| Türkiye'nin birikimi... |
|
|
|
|
28 Şubat zihniyeti AB'ye yakışmıyor
Avrupa Birliği üyesi olan ülke idam cezası veremez. Pekâla... Peki, Avrupa Birliği üyesi olan ülke parti kapatabilir mi? Savcı'nın üslubu
Vural Savaş, evvelki gün Anayasa Mahkemesi'nde niçin Fazilet Partisi'nin kapatılması gerektiğini anlattı. Gene, üslubu çok çirkindi. Merve Kavakçı'dan bahsederken, Süleyman Demirel'in cümlesini kullandı: "O bir ajan provokatör" Acaba Kavakçı hangi örgütün ajan provokatörü? Neyi, kimi tahrik ediyor? Amacı ne? Hamas'ın mı yoksa Hizbullah'ın adamı mı? Öyleyse, nasıl ABD vatandaşlığına kabul edilmiş? ABD'li yetkililer uyumuş da, bir tek bizimkiler mi uyanık? Vural Savaş'ın ve fikirdaşı Süleyman Demirel'in Yargıtay Başkanı Sami Selçuk'tan alacakları çok ders var. Demokrasiye Doğru
"Demokrasiye Doğru" kitabında, bakın, Sami Selçuk demokratik toplumu nasıl anlatıyor: "Demokratik bir toplumda, bireylerin devlet gibi düşünmeme hakları ve özgürlükleri vardır. Birey düzeni eleştirir, kınar, kendini açıkça sergiler. İkiyüzlü değildir, çünkü onu ikiyüzlü olmaya zorlamaz demokratik mekanizma. Birey olduğu gibidir. Demokrasi kültürel tekelciliği reddeder, başkalıkları hem tanır, benimser, hem de korur, kışkırtır. Demokraside birey vardır, kul yoktur. Kul üretmez. Çünkü düşünemez. Ne düşüneceği, ne düşünmeyeceği, hatta nasıl duygulanacağı önceden belli edilmiştir onun. Bu çizgileri aşamaz. Oysa birey istediği gibi düşünür. O yüzden de üretir. Toplumun gelişme dinamiği, bu başkalıklar, bu üretkenliklerdir. Bu hakları reddeden bir demokrasi düzmece bile değildir. Çünkü demokrasi değildir." ..."Demokrasi zıtların eşitliğidir, haklar ve özgürlüklerle donanmış başkalıkların birlikteliğidir, berikilerle ötekileri yan yana birlikte yaşatan bir barış düzenidir" Bir, Yargıtay Başkanı'nın ufkuna bakın, bir de Yargıtay Başsavcısı'nın üslubuna. Böyle başa, böyle tıraş yakışmıyor doğrusu. Savaş'tan Gül'e eleştiri
Savcı Vural Savaş, Anayasa Mahkemesi'nde Abdullah Gül'den de şikayetçi oldu. Onun, eşiyle birlikte, üniversiteye gitmesini çok ağır bir dille eleştirdi: "Bu büyük Müslümancının (Gül'ü kastediyor) beyanatının yalan olduğunu gazeteler yazdı. Bu zat, ikinci Refah Partisi'nin (FP'yi kastediyor) Başkan Vekili; birinci Refah Partisi döneminde de Bakanlık koltuğunu işgal etmiş. Beyninde en ufak bir devlet bilinci, en ufak bir kanunlara saygı bulunmuş olsaydı, üniversitedeki basit bir kayıt görevlisi karşısında utançtan yerlere geçmesi gerekirdi. Gül '18 yıldır değişen bir şey yok' demekle, o şaibeli sayılan iktidarlarına rağmen 18 yıl içinde devleti çürütememişler, bunu gösteriyor. Bu zatın kafasında en ufak bir gelişme olmamıştı. Bu Abdullah Gül, bir istisna değil. Belli zihniyetteki bir siyasi partinin prototipidir. Aslında, bunların onayladığı ve savunduğu bu türbanlılar taifesinin amacı ne din özgürlüğü, ne de insan haklarıdır. Bunların amacı, laik devleti tutan bütün payandaları yıkmak, inanç maskesi altında, insanların din duygusunu sömürerek devleti ele geçirmektir. Abdullah Gül ve takımı, bugün bizi yaygın bir irtica tehlikesiyle yüz yüze getiren bir zihniyeti temsil etmektedir." ..."Mesele türbanla kapanmaz. Bunun arkasından çarşaf, çarşafın arkasından Arap alfabesinin, ardından irtica şehitleri, onun arkasından Menemen yobazlarının aklanması çorap söküğü gibi birbirini izleyecektir." Abdullah Gül ve eşi hakkında, kulaktan dolma lâfların