|
|
 |
Geleceğin karabasanları-1

İnternet popüler olanın zaferinden başka bir şey değil. Artık enformatik kılınmış herşeyin popüler versiyonu: salt popüler bilimin değil, popüler felsefenin, popüler yazının, popüler yaşama sanatının.
Bugünden itibaren birkaç hafta boyunca geleceğin, daha doğrusu gelecek tasarımlarımızın "aydınlık" ve "karanlık" yanları üzerinde duracak, daha sonra da bu karşıtların nasıl biribiri içine geçmiş bir bütünün yansımaları olduğunu göreceğiz.
Dolayısıyla kısa ama eğlenceli bir bilim-kurgu alıştırması gözüyle bakabilirsiniz bunlara. Kuşkusuz "siyasa" ağırlıklı bir bilim-kurgu alıştırması olacak bu. Ama nice yaşama alanı gibi "siyasa"nın da temelinde "bilgi" olduğuna göre, önce "bilgi"nin yeni konumunun, "bilgi kuramlarımızı ve bilme yordamlarımızı" değiştirdiği varsayılan "internet"in üzerinde duralım. İlk önce "internet"in "karanlık" yanıyla başlayalım. Bunun için yaklaşık üç yıl önce herhangi bir istek üzerine, herhangi bir yerde yayınlanmak üzere değil, salt kendimi eğlemek amacıyla kaleme aldığım uzunca bir yazıdan yararlanacağım. "Amaçsız Olanın Zaferi: İnternet" başlıklı yazıda şöyle bir "karanlık" tasarlamışım:
"Yanıtlayamadığı epistemik ve ontolojik sorulara karşılık aptalca kavramlar uyduran bir dünyanın, Batılı kozmos tasarımının son buluşu internet. Enformasyonu amaçsızca dağıtan bir yıkım aygıtı.
Ereksellikten yoksun, o ölçüde de yoksul dünyamızın karabasanları onunla diriliyor. Gerçekdışılığın koridorlarında amaçsızca dolaşan varlıklara dönüşüyoruz. Sahici olanın hiç bu kadar yitime uğradığı görülmüş müdür? İnsan ilişkilerinin tümden çözülmesi için yalıtık mekanlar kuruluyor; ekranlarında gerçeklik arayan sanal bir ilişkiler ağının gölgeleri, Baudrillard'ı izlersek, birer virüs taşıyıcısı olarak dolaşıyorlar. Bulaşma gücü bu kadar yüksek olan bu en hijyenik sayrılık varlık alanlarımızı kuşatıyor. Öte yandan DNA haritaları, klonlar, genetik arıtmalar boy gösteriyor yaşamımızda. Bu iki uç arasına sıkıştığımızı, gittikçe tükendiğimizi göremiyoruz.
İnternet Borges'in düşünü kurduğu 'kum kitabı'na benziyor, bitimsiz, açtıkça yenilenen bir akış. Öyle mi gerçekten? 'Kum kitabı' yazınsal bir izlek olarak hoştur, yoksa epistemik bir araç olarak değil. Borges'in hinliği bir 'episteme' yokluğunu imlememekteydi kuşkusuz, bugünün episteme-dışı gölgeleri ise 'tikel', bir o kadar da 'öznelerarası' birer kum kitabına sahip olmakla övünüyorlar.
Yeni bir metin türünün oluştuğu söyleniyor. Gönderdiği metine gönderdiği yerde ulaşan bir ekran-kitap. Fareyi tıklıyor, varacağınız yere vardığınızı sanıyorsunuz, yeni bir metine. Bize de yeni bir dal, bir 'internet imbilimi' bulmak düşüyor. 'Metinler-arasılık'tan 'metinlerin iç içeliği'ne sürükleniyoruz! Oysa tek bir metin bile açtığımız yok; yalnızca sapkın bir 'Enformasyon Hastanesi'nin 'Bulaşıcı Metinler Bölümü'nde yatıyor, beynimize bağlanan aygıtların hiç susmamasını diliyor, yaşamımızı bu aygıtlarla sürdürmeyi umuyoruz. Bu hiçlik demektir! Artık varlık üzerine, salt onun üzerine düşünmenin zamanı geldi de geçiyor bile!
İnternet popüler olanın zaferinden başka bir şey değil. Artık enformatik kılınmış herşeyin popüler versiyonu: salt popüler bilimin değil, popüler felsefenin, popüler yazının, popüler yaşama sanatının. Varlık 'popüler' yanını çoktan yitirmiş bir kurtçuk, geçmişin kavramsal bir asalağı hepimizin gözünde. Varlığa karşı hiç bu kadar vurdumduymaz olunmamıştı, karşı durmuyoruz ona, ilgilenmemekle yetiniyoruz.
Ortaçağ'ın sayrılıklarla boğuşan, gözleri doğru düzgün görmeyen rahip-düşünürü varlık alanı konusunda çok net bir bakışa sahipti, bu soy 'aksaklıkların' asla örseleyemediği bir bakışa. 'Aksaklıklardan arınma'ya çalışan bir dünyada varlığı en büyük aksaklık haline getirdiğimizin ayırdında değiliz. Hepimiz boşuz, boşalmışız. Bu sayede internet koridorlarında amaçsızca, ama rahatlıkla dolaşabilecek bir hafifliğe sahip gölgeleriz hepimiz. Gölge dönüp bakıyor ve kendini var kılan varlığın, aslolanın artık yaşamadığını, kendisiyle aynı konumda yer almadığını görüyor. Bu yıkımdır. Gölgeye sağlığını korumak, 'sırf daha fazla hayatta kalmak' dışında bir iş düşmüyor. Yaşasın ki gölge olduğunu anımsayamasın. Çocuklarımız bir kaç kuşak sonra sevişen gölgelerin kutsallık dışı hortlaklarından başka bir şey olmayacak. Kimse odasından dışarı çıkmayacak ve odasının tüm dünyayı, tüm kozmosu kapsadığını düşünecek. Bu ne Borgescil bir düşlem, ne Foucaultcul bir heterotopya: Arındıracağı hiçbir şey olmadığı için kendini arındıran, kendi üzerine kapanan bir gölge. İnternetin öznelerarası varlıksızlığını damıtan ukala bir ses ve düşünce yumağı. Kendi sesini yitirmekle yetinmiyor, kendi düşüncesini de yitirmek istiyor."
Yazının devamı Pazar gününe.
29 Mart 2000
|
 |
|