| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Adnan Hoca-Yargısız infaz
Cumartesi akşamı Adalet Bakanı Prof. Dr. Hikmet Sami Türk, İstanbul'daki gazete yazarları ile bir yemekli sohbet toplantısı yaptı. Bu toplantıda Sayın Bakan'a yargı-medya ilişkileri çerçevesinde "yargısız infaz"ı sordum. Adnan Hoca örneğini verdim ve "Bir insanın yargıdan önce polis vs'den alınan bilgilerle böylesine mahkum edilmesi sizi de rahatsız ediyor mu?" dedim. Bakan rahatsızlığını şu ifadelerle dile getirdi: "Yargısız infazın doğru olduğu kanaatinde değilim. Basın yargısız infazlardan kaçınmalı, yargıyı etkilememeli. Bazen öyle yayınlar yapılıyor ki aksi karar vermek insanî açıdan mümkün olamamaktadır." Sohbet ortamında, Adnan Hoca kampanyasını yürüten kimi gazetelerin yazarları ise "zaman zaman polisin ve belki daha üst makamların, tahrif edilmiş bilgilerle yargısız infaz noktasında medyayı ve kamuoyunu yönlendirdiklerini" söylediler. Gazete ile onlara haberleri sızdıranlar arasında bir uzlaşma noktası bulunduğunda şüphe yok ve bu hastalıklı işbirliği, insanların haysiyetlerini ayaklar altına alıcı, yargı başlamadan işini bitirici ve yargıya sadece mevcut kamuoyu baskısını onaylayıcı bir alan bırakmaktadır. Adnan Hoca'yı ve onun çevresindeki insanları nasıl bilirsiniz? Günlerdir tirajları milyonları bulan Doğan-Bilgin grubu gazetelere ve yine onlara bağlı televizyon kanallarına bakarsanız bir "yılan"dır o... Etrafındakiler ise, "yılan"ın tuzağına düşmüş, her türlü cinsel sapkınlığı dini kisvelere bürüyerek yapabilen ve meşrulaştıran bir aldatanlar-aldananlar topluluğudur. Bu kampanya günlerdir sürdürülüyor. Kampanya çerçevesinde kimisi evli kadınların, erkeklerin iffetleri ayaklar altına alınıyor. İsmi dava çerçevesinde geçmese bile, Adnan Hoca ile bir biçimde irtibatı bulunan herkes "Acaba bu da mı?" kuşkularına hedef insanlar haline getiriliyor... DMG (Doğan Medya Grubu)'nin bir süre önce kamuoyuna ilan ettiği 27 altın kuraldan birisi şuydu: "Suçlu olduğu yargı kararı ile belirlenmedikçe hiç kimse suçlu ilan edilemez" Bu, aslında en basit gazetecilik kuralı. Ama bakın bakalım Adnan Hoca için de bu kural işliyor mu? Bu tür kampanyaların ne kadar art niyetli olduğunu binbir tecrübeyle bilen kesimler bile Adnan Hoca konusunda tereddütlere düşmüş durumdalar... Bana gelen bir Adnan Hoca yakınına kampanya çerçevesinde öne sürülen o açık-saçık konuları bile sordum, düşünebiliyor musunuz? Demek ki kampanya etkisini göstermiş. Cevap verdi: -Ben, dedi evliyim... Senelerdir bu çevrenin içindeyim. Siz hiç düşünebiliyor musunuz bu iğrenç olayları bir evli hanımın onaylayıp içine sindirebileceğini? Evet bizim ilgilendiğimiz alan farklı bir alan. O alanda farklı ahlaki ölçülerde insanlar var. Ama biz ulaşabildiğimiz insanların içinde bulunduğu durumları onaylıyor değiliz ki... Bizim ulaşabildiğimiz hanımların hayatlarına bakınız. Onlar bir süre sonra eski hayatlarını bırakıp, İslami bir kimliğe bürünüyorlar. Kimseyi zorluyor da değiliz. Sadece farklı bir hayat da