| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Kral öldü yaşasın kral!
Hiç de öyle iddia edildiği gibi olmadı. Süleyman Demirel'in önü kesildiği için, ne hükûmet krizi çıktı, ne de ekonominin altı üstüne geldi. Türkiye umutla yarınlara bakıyor. Demirel'in Çankaya'dan ayrılışı, böyle olmamalıydı. "Her şey benim dışımda gerçekleşti" dese bile, kamuoyunda farklı bir izlenim var. Çağdaş Demirel ve zinde güçler
Bugün Cumhurbaşkanı'nın çevresinde bulunanların pek çoğu, onun başbakanlık yıllarını eleştirirken, Çankaya döneminin çok parlak geçtiğini ileri sürüyor. Söz konusu tahliller, Demirel'in etrafını, eski dostlar yerine eski solcular ve darbecilerin sardığının bir delili. 28 Şubat 1997'den sonra Demirel, kendi kendini inkâr etti: 10'uncu Yıl Marşı'yla militarizmin parçası haline geldi; 9'uncu Senfoni'yle çağdaşlığa(!) yelken açtı. Yıllarca dayandığı tabanı, savunduğu fikirleri terk ederek, sivil-asker bürokrasinin, kartel medyasının, 28 Şubat kararlarının temsilcisi oldu. YÖK Başkanlığı'na, Kemal Gürüz'ü yeniden ataması, benimsediği yeni şartların bir icabıydı. Kemal Gürüz'e, halk da, Parlamento çoğunluğu da karşıydı. Ama Gürüz, zinde güçlerin(!) gözünde laikliğin teminatı idi. Bu yüzden Demirel, yeni bir dönem için ona vize verdi. Demirel, Kanal D, ATV, Show, Star gibi televizyon kanallarına seve seve çıktı ama, Samanyolu ve Kanal 7'nin davetlerini kabul etmedi. Çünkü yeni çevresi bu kurumların frekanslarını iptal etme hayalini kuruyordu. Görünürdeki sebeb, irtica idi. İrtica, peşkeş projelerini örten sahte bir gerekçe oldu. Kısacası Demirel, Çankaya'da, özellikle 28 Şubat sürecinde kendisini baştan yarattı. Bu baştan yaratılmış haliyle, halktaki desteğini kaybetti. Gazetelerin balon manşetleri ve bindirilmiş kıtaların yorumları, gerçeği gizlemeğe yetmedi. Önceleri kamuoyu araştırmaları % 60'ları geçerken, oylama günü yaklaştıkça, oranlar başaşağı düştü. Demirel'in kaderi
Hiç değilse belirli bir zaman dilimi için söyleyebilirim. "Beraber yürüdük biz bu yollarda / Beraber ıslandık yağan yağmurda..."
Haşlama ziyafetleri 5 Nisan oylaması ne getirdi? Ne götürecek? Kim cumhurbaşkanı olacak? Demirel'in yeri doldurulabilecek mi? Önce oylamadan bazı tesbitler sunmak isterim: Anaplılar, Demirel'in seçilmesi için pek gönüllü değildi. Hatta, bir ve ikinci maddelere 349 ve 345 oy çıkınca telâşa kapıldılar. Fazilet Partisi'nin etrafında pervane oldular. Anap'ta, bilhassa müstakbel lider adayları, önlerinin açılabilmesi için Mesut Yılmaz'ı Çankaya'ya göndermek arzusunu taşıyorlardı. En büyük telâş emaresi onlarda görüldü. DSP, Hüsamettin Özkan'ın sıkı denetimindeydi. Meselâ, Ekonomiden sorumlu Bakan Recep Önal, kabine girip gizli oy kullanınca, Hüsamettin Özkan tarafından el işareti ile çağrıldı ve bir güzel fırça yedi. DSP, demokrasiden nasibini almamış bir parti. Ecevit tek egemen güç. DSP lideri, bu hâkimiyetini koalisyonun diğer ortaklarına da teşmil etmek niyetinde. Arada sırada "haşlama ziyafetleri" çekmesi bu istibdat eğiliminden kaynaklanıyor. Sorular
"Peki Cumhurbaşkanı kim olacak?" diye soranlara da rastlıyoruz.
Yeni kral
Demirel'in önü kesildi diye borsaya hiçbir şey olmadı.
nilicak@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|