YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan

  Arşivden Arama

  I Explorer Kullanıcıları, TIKLAYIN.

 

Pizza bağlantısı

 
Böyle bir medyayla hiçbir ülke sağlıklı bir sisteme sahip olamaz; Türkiye'nin içinde bocaladığı temel sıkıntı ile medya arasında doğrudan ilişki var.

 

Televizyon ekranlarından evimize taşınan görüntüler, belli ki, bir çok insanı rahatsız etmiş... Şu sıralarda nereye gitsem, konu, bir politikacıyla bir televizyon programcısının ekran kapışmasına geliyor. Dikkatimi çeken nokta şu: Herkes pisliklerin bu kadar uluorta sergilenmesinden şaşkın; ancak şaşkınlık, "Gerçekten ilişkiler bu kadar çirkin mi?" diye sormaya kadar varmıyor. Kamuoyu yoklamalarının da dışa vurduğu gibi, medya-politikacı ilişkilerinin bozukluğu, basın gücünün başka amaçlarla kullanıldığı bir tür 'ön kabul' durumunda.

Basın mesleği ilişkilerin düzeyli yürütülmesini gerektirir. Çünkü, gazeteci de insandır, ailesi ile birlikte belli bir çevre içinde yaşar; onun da bir siyasi eğilimi vardır, o da alış-veriş eder... Bütün bunlar, onun ile 'öznesi' olan kişileri, bazen yan yana bazen de karşı karşıya getirir. Elini açsa içini dolduracak çok işadamı çıkabilir, istese iktidardan kendisini veya yakınlarını nimetlendirmesi de mümkündür gazetecinin. Kalemini (veya mikrofonunu) kullanması kadar kullanmaması da parasal bir değer ifade eden bir meslektir gazetecilik...

Son örnek, bazı gazetecilerin çizgiyi aşabildiğini, meslekten aldığı gücünü kendisinin ve yakınlarının çıkarı için kullanabildiğini ortaya koyması bakımından önemli. Ancak olayda sürpriz unsuru yok. Gücü fark edileli beri, medya, güç simsarları tarafından kullanılıyor. Pek çok meslek erbabı da, kimi gönüllü olarak kimi çeşitli biçimlerde zorlanarak, bu güç ilişkisinin tarafı haline dönüştürüldü. Bakmayın, tekil olaydan hareketle 'ahlâkçı' tavra bürünenlere; gerçekten bağımsız, sadece kendi doğruları istikametinde kalem oynatan, eğilip bükülmeyen pek az gazeteci kaldı.

Bugün en fazla ticarî televizyon bizim ülkemizde var. Sadece kabloda bulunduğu için pek çoğu izlenemeyen kanallara ünlü-ünsüz işadamları her ay milyonlarca dolar döküyor... Neden acaba? Bir işadamı neden parasını sokağa atsın ki?

Bu sorunun cevabı aslında biliniyor: Son operasyonda, el konulan bankalar arasında göze çarpan bir ortak özellik vardı: Hiçbiri medya uzantısına sahip değildi el konulan bankaların... Oysa, operasyondan önce dokuz bankanın daha onlarla aynı âkıbeti paylaşacağı söyleniyordu; onlar arasındaki ortak özellik ise hepsinin medya uzantısı bulunması... Geçen hafta üyesi olduğu dernekten ihraç edilen bir işadamının sahip olduğu televizyon kanalı işlemin yanlışlığını işleyen uzun yayınlar yaptı. Medya iş dünyasına bir tür 'kalkan' görevi yapıyor bugün...

Görevi 'kalkan' olmakla sınırlı kalsa yine iyi, aynı zamanda 'mızrak' da medya... Medya gücüne sahip sermaye grupları ülkenin en hassas alanlarına göz dikmiş durumdalar. Daha dün, gazetelerde, özelleştirilecek Petrol Ofisi (POAŞ) ihalesine katılmaya hazırlanan gruplarla ilgili ayrıntılı haberler vardı: Her sermaye grubu, herhalde ihtiyaten, bir medya grubu ile ortak takım kurmuş... Aynı durum geçmişte enerji ihalelerinde de yaşanmıştı. Yakında açılacak GSM ihalesine, medya grupları, 'takım ruhu' halinde hazırlanıyorlar...

Bir televizyoncunun bir belediye başkanıyla ekranda sergilediği, bazen sekizbin marklık pizza borcu, bazen bir dostuna lokanta ihalesi avantası biçiminde kendini gösteren, 'kişisel açgözlülük' manzarası, 'kurumsal açgözlülüğe' dönüştüğünde katrilyonluk çıkarlar söz konusu olabiliyor. GSM ihalesinde, bir kalemle, yüz milyonlarca dolarlık çıkar oynaması yapmak mümkün. POAŞ ihalesiyle Türkiye'nin en yaygın petrol dağıtım şebekesi özelleştirilecek; yüz milyonlarca dolarlık bir pastanın paylaştırılması söz konusu. Doğru veya yanlış, bugün bir çok gözlemci şu kanaatte: Devlete iş gördürmenin, ihale kazanmanın en kestirme yollarından biri medya patronlarının kuracağı takımın içinde bulunmaktan geçiyor...

Böyle bir medyayla hiçbir ülke sağlıklı bir sisteme sahip olamaz; Türkiye'nin içinde bocaladığı temel sıkıntı ile medya arasında doğrudan ilişki var. 28 Şubat'ın anti-demokratik uygulamalarını demokrasi havarisi olması gereken medya neden avuçları kızararırcasına alkışladı acaba? Dün "Apo asılsın" kampanyası yürütenler bugün aynı yüzsüzlükle "Asılmasın" cephesinde yer alıyorlarsa, bir televizyon programcısının göz çapağını fark edip patronlarının gözündeki merteği görmezden geliyorlarsa, bunun elbette bir anlamı var.

Medyadaki çürümüşlük sadece üstüne yatılan pizza borcundan ibaret kalsaydı keşke...


20 OCAK 2000


Kağıda basmak için tıklayın.

Fehmi Koru

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...