bulunduğunu anlatıyoruz belki. Böyle bir çabanın içindeki insanlar, nasıl kendi kimlikleriyle çatışan bir çirkinlikler ortamı oluşturur? Peki neden? Neden bu çamur kampanyası? -Hizmetlerimiz var, diyor. Darwinizm'e karşı en büyük ve ilmi kampanyayı yürüttük. Milyonlarca insana ulaştık. Kur'an eksenli yayınlar yaptık. Onlar şimşekleri çekmiş olabilir. Ben "Belki de masonluk ve siyonizm üzerine yayınlarınız sizi hedef yapmıştır", diyorum... Sonra Mavi Akım, Mesut Yılmaz, Celal Adan, Mehmet Ağar ve siyaset ilişkileri gündeme geliyor. -Atatürk vs bile dediniz, epey kafa karıştırdınız. -Belki de, diyor. Hatırlıyorum, Adnan Hoca'nın şimşekleri ilk üzerine çekmesi, ilgilendiği gençlerin aileleri ile ilişkileri sebebiyle olmuştu. Bu gençler, yeni İslami kimlikleriyle zengin ve biraz da serbest ölçüler içinde yaşayan aileleri içinde problem olmuşlardı. İçki içmiyor, ailelerinin serbest ilişkilerine müdahale ediyor ve bu halleriyle aile ortamında farklı bir rüzgar estiriyorlardı. Bu sancılı durumun medyaya yansıması gecikmedi ve Adnan Hoca, "zengin çocuklarını çalan adam" olarak boy hedefi oldu. Geçen zaman içinde, bu kaygan zeminde belki gerçekten İslami ölçüler ve kadın-erkek ilişkileri açısından, kontrol edilemeyen alanlarda yanlışlıklar da yapılmıştır. Çünkü "tebliğ amacıyla" bile olsa bulundukları o ortamın nasıl bir çerçeve arzettiğini, gerek paparazzi programlarından gerekse söz konusu gazetelerin Pazar eklerinden biliyoruz. Bunların o ortamda yadırganmadığını da biliyoruz. Yadırgama, İslami ölçülere hassasiyeti olanlar içindir. Şu an yürütülen kampanya da onların zihnini bulandırmak ve Adnan Hoca'yı tecrid etmek içindir. Denmek isteniyor ki: "Bakın birileri hocalık kisvesi altında neler yapıyor." Yani bize ait ve kendilerinin hiç saygı göstermediği ölçülerle bizi etkilemek istiyorlar. Bunu yaparken, gerçekten ne mesleğe, ne de sade insana ilişkin hiçbir ahlaki ölçü gözetmiyorlar. Sadece Gülay Pınarbaşı isminin gündeme getiriliş tarzı bile bu kampanyanın hangi ölçüsüzlükler içinde seyrettiğini göstermesi bakımından yeterlidir. Pınarbaşı eski bir mankendir ve Adnan Hoca çevresi ile tanıştıktan sonra değişmiştir. Eski hayatını silmiş ve medyadan, kendisinden söz edilirken eski fotoğraflarının kullanılmamasını istemiştir. Ama bu talep, hiçbir zaman medyanın ahlak ölçülerini etkileyememiştir. Hala Pınarbaşı ismi geçtiğinde, mankenlik günlerinden fotoğraflar yansır medyaya... Apo'yu bile affeder medyamız, eski fotoğraflarını unutur, ama İslami hüviyette olan birisini asla... Sayın Adalet Bakanı, "Bazen öyle yayınlar yapılıyor ki aksi karar vermek insani açıdan mümkün olamamaktadır" diyor. Şimdi siz, Adnan Hoca hakkında yapılan bunca olumsuz yayından sonra yargı mensuplarının insan olarak etkilenmemelerinin mümkün olduğunu düşünür müsünüz? Bunu sordum Adnan Hoca'nın yakınındaki gence: -Allah büyüktür, dedi. Bu hileleri Allah bozacaktır. Zaten hileler baştan bozuk kurulmuştur, dedi.
atasgetiren@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|