YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan

  Arşivden Arama

  I Explorer Kullanıcıları, TIKLAYIN.

 

Demokraside indirim günleri

 
Sermaye çevrelerinden gelen teklifler giderek sermayenin devlet erki karşısındaki etkinliğini artırmaya dönük bir "kurgu"ya sahip oluyor.

 

TÜSİAD'ın hazırlatıp kamuoyuna takdim ettiği "demokrasinin standartlarının yükseltilmesi"ni talep eden rapor, söylediklerinden çok "kurgusuyla" dikkat çekici. Bu kurgu, demokratikleşmenin önüne yeni ama bu sefer daha zararlı bir gerilim eksenini de çıkarıyor.

Raporun kurgusu, asker-sivil ilişkilerine dair birtakım talepleri dillendirirken, el altından siyaset-toplum ilişkisi üzerindeki baskıları ve giderek devlet-siyaset ilişkisindeki çarpıklığın derin sebeplerini görmezden geliyor.

Raporun dinî hayata ilişkin satırları çok ciddi bir biçimde eksik. Din eğitimine dair dillendirdikleri ise 28 Şubat'ın başlattığını katmerleştirerek devam ettirme çizgisine oynuyor.

Asker-sivil ilişkileri ve askerin siyasetteki ağırlığına dair tekliflerde siyasal alanın genişlemesini ve demokratik etkinliğin artmasını talep eden cümleler, siyaset-toplum ilişkisine sıra gelince toplumun isteklerini kesip atıyor bir kenara.

Din eğitimine sadece din adamı yetiştirme misyonu veren ve bunu da demokrasinin standartlarının yükseltilmesi adına yapan rapor, bu konuda ne toplumsal talepleri dikkate almış oluyor, ne de bu mesele karşısında devletin bakışını aşan bir siyasal bakış üretebilmiş oluyor.

Tam da bu nokta, uzun zamandır belirmeye başlayan yeni bir gerilim hattının kalınlaştığını gösteriyor. Demokratikleşme konusunda siyasal erk ve devlet erki arasındaki gerilim, siyasal erk aleyhine sona ererken, yerine sermaye ve devlet erki arasında yeni ama iki ucunda da demokrasi olmayan bir gerilim hattı ikame ediliyor.

Sermaye çevrelerinden gelen teklifler giderek sermayenin devlet erki karşısındaki etkinliğini artırmaya dönük bir "kurgu"ya sahip oluyor. Bu kurgunun içinde siyaset sadece devlet erkinin geriletilmesine yaradığı kadar yer tutuyor ve toplum da bu doğrultuda muhatap alınan bir kategori oluyor.

Bu son rapor ise bu kurguya yeni bir şey eklemiş. Raporun hemen her konuda devletçi bakışa karşı bir duruşu içeren demokratikleşme teklifleri, dinî hayat, dinî eğitim ve dinsel taleplerin siyasette temsili konularında devletçi bakışa göre hizalanıyor. Artık demokrasiyi "irtica"ya karşı bir yerde mevzilendirmeden hiçbir demokratikleşme teklifi dillendirilemiyor bile. Böylece demokrasi işin başında stratejik bir asayiş kavramına bürünüyor.

Siyasal tarihte elindeki silaha yaslanarak yönetme tekeli kuranlara karşı cebindeki paraya dayanarak yönetme hakkı isteyenlerin ortaya çıkması, tek başına demokrasiyi getirmemiştir hiçbir zaman. Bir tekele karşı yeni bir tekel çıkarmıştır. TÜSİAD raporu tamamen buraya oturuyor demiyorum, ama toplumsal talepler ile siyaset arasına, her ne şekilde olursa olsun, bir tek konuda bile konulacak devletçi bakış, ne kadar demokrasi talep ederse etsin, neticede başka bir gerilim hattında da olsa sadece yeni bir otoritarizm üretmiş olur.

TÜSİAD'ın raporunda da en temel zaaf burada. Şık cümlelere rağmen o cümlelerin bütününden siyasal erki "belirleyici" hale getiren birşey çıkmıyor. Çünkü siyasal erk, devlet otoritesi karşısında şeklen güçlendirilirken, siyaset ile toplum arasına barikat döşenmiş oluyor. Siyaset, sermayenin etkinleşmesinin çerçevesi haline geliyor, ama siyasal reflekslerin belirleyiciliğinin adresi olamıyor.

Kürt sorunu konusunda dikkate değer açılımları olan ve bu çerçevede sivil otorite ile askerî otorite ilişkilerine dair teklifler içeren raporun, askeri otoritenin etkinleşmesinin doruk noktalarından biri olan 28 Şubat'ın "irtica" söylemine karşı da açık bir duruşa sahip olması gerekirdi. Oysa AB sürecini arkasına alarak Kürt sorunu konusunda cesur taleplerle demokrasi isteyenlerin, demokratik bir düzen için ihmal edilemez olan dinî hayatın özgürlükleri konusunda çekingen olmaları, demokrasinin indirimli hale getirilmesidir.

Birilerinin AB sürecine toplumsuz oynanamayacağını ve AB'ye tam adaylık sürecinin devletçi modernleşme yöntemiyle mümkün olmayacağını farketmesi gerekiyor. Türk modernleşmesi, devlet üzerinden etkinleştirdiği zaaflarını yeni dönemde sermaye üzerinden dillendirerek aynı çıkmaz sokakta dolanıp durmayı bırakmalı artık.


17.OCAK.1999


Kağıda basmak için tıklayın.

Ömer Çelik

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...