YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Dizi...

  Arşivden Arama

  I Explorer Kullanıcıları, TIKLAYIN.

 

İçe atılanların yansıması

 
Üniversite kampüsünün içinden geçen halk otobüsünü durdurup, içindeki başörtülü kadının başını açtırmanın bir bedeli olacağını herkes bilmeli...

 

Yüzeysel bir bakış, medyada, başörtüsü ile ilgili sancıdan artık fazla söz edilmediği düşüncesiyle, sistemin bu sorunu kendi bildiğince çözdüğü yargısına varabilir. Bir ara gazetelerde "Artık türban meselesi bitti-yüzde 85'i başını açtı" şeklindeki başlıklar pek revaçtaydı. Şimdi ise, daha suskun bir ortam sözkonusu... Öyle ise, sistem dikensiz bir gül ortamı oluşturmuş denilebilir...

Hatta başörtülü oldukları için dışlanmış olanlar bile, mağlubiyet duygusu içinde "artık bu iş bitti" diye düşünüyor olabilirler.

Acaba öyle mi?

Acaba, Yeni Şafak muhabiri Ümmühan'ın böşörtüsü sebebiyle, Alemdaroğlu tarafından gazetecilik görevinden bile alıkonulması haberi, nasıl bir toplumsal zemine düşüyor? Bir taşlaşmış yüreğe mi? Duyguların nasırlaştığı, dolayısıyla hiçbir tepki uyandırmadığı bir atmosfere mi?

Ya şu, Niğde'deki olay?

Üniversite kampüsü içinden geçip Organize Sanayi Bölgesi'ne giden Halk Otobüsü'ndeki başörtülü bayanın üniversitenin özel güvenlik birimleri tarafından indirilip, başının açılmak istenmesi...

Bu haber de, duyarsız bir zeminde kaybolup gidiyor mu?

Hiç sanmıyorum. Toplumun suskunluğunu böyle okumak, sadece gerçeğin üzerine sünger çekmek olur. Ama olacak olanların olmasını engellemez.

Başörtüsü ile ilgili bir suskunluk var, bu açık. Ama biliyorum ki, bu suskunluk, bağrında, derin bir acıyı ve sabrı barındırıyor. Evlerine gitmiş kız çocukları ya da başörtülü kamu görevlileri... üniversitelerin dayatmalarına boyun eğerek perukla, bone ile, şapka ile ya da tamamen başörtüsünü çıkararak okumak veya görev yapmak zorunda kalanlar... Üniversitelerin dayatmasını çocuklarına yansıtan ve çocuklarının gündelik acısına akşam-sabah tanık olan anne-babalar... Bunların hiçbiri, kendilerine tanınan konumu içselleştirmediler. Acıları ya da dayatılmış konumlarının daima diri şuuru içinde, hayatlarını sürdürüyorlar, bekliyorlar...

Aslında, toplumla sağlıklı bir iletişimin gerçekleştiği her sistemde, bu toplumsal vakıa görülürdü. Bunca acı, kar topu gibi, kendi içinde yumaklana yumaklana büyüsün diye bırakılmazdı. Ama bizim ülkemiz, hakim odaklarca, toplumu belirli şablonlarla yeniden biçimlendirmenin modernleşme-çağdaşlaşma projesi olarak kabul edildiği bir ülkedir. Bunun için topluma rağmen ve yukardan aşağı bir biçimlendirme meşru kılınmıştır. Halkın her biçimdeki tepkisi "çağdaşlaşmaya direnç" olarak algılanmış ve dikkate alınmaması öngörülmüştür.

Başörtüsü çevresinde oluşan acılar da, böyle bir duyarsızlığın muhatabı oluyor.

"Suskunluk var, öyleyse çözüldü mesele..."

Öyle değil.

Bu mantıkla hiçbir şeyi çözemedi aslında Türkiye...

Sancılı bir ülkeyiz onun için. Toplum-sistem ilişkisinde sancılar bir türlü bitmedi...

Toplumun suskunluğu sadece işi zamana bırakma anlamı taşıyor. Toplum içine atıyor, yönetim çevrelerine küsüyor, sisteme katkısını azaltıyor ve meşru zeminlerde tavrını sergiliyor... Bunların hiçbiri anlamsız değil. Türkiye'de sivil toplumun niteliğini inceleyenler, derinden akan bu toplumsal tavrı doğru görmelidirler.

DP'ye verilen oylar, sonra AP'ye, ANAP'a, MNP-MSP-RP çizgisine... FP'ye verilmeyen, buna karşılık MHP'ye verilen oylar... Bunların anlamsız olduğu düşünülebilir mi?

MHP'nin başörtüsü konusundaki duyarsızlığının, toplum şuurunda iz bırakmadığını düşünenler varsa, bize göre fena halde yanılıyorlar... FP'ye oy verilmeyişini MHP anlayabiliyorsa, yarın MHP'nin duyarsızlığının bir karşılığı olacağını da anlayacaktır.

Ve Demirel...

Demirel'in arkasında neden toplumsal irade yok? Neden yüzde 70-80'lerde bir tepki alıyor? Destek, hatta sempati neden yok?

Demirel, yüzde 50'li desteklerden geldi buralara... Nasıl aşındı bu toplum desteği?

Meclis'e yansıyan tepki, aslında Demirel'e yönelik bu toplumsal ret duygusudur. Gürüz'ü yeniden seçerseniz, onunla bütünleşen acıların bedelini ödemekten kurtulamazsınız. Sonra tüm 28 Şubat sürecinin yükü... Her şey yazılıyor toplum hafızasına ve bir gün, mutlaka gelecek olan o gün, bedel ödeniyor. Toplum, bunun için en meşru vasıtaları kullanıyor.

Hep seslendim durdum: Ankara, bu başörtüsü acısını önemsemeli... Üniversite kampüsünün içinden geçen halk otobüsünü durdurup, içindeki başörtülü kadının başını açtırmanın bir bedeli olacağını herkes bilmeli... Sistemdeki başörtüsü alerjisinin böyle en uç alanlara kadar ulaşmasının oluşturacağı sancı hesaba katılmalı. Halkın suskunluğu, siyasi iradeden ümidi kesmenin göstergesi haline gelebilir. Bu, halkla yönetenler arasında derin uçurumlar oluşturur. Bu, belki açık tepkiden daha risklidir.

Şunu biliyorum: Anadolu'da pek çok evde, yaralı bir yürek duruyor.

Demirel'in düşüşü o yürekte bir sevinç pırıltısı oluşturuyorsa, bunu okumalı Ankara diyorum.


7 Nisan 2000


Kağıda basmak için tıklayın.

Ahmet Taşgetiren

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...