| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Hukuk kayıp
Gerçekten anlamak mümkün değil: Türkiye'de hukuk sistemi değişti mi, yoksa 'hazırlık soruşturması' eskisi gibi gizliliğini koruyor mu? Bu soruyu sormamın sebebi, neredeyse bir haftadır, gazete sayfaları ile televizyon ekranlarının akıl almaz cinsel fantezi hikâyeleriyle doldurulması. Bir grup insanın gözaltındayken verdikleri ifadeler, sanki gerçekmiş gibi, gazetelerde tefrika ediliyor. Televizyonlar daha da cüretkâr, daha iyi anlamamıza yarayacağını düşündükleri canlandırma ve grafiklerle süslüyorlar aktardıkları ifadeleri... Salçası fazla bir 'Binbir gece masalları' veya ilk porno ürünlerden Decameron hikâyeleri okur gibiyiz. Zaten, bazı kanallar, "Şimdi aktaracaklarımızı küçüklere izletmeyin" uyarısında da bulunuyorlar, sağ olsunlar... Hukuk devletlerinde, baskı altında alınabileceği veya çarpıtılabileceği öngörüldüğünden, hazırlık soruşturması gizli tutulur; sanıkların verdikleri ifadeler mahkemeye sevk edilene kadar kamuoyu ile paylaşılmaz. Bizde de, yargılama usulü 'hazırlık soruşturması' safhasında 'gizlilik' kaydı getirmiştir. Bunun isabeti şuradan da belli: Gözetim altına alınanların çok büyük bir bölümü, mahkeme safhasında, polis tarafından alınan ifadelerini çeşitli gerekçelerle reddediyorlar. Poliste alınan ifadeleri kamuoyuna yansıtılan Adnan Hoca ve arkadaşlarının başına gelenler, yargı usulündeki 'gizlilik' kuralının ne kadar isabetli olduğunu bir kez daha gösteriyor. Haklarında yayın yapılan gençler, seslerini başka türlü duyuramayınca, ulaşabildikleri herkesle, "İfadelerimiz baskı altında alındı" bilgisini paylaşıyorlar. Çarpık ilişkilerin ağızlarından aktarıldığı kişiler bile, mikrofon uzatıldığında, ifadelerin doğru olmadığını söylüyorlar... Konuyu büyüten medya organlarının sergilediği tam bir çifte standart aslında. Bir çok kanal, kınadıkları tarzda ilişkileri başka programlarında özendiriyorlar. Hemen her kanaldaki magazin programları, kimin elinin kimin cebinde olduğunun bilinmediği bir yasak ilişkiler dünyasının perdesini, ağız sulandıracak biçimde, hafifçe aralıyor. Nikâhsız birliktelikler, lolitalar, eş aldatmalar, çapraz ilişkiler, medyanın müsamahası sayesinde epeydir 'tabu' olmaktan çıktı. Ancak, Adnan Hoca grubunu yok etme amaçlı bu kampanya sayesinde, 'tabusuz' medyamız, muhafazakârlığı yeniden keşfetti. Başka programlarda (veya sayfalarda) özendirdiği ilişkileri, haber sayfalarında kınıyor artık... Gazetelere yansıyan türden ilişkilerin tasvip edilmesi elbette imkânsız; din ile uzaktan irtibatlı bir grubun şu sıralar gözlere sokulan cinsten bir serbestî içerisinde bulunması düşünülemez. Ya da şöyle söyleyelim: O tür ilişkileri sürdüren bir grubun din ile ilişkisi olamaz. Esasen, çapraşık cinsel fantezileri hayata geçirmek için din perdesine ne gerek var? Bugünün Türkiye'sinde, gazetelere yansıyan aykırı hayatları yaşamanın çok daha kestirme ve tehlikesiz yolları olduğu biliniyor. Biz de, olan biteni, yine sağ olsunlar, medya sayesinde öğreniyoruz. Zengin ailelerin çocukları, mankenler, artistler, daha rahat buluşabilecekleri düzinelerle yer bulunurken, buna neden dinî sohbet kılıfı uydurmaya kalksınlar ki? Serbestlik taraflısı medya, Adnan Hoca grubu söz konusu olduğunda, olağanüstü ahlâkçı kesiliyor... Eğer aktardıkları ifadeler doğruysa bundan en az rahatsızlık duyacak kişiler o haberleri sayfalarına yerleştiren bizim meslektaşlar değil mi? Yoksa, sonunda gele gele, cinselliğin doya doya serbestçe yaşanmasının iyi olmadığı noktasına mı vardılar? Öyleyse, haber sayfalarında kınadıkları türden ilişkileri neden magazin sayfalarında onaylıyorlar? Haberlerde grafik olarak anlattıkları ilişkilerin dik âlâsını sergileyen yerli dizilerle reyting peşinde koşmalarını nasıl anlayabileceğiz peki? Hazırlık soruşturmasında alınan ifadelerin yanıltıcı olduğunu defalarca yaşayarak öğrendik. İffetleri iki paralık etmekten çekinmediklerini önceki olaylardan bilmesek, ya da bu kadar azgınca saldırmak yerine hukukun sınırları içerisinde ölçülü eleştiriyi tercih etseler, istedikleri sonucu daha kolay alacaklar. Onlar inanılmaz ayrıntılara girdikçe, hiçbir sınır tanımayan yıpratıcılığı sürdürdükçe, inanacağımız varsa, durup "Acaba?" demekten kendimizi alamıyoruz... Benim şahsen merak ettiğim bir başka ayrıntı daha var: İfadeleri alıp gazetelere servis yapan görevliler, grup üyelerini gecenin bir vaktinde apansız yakalamayı başardılar; o günden beri lâfı edilen 'şantaj kasetlerini' de ellerine geçirmiş olmaları gerekmez mi? Nerede o kasetler? Bu ayrıntı önemli; çünkü kaset yoksa şantaj da yok, şantaj yoksa yazılan senaryoların hepsi hikâye demektir...
fkoru@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|