YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Dizi...

  Arşivden Arama

  I Explorer Kullanıcıları, TIKLAYIN.

 

Ondan kurtulduğum için mutluyum

 
Önceki gün, Meclis'teki Anayasa değişikliği oylamasını izlerken, üzerimden ağır bir yük kalktığını hissettim ve ilk kez derin bir soluk aldım.

 

Sevincimi neden gizleyeyim?
Ondan kurtulduğum için mutluyum.
Dünyaya gözümü açtığımda, "zat-ı devletlileri"nin subreti...
60'lı yılların sonu, 70'li yılların başı...
Küçük, yoksul, binbir emekle kotarılmış evimizde, ses vermesi için makul bir "zaman aralığı"nı gözden çıkardığımız transistörlü (ve elbette ruhsata tâbi) radyomuzda, ajans saatinde sesini duyar; gazyağına, şekere, tuza "insafsızca" zamlar yapan o "fena" amcanın yüzünü merak ederdim. Nereden bilebilirdim, "zam" sözcüğünü "fiyat ayarlaması" tamlamasıyla yumuşatıp, o fena amcayı bir beş yıl daha Çankaya'da tutabilmek için anayasal birtakım tezviratlara girişeceklerini?
Bilemezdim.
Çocuktum...

"Her sabah dünya yeniden kurulur, her sabah taze bir başlangıçtır" lejandının altında görmüştüm resmini ilk kez. Şişman, dazlak, gözlerindeki "yabanıl" ışıltıyla kendini hemen ele veren ve sevimli mi, sevimsiz mi olduğuna karar veremediğim bir adam.

Aşçı baba, Seymen baba, Güllabici baba kılığına girecekti ama, hayatının hiçbir döneminde, çocukların masal kahramanı, tonton amcası, Süleyman dedesi olamayacaktı.

Bütün bir çocukluğum, ilkgençliğim ve ortayaş bunalımını idrak ettiğim yıllarım onunla geçti; onun subretiyle yatıp, onun subretiyle kalktım.
Aynı kasavet.
Aynı umutsuzluk.
Aynı mecburiyetler.
Ve, ergen zihnimizde uçuşup duran aynı sözcükler:
Huzur ve güven ortamı...
İkbal...
Rejimin bekası...
İstikrar...

Türk halkı anlaşılmaz (belki de anlaşılır) bir patolojiyle, her defasında "istikrar"dan yana oy kullanıyor, kendisine özgürlük, başkaldırı ve "isyan hakkı" bahşeden her türlü siyaseti elinin tersiyle itiyor ve biz "kara kalabalıklar", özümüzü "maceraya", "huzursuzluğa", üzerimize yüzyılların biriktirdiği ölü toprağını silkmeye çağıran insanları boş yere arayıp duruyoruz.

Önceki gün, Meclis'teki Anayasa değişikliği oylamasını izlerken, üzerimden ağır bir yük kalktığını hissettim ve ilk kez derin bir soluk aldım.
Sevindim.
Çok çok sevindim.

"Verdimse ben verdim, ne olmuş yani... Evet, 28 Şubat sürecini ben başlattım... İşte çağdaş Türkiye tablosu..." diyen adamı nefsiyle başbaşa bırakmanın gürültücü, şamatacı, şizofrenik çığlığıydı bu, lütfen çok görmeyiniz.

Onu, kahverengi-sepya baskı fotoğrafilerin dünyasına; o her türlü iletişimin ruhsata tâbi olduğu ağır, hantal, yoksul, arkaik ülkeye havale ediyoruz.

Şaşmaz bir doğru olarak, "gelen gideni aratsa" da, ondan kurtulduğumuz için seviniyoruz.


7 Nisan 2000


Kağıda basmak için tıklayın.

Ahmet Kekeç

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...