Türkiye'ye iade edildiler.

Bu tarihî olayı yaşayan sadece Emekli Pilot Albay Hüseyin Avni Güler değildi. Emin Karayavuz da meslektaşı Güler'in anlattıkların doğruluyordu. Emekli Pilot Albaylar Ahmet Özsungur, Talat Alpay, Abdül Oksal, Nevzat Balaban Hasan Bezcioğlu olayın öteki tanıklarıydı...
(Bay Pipo, Soner Yalçın-Doğan Yurdakul, S. 70-72, Doğan Kitap).

Eski - yeni

Gazete ve televizyonların çoğunda Erbakan'la ilgili haberler şu şekilde başlıyor: "Kapatılan Refah Partisi'nin eski Genel Başkanı Necmettin Erbakan..."

İnsan, bu cümlenin ardından, şunu sormak istiyor:
Peki, Refah Partisi'nin "yeni" genel başkanı kim?

Vermenin sınırı

Bir doktor anlatıyor... Yıllar önce hastahanede çalışırken, ağır hasta bir kız getirdiler.

Tek yaşama şansı, beş yaşındaki kardeşinden âcil kan nakli yapılmasına bağlı idi.

Küçük oğlan aynı hastalıktan mucizevî şekilde kurtulmuş ve kanında o hastalığın mikroplarını yok eden bağışıklık sistemi oluşmuştu.

Doktor, durumu beş yaşındaki çocuğa anlattı ve ablasına kan verip vermeyeceğini sordu.

Küçük çocuk bir an duraksadı. Sonra derin bir nefes aldı ve "Eğer kurtulacaksa, veririm kanımı" dedi.

Kan nakli ilerlerken, ablasının gözlerinin içine bakıyor ve gülümsüyordu.

Kızın yanaklarına yeniden renk gelmeye başlamıştı, ama küçük çocuğun yüzü de giderek soluyordu..

Gülümsemesi de yok oldu. Titreyen bir sesle doktora sordu: "Hemen mi öleceğim?.."

Ufaklık, doktoru yanlış anlamış, ablasına vücudundaki bütün kanı verip, öleceğini sanmıştı.

Yönetmek

Yönetmek, bir kumruyu avucunuzda tutmaya benzer. Çok sıkarsanız öldürürsünüz; çok gevşetirseniz elinizden kaçırırsınız.
Tommy Lasorda

Bu nasıl hesap?

İTO araştırmış. Araştırmaya göre, İstanbul nüfusunun yüzde 40'ı gazete okuyor... Kargamız da oturup hesap ve kitap etti: İstanbul'da 12 milyona yakın insan yaşıyor diyelim. Bunun yüzde 40'ı yaklaşık 5 milyon eder. İşin tuhaf yanı bu rakam gazete tirajlarına yansımıyor. Ya milletimiz "bedava" gazete okumakta çok maharetli ya da araştırmada bir yanlışlık var!


Faks: +90 (212) 613 14 92 - 93
20.MART.2000


Kağıda basmak için tıklayın.

Mehmet ŞEKER

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...