ve gazete yorumunun üzerine, esas hakkında mütalâa üretmek bir başsavcıya yakışıyor mu? Vural Savaş, ettiği hakaretlerin hesabını vermeyecek bir hukuki koruma altında bulunduğu için tabiatının gereğini pervasızca yerine getiriyor. Şu sözlere bakın: "Müslümancı, türbanlı taifesi, şaibeli iktidar, bu zatın kafası gelişmemiş, inanç maskesi altında dini sömürenler vs..." Abdullah Gül'ün, eşiyle birlikte üniversiteye gitmesinde yadırganacak ne var? Hayrünisa Gül, 18 yıl önce, liseyi dışardan bitirme imtihanına girmek istemiş, fakat başı örtülü diye geri çevrilmişti. Geçen yıl da, aynı şekilde, üniversiteyi kazanmış olmasına rağmen, kaydını yaptıramadı. Abdullah Gül "Türkiye'de 18 yıldır değişen bir şey yok" derken, eşinin, lise bitirme imtihanına alınmayışını kastediyordu. 18 yıl önce Hayrünisa Gül'ün üniversiteye başörtüsü sebebiyle girememesi söz konusu olamazdı. Çünkü yaşı tutmuyordu. Ama, Kartel'in İttihat Terakki kanadını temsil eden bir gazetesinde "Gül yalan söylüyor" yorumu çıktı. O yorumun sahipleri, tazminat ödemeye mahkûm oldular. Gül "18 yıl önce durum aynıydı" derken, gazetenin iddia ettiği gibi, eşinin üniversiteye kaydını yaptıramadığını değil, lise bitirme sınavına giremediğini hatırlatmak istiyordu. Nedense, Süleyman Demirel'den sonra Vural Savaş da Abdullah Gül'ü hedef alıyor. Elbirliği ile, meyvalı ağacı mı taşlıyorlar, dersiniz? Gül'den Demirel'e
Abdullah Gül, Demirel ile tartışmasını çok güzel noktaladı. Demirel, "28 Şubat'a karşı çıkmak cumhuriyetin temel niteliklerine karşı çıkmaktır" demişti. Gül şu cevabı verdi: "Öyleyse biz, görev süresince açtığınız okullara, ilişki kurduğunuz cemaatlere bakıp, cumhuriyetin temel niteliklerini aşındırdığınız sonucuna varabilir miyiz?" Sadece Apo'nun idamı değil, 28 Şubat zihniyeti de Avrupa Birliği'ne yakışmaz. Dolayısıyla 28 Şubatçı Demirel de, hiç yakışmaz; yakışmıyor. "28 Şubat'ın adayına" bu Meclis'ten fazla destek çıkmayacağını tahmin ediyoruz. Avrupa Birliği, Apo'nun idamına "hayır" diyor. Ya parti kapatılmasına? Hele bekleyin bakalım. Avrupa Konseyi Parlamentosu'ndan nasıl bir karar çıkacak? Bu arada, Avrupa Konseyi'ne hukuki mütalâa veren Venedik Komisyonu'nun parti kapatılması ile ilgili olarak belirlediği kıstaslar var. Venedik Komisyon raporu 24 Ocak'ta Strasbourg'da oylanacak. Venedik Komisyonu partilerin kapatılma şartlarını şöyle tesbit ediyor: 1- Örgütlenme hakkı serbesttir. 2- Fikirler özgürce ifade edilebilmelidir. 3- Şiddete başvurmayan partiler kapatılmamalıdır. 4- Parti üyelerinin eylemleri, partinin yetkili mercileri tarafından onaylanmadığı takdirde, o partinin kapatılması için gerekçe oluşturmaz. 5- Terör varsa, bu eylemler, mahkemelerce tesbit edilmeli. Sübut bulmalı. Venedik Komisyonu, Avrupa Konseyi'ne hukuki mütalâa veren bir kuruluş. Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra, ortaya çıkan yeni cumhuriyetlerden bazıları Avrupa Konseyi'ne üye olmak isteyince, anayasalarında yapılması gerekli değişiklikleri tesbit etmek üzere Venedik Komisyonu oluşturuldu. Aynı Venedik Komisyonu, demokrasinin vazgeçilmez unsurları olan siyasi partilerin kapatılıp kapatılamayacağı hakkında da yukarıdaki mütalâayı verdi. İşte bu yüzden diyoruz ki, 28 Şubat zihniyeti ve temsilcileri Avrupa Birliği'ne yakışmıyor.
nilicak@yenisafak.com
|
|
| Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar |
| İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV |
|