| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Demirel'e iyi davranmalıyız
Ben, Demirel'in ismini 1965 seçimlerinden hatırlıyorum. O zamanlar çok küçüğüm. Hekimoğlu Ali Paşa İlkokulu'nun birinci sınıfına ya başladım, ya başlamak üzereyim. Evde, annemle babam Osman Bölükbaşı'dan bahsediyorlar. Annem, Osman Bölükbaşı'nın konuşmalarını beğendiğini söylüyor. Babam da, "Biz reyleri herhalde Osman Bölükbaşı'ya veririz" diyor. Ama zannediyorum Mustafa Sak Hoca, "Bu seçimde Adalet Partisi'ne rey vermek daha doğru olur. Milliyetçiler, mukaddesatçılar bu partide toplanacak. Eğer Demirel seçimi kaybederse Halk Partisi kazanır" diyerek babamın aklını çeliyor. Ve annemle babam, 1965 seçimlerinde, reylerini Adalet Partisi'ne, yani Demirel'e veriyor. O seçimlerde, Demirel Başbakan oluyor. İsmet Paşa, ana muhalefette kalıyor. Demirel, o günden beri 20 küsur yıl ya Başbakan, ya da Cumhurbaşkanı olarak Türkiye'yi yönetti. Kendisine yöneltilen eleştiriler karşısında "Bir mesele ya vardır, ya yoktur. Varsa vardır, yoksa yoktur" dediği belki unutulmuştur. Ama, "Yürümekle yollar aşınmaz" sözü, kolay kolay unutulmaz. "Bana milliyetçiler adam öldürdü dedirtemezsiniz" sözü, solcular ikidebir yazmasalardı bugünlere ulaşmazdı. Ama, "Benzin vardı da biz mi içtik?" sözü, halk arasında kendiliğinden yaşadı. Hiçbir liderin şapkası, onun şapkası kadar meşhur olmadı. Ama o şapka, asker şapkasıyla hiçbir zaman karşı karşıya gelmedi. Çünkü Demirel, asker şapkası gündeme geldiğinde, her zaman, 'şapkasını alıp gitti.' Turgut Özal'ın Cumhurbaşkanlığı'na "alışamadık" diyenlerin başında geliyordu. Turgut Özal'ın Cumhurbaşkanlığı'nı meşru saymamaya kadar götürmüştü muhalefetini. Turgut Özal ölünce, Turgut Özal'ın ayak izlerine basa basa Köşk'e çıktı. Turgut Özal'ı taklit etmek için şortla asker selamlamayı bile denedi. Ama ne giydiği şort yakıştı ona, ne tişört, ne kep. Zaten bir kere deneyebildi. Ondan sonra hep kravatlı, önü ilikliydi, üniformanın karşısında. Turgut Özal'ın şortunu, tişörtünü bir kerecik de olsa taklit etti. Ama kafasını asla taklit edemedi. Turgut Özal hayattayken yalancıktan da olsa, Adriyatik'i, Çin Seddi'ni hayal edebilen, konuşabilen Türkiye, Demirel'in yönetiminde kapısının önünü bile düşünemeyecek hale geldi. Koskoca ülke, dünya işlerinden elini eteğini çekti. Kendi vatandaşıyla uğraşmaya başladı. Turgut Özal'ın devrinde Osmanlı, ulaşılabilir bir yerdeydi. Bilgisayarcı tabiriyle 'belleği silinen' toplum, bazı şeyleri hatırlamaya başlamıştı. Osmanlı, insan aklının menziline girmişti. Demirel'in devrinde Osmanlı, 700 yıl uzağa itildi. Rahmetli Üstad'ın "Kömürden elmasa" diyerek bir 'ümit' izafe ettiği 'siyasi hüviyet', ne yazık ki tersine bir yol izlemeyi tercih etti. Süleyman Demirel... Ya da çocukluğundaki adıyla Süleyman Sami Domaksızoğlu, birkaç hafta sonra Çankaya Köşkü'nden ayrılacak. Eğer o güne kadar fikir değiştirmezse, Güniz Sokak'taki evinde ikamet etmeye başlayacak. Lütfen, ona saygıda kusur etmeyelim. Eğer ceketimiz varsa, yolda gördüğümüzde ceketimizin önünü ilikleyelim. Eğer resim çizerse, resimlerini beğenelim. "Bu ne biçim at, bu ne biçim tavuk, bu ne biçim ev, bu ne biçim kuş" diye eleştirmeyelim. Onu üzmeyelim.
yzcomert@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|