YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Politika

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Dizi...

  Arşivden Arama

 

                
Yönetime el koyarız

Aralarında 22 Şubat sanığı Talat Aydemir'in de bulunduğu Silahlı Kuvvetler Birliği, Gürsel'in seçilmemesi durumunda bütün siyasi partileri faaliyetten men edeceğini açıklayınca ortalık bir kez daha karıştı.

Ord. Prof. Ali Fuat Başgil'in cumhurbaşkanlığına aday olduğunu açıklaması hem partileri, hem de Milli Birlik Komitesi'ni telaşlandırmıştı.
AP lideri Ragıp Gümüşpala karşıydı, ama AP'li taban Başgil'in cumhurbaşkanlığına mukadder gözüyle bakıyordu. Çünkü, TBMM'de, adaylarının arkasında geniş bir sağ blok vardı.
Bu "kaos" içerisinde İsmet İnönü'nün adı bir kez daha gündeme geldi. CHP Genel Başkanı, prensipte "evet" demesine rağmen, bu ihtimalin zayıf olduğu düşüncesiyle, cumhurbaşkanlığına soğuk bakıyordu.
Silahlı Kuvvetler Birliği ise, "Ya Gürsel, ya darbe" diyordu.
Yeni bir darbeden çıkmış ülkenin bu yükü kaldırmasına imkan yoktu. Çankaya'daki "Liderler ve Komutanlar Zirvesi" bu şartlarda toplandı. Tarih, 24 Ekim 1961...
Başgil'e karşı basında da aleyhte bir kampanya başlamıştı.
O günlerde "devletin tetikçiliği"ne soyunan Falih Rıfkı Atay şunları yazıyordu:

"Ne yaparlar? Ne yapacaklar? Sokak şirretlerine bakarsanız, Vatan Cephesi serserilerini dinlerseniz, DP'nin 27 Mayıs'ta bıraktığı yerden başlayacaklar. Bu onların bugünlük rüyası, yarın için de demokrasinin kâbusudur. 15 Ekim seçimleriyle iktidarını Şeyh Sait isyanına çevirecek olanlar, nihayet memlekete takrir-i sükun rejimini getirirler."

HİÇBİR PARTİ ADAY GÖSTEREMEYECEK

Zirveye yalnız yüksek rütbeli komutanlar mı katılmıştı?
Hayır...
Hürriyet gazetesinin iddiasına göre, toplantıda 100 kadar da genç subay bulunuyordu.
Zirvede komutanlar parti liderlerine bir taahhütname imzalattılar.
Tansiyon da "kendiliğinden" indi.
Parti liderlerini bu taahhütnameyi imzalamaya icbar eden, toplantı salonundaki "yetkisiz" subayların varlığı mıydı? Taahhütnamenin içeriğine bakıldığında, bu sorunun cevabı ortaya çıkacaktır.
Çankaya zirvesi üç saat sürdü.
Cemal Gürsel'in cumhurbaşkanlığı kesinleşti.

İşin ilginç tarafı, basının önde gelen yazarlarının metazori yöntemlerle imzalatılan bu anlaşmayı "olumlu bir gelişme" olarak kaydedip alkışlamaları.

Taahhütnamede, ayrıca, "Demokrat Partililer'den kin ve intikam duygusu içinde olanların mesul mevkilere getirilmemesi" hükmü yer alıyordu.

GERİCİ VE ATATÜRK DÜŞMANI BAŞGİL...

