![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Bizim günlerimizin bir hikâyesi yok!Bizim günlerimizin bir hikâyesi yok! Bir çalıya takılıp kalmış gibiyiz. Ne kadar yaşarsak yaşayalım, hiçbir yere birikmiyoruz. Ne kadar akarsak akalım, hiçbir şeyi doldurmuyoruz. Bozuk bir plak gibi hep aynı şarkıya dönüyoruz. Hep aynı köşede duruyoruz. Ne o tarafa, ne öteki tarafa gidebiliyoruz. O köşede duruyoruz. Sadece duruyoruz. Çalıya takılmış bir çaput parçası gibi sadece duruyoruz. Herşey rüzgarını bulup şişiriyor yelkenlerini. Biz durmanın en rüzgârsız iklimlerine çakılıp kalıyoruz. Bizim günlerimizin bir hikâyesi yok! Biz ulu bir ağacın gövdesindeki sıradan bir çentik gibi sadece eskiyoruz. Bir şeye benzeyemeden, bir anlama gelemeden eskiyoruz. Kimseye hiçbir şey hatırlatmıyoruz. Kimsenin aklına güzel bir fikir getirmiyoruz. Kimsenin aklına güzel bir fikir olarak gelmiyoruz. Biraz sonra patlayacak bir sabun köpüğü gibi yaşayıp gidiyoruz. Hayatın zengin gövdesinde eskiyen sıradan bir çentik gibi gittikçe görünmezleşiyoruz. Bizim günlerimizin bir hikâyesi yok! Soğuk bir pencere camı gibi nedensiz çatlıyoruz. Umursanacak kırılmalar olmuyor bizim kırılmalarımız. Bir şeye benzemeyi vadetmiyor yapıştırılabilse bile yere dağılan parçalarımız. Yeniden yoğurulsak, her şekle girecek kadar hamurlaşamıyoruz. Kurutulsak, tam olarak kuruyamıyoruz. Islatılsak, hep öyle ıslak kalıyoruz. Durmadan nedensizce çatlıyoruz boydan boya. Nedensizce kırılıyoruz. Bizim günlerimizin bir hikâyesi yok! Tepeden kopan bir taş parçası gibi çaresizce yuvarlanıyoruz. Çarptığımız her yere bir parçamızı bırakıyoruz. Aşağıya vardığımızda belki de hiç kalmayacağız. Belki de yuvarlanmaktan başka bir şey yapamayacağız. Bütün zamanlarımız boyunca tepelerden yuvarlanacağız. Yuvarlanmayı tabiat edinmiş taş parçaları olacağız. Belki de aşağıya hiç varamayacağız. Bizim günlerimizin bir hikâyesi yok! Belli ki bir yerde kaybolmuşuz. Ama ne bizi bir arayan var, ne biz kendimizi arıyoruz. Bu kaybolma halinden başka bir halimiz yok. Kaybolduğumuz bu yerden başka bir yer de yok, bildiğimiz. Sanki doğarken, bu kaybolmanın içine doğmuşuz. Bu kaybolma, ayaklarında sallayıp uyutmuş sanki bizi. Sonra sanki bu kaybolmanın içinde bir daha kaybolmuşuz. Aramamışız ama, kendimizi bu kaybolmanın içinde bulmuşuz. Ya da kendimizi bir bulamamanın içinde kaybetmişiz. Bizim günlerimizin bir hikâyesi yok! Zeytinin kendisinde değil, çıkardığımız çekirdeğinde aklımız. Attığı kulaçları değil, atmadıklarını seviyor yorgun kollarımız. Bize ait olmayan bir başın ağrısıyız. Başkasına ait bir tansiyon düşmesinin baş dönmesiyiz. Yaprağını havada bırakıp yere yıkılan bir dal parçasıyız. Bir uçurtma için kesilmiş kağıtların, uçmayan kısımlarıyız. Akmayan bir çeşmenin sudan hafızasıyız. Üstüne badana çekilmiş bir duvar lekesiyiz. Böylesine bir şeyiz. Bir zeytinin içinde sakladığı kara bir çekirdeğiz. Bizim günlerimizin bir hikâyesi yok! Ayrıldığımız hiçbir yeri boşaltmış olmuyoruz. Hiçbir eksiklik hissedilmiyor terkettiğimiz cümlelerde. Ortadan kaybolarak sahipsiz bıraktığımız hiçbir sıfat yok. Hiçbir zamir bizi tanımlamak için gönüllü olmuyor. Bir kaynaştırma harfi kadar bile olamıyoruz kelimeler arasında. Ne kadar uğraşsak, sözlüklere girebilecek bir kelime olamıyoruz. Ne yapsak, yaptığımızı bir fiile uyduramıyoruz. Bizim günlerimizin bir hikâyesi yok! Bu hikâye de bizim günlerimizin hikayesi değil! İfadeye gelmiyor aslında bizim yaşadıklarımız! Bizim hayat diye hayal meyal yaşadıklarımız!..
gozcan@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|