YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Dizi...

  Arşivden Arama

 

 

Korkuya uyanmak

 
Türkiye'yi korkularla yöneterek bugünlere getirenler ilk demokrasi sınavında başarısız oldular. İyi ki öyle oldular.

 

Bütün dayatmalara, şantaj ve rüşvet girişimlerine yüz vermeyerek, anayasa değişikliklerini geri püskürttü Meclis. Buna sevinmeliyiz. Ancak, tam 303 milletvekilinin, Süleyman Demirel'in beş yıl daha cumhurbaşkanlığı makamını işgal etmesine yol açacağını bile bile anayasa değişikliği lehinde oy kullanmalarına ne diyeceğiz? Hükümeti oluşturan üç partinin, aynı amaçla, anayasayı delmeyi ve ülkeyi bir krize sürüklemeyi göze almaları da hayrete şayan değil mi? Girişim evet başarısız oldu, ancak hiç unutmamamız gereken bir gerçek var: Girişim pekâlâ başarılı da olabilirdi.

Anayasadaki "Cumhurbaşkanı devletin başıdır. Bu sıfatla Türkiye Cumhuriyeti'ni ve Türk milletinin birliğini temsil eder; anayasanın uygulanmasını, devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetir" (m. 104) cümlesinden habersiz olunsa bile, cumhurbaşkanlığı makamının önemini herkes idrak edebilecek durumda. Bizde başkanlık sistemi yok, sonuçta parlamento içinden seçilen ve yetkileri sınırlı bir kişi cumhurbaşkanı, ancak konumu itibariyle ülkeye ufuk çizebilecek kişi yine de o.

Böyle bir konum için, yeni bir yüzyılın ilk yılında yapılan seçimde, akla ilk gelen ismin Süleyman Demirel olması elbette şaşırtıcı. Şaşırtıcı olan, Demirel'in kendisinin veya 'aile fotoğrafı' içerisine giren tiplerin, onunla çıkar birlikteliği bulunanların, makamda devamından meslekî açıdan yararlananların onun bir beş yıl daha aynı görevde kalması için çaba göstermeleri değil elbette... Ancak, aklı başında olduğunu varsaymamız gereken, cumhurbaşkanlığına önem veren, o makamda farklı birinin oturmasının daha doğru olduğunu bilen insanların Meclis'in püskürttüğü projeye destek vermelerine şaşmamak elde değil.

Demirel son 40 yıla damgasını vurmuş bir siyasetçi. Bizim ömrümüzün de neredeyse tamamını teşkil eden o uzun yıllar, Türkiye tarihi açısından ne anlam taşıyor acaba? Elimizde olsa da son 40 yıldan Demirel ismini olumlu-olumsuz bütün icraatlarıyla silebilsek, geriye nasıl bir Türkiye kalırdı? Bu soruya, Türkiye'yi başka ülkelerle kıyaslıyarak, hiç tereddüt etmeden, "Daha müreffeh, kalkınmış ve huzur içinde bir Türkiye" cevabını vermek o kadar zor değil. Otomatik pilotla daha iyi idare edilirdi Türkiye. Demirel ve onun son zamanlardaki en büyük destekçisi Bülent Ecevit, bazen didişerek bazen de -şimdiki gibi- birbirine destek çıkarak, tarihimizin en önemli 40 yılının sayfalarını, olumsuzluklarla doldurdular. Keşke, elde onların varlığını tarihten silebilecek bir imkân olsa...

Ekonomik, sosyal, hukukî ve iç barışla ilgili gerçeklerin de doğrulayacağı bu yalın gerçek ortada dururken, aklı başında olması gereken insanlar ve Demirel'in varlığından zarar gördüğü bilinen çevrelerin, şu son bir ay içerisinde, onun görev süresini uzatmak üzere işbirliği ettiklerini gördük. Aralarında 28 Şubat mağdurlarının temsilcisi bilinen bazı FP'lilerin de yer aldığı 303 milletvekili de, "Demirel'in görev süresi uzatılsın" anlamına gelen biçimde oy kullanabildi. Biz, "Elde olsa da izlerini silebilsek" derken, o 303 milletvekili, "Demirel bir beş yıl daha ülkenin başında kalsın" tavrını alabildi.

Meclis'in girişimi püskürtmesi çok önemli bir gelişme elbette; ancak, bir miktar milletvekili daha karşı saflara katılsaydı, ya da FP eskisi gibi daha kolay etkilenebilir bir parti görünümünde bulunsaydı, bugün, her dört vatandaştan üçünün "Hayır" dediği bir sonuç ortaya çıkabilecekti. Sadece 'istişârî' bir organ olan ve o el atıncaya kadar aldığı kararlara kimsenin dikkat etmediği Milli Güvenlik Kurulu'nu (MGK), 'derin' bir plan sonucu sistemin özü haline getirerek 28 Şubat'ı ülkeye armağan eden Demirel, kimbilir hangi niyetleri hayata geçirmek üzere kullanacağı bir beş yıl daha kazanacaktı cumhurbaşkanlığı makamında...

Türkiye'yi korkularla yöneterek bugünlere getirenler ilk demokrasi sınavında başarısız oldular. İyi ki öyle oldular. Tek umudum, yüce divanlık bir suç olan 'anayasa ihlâli' dahil bir dizi olağandışılığı göze alabilen politikacıların, meydanın eskisi gibi boş olmadığını anlayarak, kendilerini hizaya sokmalarıdır. Ancak, şu son bir ay içerisinde yaşadıklarımız, bizi, proje sahiplerinin cür'etinden korkmaya sevk ediyor...

Görüyorsunuz, korkuları üstümüzden atmamız gereken günde bile, korkular egemen oluyor... Anayasanın öngördüğü türden, milletin sahip çıkacağı bir cumhurbaşkanına kavuşana kadar da korkumuz geçmeyecek...


7 Nisan 2000


Kağıda basmak için tıklayın.

Fehmi Koru

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...