1961 seçimlerinde Adalet Partisi listelerinde senatör seçilen Prof. Ali Fuat Başgil'in, seçimden hemen sonra Cenevre'de bir Türk gazetecisine cumhurbaşkanı adayı olacağını açıklaması ortalığı karıştırmıştı.
Bu beyan üzerine AP'liler, Başgil'i karşılamak için bir tören konvoyu hazırladılar.
Ancak bu Sıkıyönetim Komutanlığı'nca engellendi.
Sıkıyönetim Komutanlığı'nın yasaklamasına rağmen, Başgil Cenevre'den İstanbul'a, İstanbul'dan Ankara'ya yaptığı seyahatlerde tam bir cumhurbaşkanı gibi karşılandı. Yollara dökülen halk, Menderes lehinde, 27 Mayıs aleyhinde sloganlar atıyorlardı.
Bu arada adaylıktan çekilmesi için "basın" aracılığıyla baskılar artmıştı.
Gazeteler, Başgil'in "mürteci" ve "Atatürk düşmanı" olduğunu yazıyorlardı.
Bu yazılar, giderek bir "linç kampanyası"na dönüştü.
Başta Hürriyet olmak üzere, irili ufaklı tüm gazeteler, cumhurbaşkanlığına bir "sağcı mürteci"nin getirilmesinin Türkiye'nin sonu olacağı, 27 Mayıs devrimine halel getireceği tezini işliyorlardı.
Başgil Ankara'da Milli Birlik Komitesi üyeleriyle bir dizi görüşmeler yaptı.
Bu görüşmelerin hepsi de aynı isteğe matuftu:
Başgil adaylıktan çekildiğini açıklamalıydı.
Adaylıktan çekilmek de yetmiyor, senatörlükten de istifa etmeliydi.

Gazetelerin, "yeni bir darbe ihtimali"nin belirdiğini yazdığı günlerde, Başgil Ankara'da AP'lilerce istikbal ediliyor, bir taraftan da mutad görüşmelerini yapıyordu.

BİR CUNTA TOPLANTISI

Çankaya'daki liderler zirvesi öncesi...

21 Ekim 1961'de İstanbul Harp Akademileri'nde bir toplantı yapıldı.

Toplantıya katılan general ve subaylar şunlardı:

Faruk Gürler, Celal Eyiceoğlu, Faruk Güventürk, Refik Tulga, Namık Kemal Ersun, Suat Aktolga, Recai Baturalp, Vecihi Akın, Emin Aytekin, Fikret Köknar, Bedrettin Demirel...

Toplantı sonunda bir protokol metni hazırlandı ve imzalandı. Benzeri bir metni, bir gün sonra, başını Talat Aydemir ve Muhsin Batur'un çektiği bir grup subay da imzalamıştı. Metinde, Gürsel'in seçilmemesi durumunda, ordunun yönetime el koyocağı bildiriliyordu.

24 Ekim'de toplanan "Çankaya zirvesi"yle, protokolde yer alan yaptırımlar akim kaldı. Çünkü partiler ve kuvvet komutanları anlaşmış, yönetimi (Çankaya'yı) "milletin hakiki ve ehliyetli bir mümessili"ne, yani Orgeneral Cemal Gürsel'e vermeyi taahhüt altına almışlardı.
Milli Birlik Komitesi de, böylece, fesholunmaktan kurtulmuştu.

İLGİNÇ RASTLANTILAR

21 Ekim protokolüne imza koyan cunta üyeleri, sonraki yıllarda da siyaset üzerinde etkinliklerini ve ağırlıklarını hissettirdiler:

Faruk Gürler, 12 Mart darbesinin Kara Kuvvetleri Komutanı'ydı. Celal Eyiceoğlu da Deniz Kuvvetleri Komutanı...
Gürler, bir ara, 9 Mart'çı Madanoğlu grubuyla içli dışlıydı.

9 Mart cuntası tasfiye edilince, cephe değiştirip, "Sunay-Tağmaç" cuntasında yer aldı. 1973 yılında Genelkurmay Başkanlığı'ndan istifa edip, cumhurbaşkanlığına adaylığını koydu, seçimden mağlup çıkınca evine kapandı, altı ay sonra da öldü.

Muhsin Batur da, tıpkı Gürler gibi, bir dönem Madanoğlu cuntasıyla içli-dışlıydı. Cunta tasfiye edilince, o da Sunay-Tağmaç ekseninde yer aldı. 1980 yılında CHP tarafından cumhurbaşkanlığına aday gösterildi ve kaybetti.

