| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
Bazı köktenci sorular?
Canlı televizyon yayınıyla tüm ülkeye izletilen bir Hizbullah filmi seyrettik. Hollywood çapında olmasa bile yapım olarak kimilerince heyecan verici bulunsa da gerçekte etik ve gerçeklik kurgusu açısından kaygı verici bulduğumu hemen belirtmeliyim. Avrupa Birliği'nin eşiğine gelmiş bir Türkiye'de uluorta dolaşan gazeteci ve olup biteni kaygıyla izleyen vatandaş topluluğu önünde devleti şeffaflaştırma, yaşayan tehlike haline gelen kimi odakları teşhir etme girişimiydi sanki. Ama yine de kimi sorular hala havada asılı kaldı. Özellikle tesadüfün böylesi denilecek zamanlama açısından. Herşeyden önce; Kürt İslam devleti kurmayı amaçladığı söylenen bu örgüt, böylesi rejimi temelden değiştirmek gibi bir hedefi vardıysa acaba neden bu zamana kadar devleti hedef alan bir eylem yapmamıştı. Polisin ve bu örgütü yakından takip edenlerin teyit ettiği gibi bu zamana kadar, bir iki istisna dışında devleti hedef alan eylemde bulunmamıştı. Operasyonun zamanlaması da hayli ilginç. Fazilet Partisi'ni kapatma davasının belli bir aşamaya geldiği ve meşhur savcının "irtica iç tehdit olmaktan çıkmış yaşanan bir tehlike haline gelmiştir" beyanatıyla çakışması tesadüf sayılabilir mi? Ahmet Taşgetiren, Abdurrahman Dilipak'ın Avrupa Birliği'ne aday oluşumuzun şerefine 312. Maddeden 1 yıl hapse mahkum olmalarının bir gün öncesinden gerekçe mi hazırlandı? Belki de TÜSİAD'ın din özgürlüğünü yok sayan demokratikleşme paketinde patronlarımızın ne kadar isabet ettikleri ortaya çıkarılmış oldu böylece. Operasyonun yapıldığı saatlerde İran Dışişleri Bakanı'nın Ankara'da olması, İran'a yönelik bir mesaj mıydı? Dahası sırf bu zamanlamayı ayarlamak için operasyon geciktirilmiş olabilir mi? Bu kadar çaylak örgütü nasıl olmuştu da devlet istihbaratı bu zamana kadar ele geçirememişti? MOSSAD yardımıyla örgütün ortaya çıkarılması inandırıcı olabilir miydi? Yoksa İsrail Genel Kurmay Başkan Yardımcısı bu operasyon için mi Ankara'ya gelmişti? Geçen yıl Kızıltepe'de örgütün ele geçirildiği söylenen arşivinde 20 bin kadar militanın ismi deşifre edildiği şimdilerde açıklanmaya başladı. Kredi kartıyla alışveriş yapacak kadar acemi, hatta bir gazetenin ifadesiyle "çaylak" bir örgüt bunca işi nasıl başarmış olabilirdi? Gazetecilerin bile, yetkiyi ele geçiren kimi odaklarca yalan ifadelerle terör örgütü yandaşı gösterilmek istendiği günleri hatırlamadan edemiyoruz. Yoksa, Kızıltepe'de ortaya çıkarıldığı söylenen 20 bin kişilik isim listesi, savcının yaşanan tehlikeyi bastırmada ilk imha edileceklerin listesi haline gelmesin? Hâlâ, iti ite kırdırma geleneğine sıkı sıkıya sarılan bazı çevrelerin pusuya yatmış olduğundan pek çok kimse kuşku duyuyor. Devlete düşen tüm bu rahatsız edici sorulara kamuoyunu rahatlatacak biçimde cevap vermektir.
aemre@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|