![]() |
![]() |
| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Kültür Bakanlığı yayını...Kitabın adı: Kırık Bilezik. "Anadolu Hikâyeleri/Milli Büyük Hikâye" alt başlıklarını taşıyor. "Muharriri (Yazarı) Mehmet Senâî", "Hazırlayan Filiz Öksüz Gündem". "T. C. Kültür Bakanlığı Sanat Edebiyat" bilgilerine de kapaktan ulaşıyoruz. 1999 yılında Ankara'da basılan kitaba Kültür Bakanı M. İstemihan Talay bir sunuş yazmış. Bu sunuşun önemli iki cümlesi: "1923 yılında Sinop'ta Osmanlıca baskı yapan bir matbaanın varlığını bilmek, yöre insanının kültürel olaylara ve gelişmelere açık olması ile izah edilebilir.// Osmanlıca ile basılan ve günümüz Türkçesine aktarılan bu tür eserlerin, bir dönemde yaşanılanları öykü şeklinde ifade etmesi nedeniyle okuyucuların ilgisini çekeceği kanısındayım." Bakanlık yayınlarında, dönemin bakanının, her kitabın başında yinelenen genel nitelikli sunuş yazısına alıştığım ve bunları çoğu kez okumadığım için M. İstemihan Talay'ın bu kitap için "özel" bir sunuş yazmasını şaşkınlık ve sevinçle karşıladım. Kitabı hazırlayan Filiz (Öksüz) Gündem'in önsözünü okurken kafam karıştı. İkinci paragraf şöyle başlıyor: "1991-1992 yılları arasında Sinop'ta görev yaparken..." Bir Edebiyat öğretmeni nasıl böyle bir cümle kurar? 1991 yılı ile 1992 yılı arasında herhangi bir yıl var mı ki, "arasında" diyebiliyor? Üçüncü paragrafta şaşkınlığım daha da arttı. "Kentin en güzel köşelerinden biri olarak tanımlayabileceğim "Rıza Nur İl Halk Kütüphanesi"ne olağan ziyaretlerimden birinde, Osmanlıca olarak basılmış; Sinoplu yazar Mehmet Senâi'ye ait olan iki hikâye kitabı ilgimi çekti. Okumak üzere fotokopilerini edindim. Okurken hikâyelerde anlatılan olayın; halkın kısmen bildiği, farklı kişilerin farklı boyutlarda sözünü ettiği yaşanmış bir olaya ait olduğunu belirledim." Bu satırlardan hangi anlamı çıkaracağımı bilemedim. Sanki ortada "iki kitap" ve fakat "bir olay" var. Bu nasıl olur? Mehmet Senai Bey, bir olay için iki ayrı hikâye mi yazmış? Belki... Üçüncü paragraf ve sonrası kafamın karışıklığını artırıyor sadece: "Sinop'un tarihi ve kültürel yapısına küçük bir katkı olması amacıyla iki hikâyeyi de günümüzde okunabilir hale gelmesi için çalışmaya karar verdim.// Yaşanmış bir hikâyeyi kaynağından aktarmak..." Filiz Hanım ne diyor? İki hikâyeyi mi çalışmış, "bir hikâye"yi mi? Elimizdeki kitap "Kırık Bilezik". M. Senai'nin öbür eseri "İdam Mahkûmu" ayrı bir hikâyeyi mi anlatıyor, o da yayımlanacak mı, bu önsözden bu konuda herhangi bir bilgi edinemiyoruz. Sonra M. Senai'nin "Bir İki Söz"üne geliyor sıra. İlk cümle şöyle: "İnsanın en kutlu intibalarını (izlenimlerini) aldığı çağ, çocukluk çağıdır." İçimde bir kuşku: Bu "kutlu"da bir tuhaflık var! Okumaya devam edince görüyorum ki iki sayfada üç kez daha geçiyor "kutlu" ve hepsinde aynı tuhaflık. Belli ki Filiz Hanım "kuvvetli" diye okuması gereken sözcüğü yanlış okuyor ve "kutlu" deyiveriyor. Anlamın tutarlı olup olmadığını hiç mi hiç gözetmiyor. Ayrıca, herhalde okuyucuların tümünü ilkokul öğrencisi düzeyinde görüyor olmalı ki, "muhabbet (sevgi), tesirini (etkisini), mevzu'larla (konularla), hakikaten (gerçekten) gibi açıklamalar yapıyor; üstelik sözcüğün her geçişinde bunları yineleyerek öğrenmemişliğimize duyduğu güveni pekiştiriyor! Ayrıca bu durum, ister istemez, hazırlayıcının, sayfa sayısını ve dolayısıyla alacağı ücreti artırma gibi bir çaba içinde olduğu kuşkusunu uyandırıyor, ister istemez. Bu arada Filiz Hanım his, ihtisas, ilham gibi farklı sözcüklerin tümünü "duygu-lanma" sayıyor; "ola ki" anlamındaki "ihtimal"in önüne (olasılık) koyabiliyor; çekiliş anlamını vermesi gereken "incizab"ı "çekicilik" diye açıklıyor. Alaturka saatten söz edilirken alaturka sözcüğünün önüne "Osmanlı yaşamına göre" açıklamasını koyuyor. Kitabın tümünde bunlara benzeyen, benzemeyen bir yığın yanlışlık, tuhaflık... Yazım yanlışları, noktalama yanlışları da cabası... Bütün bunlara rağmen Kırık Bilezik'i okudum. Üzerinde durulmaya değer, ilginç bir hikâye. Fakat Filiz Öksüz Gündem adına da, Kültür Bakanlığı adına da çok çok çok üzüldüm. Böylesine vahim bir ciddiyetsizliğe müstahak olmadığımızı düşündüm. DÜZELTME: Geçen haftaki yazıda bir atlama olmuş. Özür dileyerek düzeltiyorum. "Sanat felsefesi, edebiyat kuramı, estetik alanlarında gerek geleneğin bugüne taşıdığı veya taşıyamadığı esaslar ve ölçüler, gerek modern zamanlarda maruz kaldığımız yönelişlerin nitelikleri, ciddi araştırmalarla sorgulanmayı hak eden ve zihin sağlığımızı çok yakından ilgilendiren önemli konulardır. Bu önemin farkına vararak, sorunların tanımlanması ve çözümlenmesi yolunda kafa yoran isimler arasında Beşir Ayvazoğlu, Ayşe Şasa, Sadık Yalsızuçanlar, İhsan Kabil ve Rasim Özdenören'i anabiliriz."
ikardes@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|