Talat Aydemir ise, 22 Şubat 1962'de Harp Okulu Öğrencileri'ni arkasına alarak, ikinci kez darbe girişiminde bulundu. TSK teamülleri gereği, ilk girişiminde affedilmişti. Ama ikincisinde yargılandı ve ölüm cezasına çarptırıldı. Aydemir, 27 Mayıs'ı yeterince "Atatürkçü" bulmuyordu.

Partilere imzalatılan taahhütname

1-Partiler cumhurbaşkanlığı için aday gösteremeyeceklerdir. Gürsel'e oy verilmesi için liderler elden gelen gayreti gruplarında sarfedeceklerdir.

2-Ordu mensuplarının maddi ve manevi huzur içinde vazife görmeleri başlıca emelimizdir. Onlar ile alakalı her mevzuu bu çerçevede mütalaa etmekteyiz. Bu meyanda ordu mensuplarına tanınmış herhangi bir hakkı geri almayı da asla düşünmüyoruz.

3-Af müessesesinin ortadan kaldırılması mahiyetinde istikbali bağlayan bir taahütte bulunmak, milli hakimiyet ve hukuk prensiplerine ve Anayasa esaslarına aykırıdır. Bununla beraber siyasi mülahazalar ile yersiz ve zamansız olarak af müessesesinin kullanılmasına aleyhtarız.

"21 Ekim Cuntası"nın bildirisi

Aralarında, 12 Mart'ta tasfiye edilmekten kurtulan Orgeneral Faruk Gürler ve Orgeneral Muhsin Batur'un da bulunduğu bir grup subay, 21 Ekim'de İstanbul Harp Akademileri'nde toplanarak bir protokol imzaladılar. Toplantıya katılan diğer general ve subaylar şunlardı:
Celal Eyiceoğlu, Faruk Güventürk, Refik Tulga, Namık Kemal Ersun, Suat Aktolga, Recai Baturalp, Vecihi Akın, Emin Aytekin, Fikret Köknar, Bedrettin Demirel...
Tarihe 21 Ekim protokolü olarak geçen metinde şu ifadeler yer alıyordu:
"Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları, aşağıda açık imzaları bulunanlar, 21 Ekim 1961 günü saat 14.30'da toplanmışlar ve gündemlerinde mevcut olan konuları müştereken müzakere etmişler ve ittifakla aşağıdaki karara varmışlardır:
a) Türk Silahlı Kuvvetleri, 15 Ekim 1961 günü yapılmış olan seçimlerden sonra gelecek yeni Türkiye Büyük Millet Meclisi toplantısından evvel, fiilen duruma müdahale edecektir.
b) İktidarı, milletin hakiki ve ehliyetli mümessillerine tevdi edecektir.
c) Bütün siyasi partiler faaliyetten men edilecek, seçim neticeleriyle Milli Birlik Komitesi feshedilecektir.
d) Bu kararın tatbiki 25 Ekim 1961'den sonraki bir güne tehir edilmeyecektir.
İşbu zabıt varakası üç nüsha olarak tanzim edilmiş ve bütün üyeler tarafından aynı anda imzalanmıştır."

21 Ekim protokolüne imza koyan cunta üyeleri, sonraki yıllarda da siyaset üzerinde etkinliklerini ve ağırlıklarını hissettirdiler.

Faruk Gürler, 12 Mart darbesinin Kara Kuvvetleri Komutanı'ydı. Celal Eyiceoğlu da Deniz Kuvvetleri Komutanı...

Muhsin Batur ise Hava Kuvvetler Komutanı'ydı. Batur bir dönem Madanoğlu cuntasıyla içli-dışlı olmuştu Cunta tasfiye edilince, o da Faruk Gürler gibi "Sunay-Tağmaç "ekseninde yer aldı. Emekli olunca CHP'ye katıldı. 1980 yılında CHP tarafından cumhurbaşkanlığına aday gösterildi ve kaybetti.

YARIN: Seni öldürürüz


Kağıda basmak için tıklayın.

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV


Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED
Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...