| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Aman durmayın.. Kamuda, harcanacak 1,5 katrilyon var!.
Ceplerini ve şirketlerini, devlet parası ile fonlamaya alışkın olanlara müjde.. "Yeni Şafak"ta yayınlanan Ercan Yavuz'un haberine göre, "Acil Kriz Yönetim Fonu"nda 1,5 katrilyon liralık kaynak varmış.. Bizler, Başbakanlık'ta, 17 Ağustos deprem felaketi sonrasında oluşturulan "Kriz Merkezi"ne, bir koordinasyon organı olarak bakıyorduk.. Meğer bu "Merkez" de, neticede kamu parasının (1,5 katrilyon lira), şu ya da bu şekilde harcanıldığı, bir politik-bürokratik makama dönüşmüş.. Bu kriz fonunun başına getirilecek isim konusunda da, koalisyonun ortakları arasında gerginlikler yaşanıyormuş.. Özellikle MHP'liler ve DSP'liler bu konuda tartışmaktaymış.. Acaba, bu 1,5 katrilyonluk fonun harcanılarak, üleştirilmesi konusunda, ANAP'lılar ne diyorlar? Herhalde ANAP'lılar, "bize şu anda enerji işleri yeter" diyerek, mavi mavi yollarını buluyorlardır.. "Aristokrasi"nin yerine "bürokrasi" geçerken ve modern devlet örgütlenmesine gidilirken, kuramcılar bu yeni modele bakarak, neler hayal etmişlerdi.. Örneğin Alman sosyolog Max Weber'e (1864-1920) göre, rasyonel (atılcı) bir bürokratik örgütlenme, modern dünyanın rasyonalleşmesi konusunda en temel bir öğe olacaktı. Weber, "bürokrasi"yi şu ilkelerin varlığına dayalı olarak, diğer olgulardan ayırmıştı: 1- Yasal kurallara bağlı olmak
Tabiî bu, "bürokrasi" de ideal modelden hemen uzaklaştı. Aristokrasinin yerine geçen bürokrasi de, sonunda adeta bir "sınıf" oluşturdu.. Örneğin demokrasi ile bürokrasinin çelişkisini vurgulayan sosyologlar, "Modern devlet, sonunda azınlıkların çoğunluğa hükmettiği, bürokratik devlete dönüşmüştür" falan da dediler.. Marksist düşünürler ise, "sınıfsız toplum yaratmayı amaçlayan Sovyet rejimleri, neticede, komünist bürokrasisinin, yeni bir sınıf olarak ortaya çıkmasına sebep olmuştur" diye öz-eleştiriler yaptılar.. (Örneğin Milovan Cilas) Hatta bazıları çöken ve dağılan Sovyet rejimi için, "bürokratik kollektivizm" tanımlamasını bile yaptı.. Bütün bunlar, sonuçta teorik tartışmalar.. İşin biz Türkler'i ilgilendiren yanına gelince.. Galiba biz hem herşeyimizi bürokrasiye teslim ettik, hem de onlara hiç güvenmedik.. Rahmetli Özal, bu gerçeği irdelerken, "Türkiye'de müfettiş imtihanları, memur imtihanlarından daha zordur" derdi.. İdari sistemimizi Fransa'dan alışımızı eleştiren bir işadamının da, "Namık Kemal'le Şinasi, Fransızca öğrenecek yerde İngilizce öğrenselerdi, Türk toplumunun idaresi de, siyaseti de farklı olurdu" şeklinde açıklamıştı düşüncelerini.. Şimdi gelelim, şu yazının başında değindiğimiz yeni bürokratik makam üzerindeki siyasi kavgaya.. 1,5 katrilyon liralık "Acil Kriz Yönetim Fonu"nun başına hangi partiye daha yakın bir ismin getirileceği konulu çekişme, herhalde, depremzedelere en hızlı ve etkin katkının nasıl yapılacağı üzerinde değildir.. Herhalde çekişme konusu, kamu fonları harcanılarak yapılacak etkinlikleri, "Kimler yapacak?" sorusuna cevap aranırken çıkmıştır.. Sayın okurlar, bu satırların yazarını ön-yargılı olmakla ve durumu derinine incelemeden, konu üzerinde spekülasyon yapmakla suçlayabilir.. Bu da doğru olabilir.. Ama yine de hepimiz, biraz şüpheci olmalıyız.. Koalisyonlar kurulurken, kamu bankalarının paylaşımının, ihaleci (veya yatırımcı) bakanlıkların nasıl eşit bir dağılıma konu olduğunun ve siyasetin finansman yollarının pek şeffaf olmadığının hatırlanması halinde, bürokratik makamların neden böyle kavga yarattığı anlaşılabilir.. Neticede müfettişlere güvenmekten başka çaremiz yoktur. Dileriz, hiç olmazsa müfettişlikler, siyasi paylaşıma konu edilmez..
ŞAKA
Zaman tüneli..
Amerikalı diplomat Holbrooke, yine darbe yapmayı tasarlayan Endonezyalı generalleri uyarmış.. - Artık 21'inci yüzyıldayız.. Askeri darbe düşünecek çağ geçti.. Böyle birşey olursa, ülkenizi dünyadan kopartırsınız, demiş.. Endonezyalı generaller, herhalde bu uyarıya gülmüştür.. - Endonezya'nın kendine özgü şartları var.. Herkesin takvimi 21'inci yüzyılı göstermez, demişlerdir herhalde..
KAYIP YILLAR
Biraz geç kaldılar ama..
Ne Ecevit, 1980 öncesinin Ecevit'i, ne de Demirel, 28 Şubat'ın Demirel'i.. Ecevit eskiden, serbest pazar ekonomisi için "Latin Amerika modeli" der ve sürekli İMF'ye kızardı.. Bugün ki Ecevit bambaşka bir insan.. 28 Şubat'ın Demirel'i de, şimdi demokrat, Avrupa'cı, sivilci bir politik söylemin sahibi.. Mesut Yılmaz da, "liberal demokrat" olmadı mı sonunda?. Rahmetli ses sanatçısı Necmi Rıza Ahıskan, konsere başladığı zaman çok heyecanlanırmış.. İlk şarkıyı tutuk söyler, ikinci şarkıda biraz açılırmış.. Necmi Rıza, ancak konser biterken tam havaya girer ve son şarkıda, sanatının bütün gücünü sergilermiş.. Bu durumu rahmetli tiyatro sanatçısı Vasfi Rıza Zobu'ya anlatıp, akıl sormuş.. - Vasfi ağbey.. konserin başında tutuk oluyorum konser biterken açılıyorum.. Bana bu durumdan kurtulmam için, ne tavsiye edersin? Vasfi Rıza gülmüş, - Necmi'ciğim, sen de konsere sondan başla, demiş.. Siyasi hayatlarının baharında birbirleri ile kavga eden, ülkeyi askeri darbelere sürükleyen ve hayatlarının yaz mevsiminde 28 Şubat'ın atanmışlığını taşıyan bu kadro, siyasi hayatlarının sonbaharında açıldılar.. Keşke, işe sondan başlasalardı..
mehmetbarlas@attglobal.net
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|